Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Şifalı bitkiler , ürünler

16 tane "şaka" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"şaka" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kestane ye, Enerjini Koru

Soğuk kış gecelerinin harika lezzeti kestane tam bir sağlık iksiri. Potasyum, fosfor, magnezyum, kalsiyum, demir ve sodyum mineralleri ile C, B1 ve B2 vitaminleri içeren kestane; kış aylarının kötü şartlarına, fiziksel ve zihinsel yorgunluklara hayli iyi geliyor. Şeker, protein ve yağ açısından zengin olan kestanenin diğer özelikleri ise şöyle:
* Kandaki yüksek kolesterolü düşürür.
* Kalp ve kas sistemini uyarıp organizmanın su dengesini düzenler.
* Kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar.
* Potasyum eksikliğinden yakınanlar için etkili bir ilaçtır.
* Kan dolaşımını hızlandırıp varis ve basurların gelişimini önler.
* Çok önemli bir enerji kaynağıdır.
* Kansere karşı koruyucu olduğu da düşünülüyor.

Kalbinizin dostu kanserin baş düşmanı NAR

Yemesi zahmetli olan, ekşiliği nedeniyle biraz da yüz ekşitirek yenen narın faydaları saymakla bitmiyor. İster tek tek tanelerini yiyerek tüketin, ister suyunu sıkarak için nar, pek çok derdin devası.

Narın ve nar suyunun faydalarını Alman Hastanesi'nde görev yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan anlattı:

"Yaz aylarında serin meyve suyu ya da ferahlatıcı bir kokteyl olarak karşımıza çıkan nar, sağlık açısından da özellikle kış aylarında bol bol tüketilmesi gereken bir meyve.

Çünkü insan sağlığına olan faydalarını saymakla bitirmek mümkün değil. Adeta bir 'ilaç', hatta antibiyotik olan nar, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok hastalıktan koruyor. İçerdiği bazı maddelerle kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini engelliyor."

Latince adı 'Punica Granatum' olan nar, özellikle içerdiği antioksidanlar sayesinde vücudun savunma sistemini güçlendiriyor.

10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan

Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan, yapılan araştırmalarda nar suyunun cilt kanserine ve erkeklerde prostat kanserine karşı koruyucu etkisinin görüldüğünü söyledi:

"Kış mevsiminde portakal, mandalina ve limonun yanı sıra narı da taze şekilde veya suyunu sıkarak tüketmek son derece önemli.

Narın en önemli özelliklerinden biri de genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruması.

Damar tıkanıklıklarını geriletme özelliği bulunan nar, 'ACE' denilen enzimi engelleyerek tansiyon düşürücü bir etki de yapıyor. Nar birçok özellikleriyle bazı meyveleri de geride bırakıyor. Örneğin narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunuyor.

Tüm bu özellikleriyle adeta bir 'ilaç' ve doğal antibiyotik görünümünde olan nar, sofralardan kesinlikle eksik edilmemesi gereken meyveler arasında yer alıyor. Nar suyu ayrıca damar sertliğine karşı güçlü etkisi bulunan bir içecek olarak karşımıza çıkıyor.

Nar suyunun sadece tanelerinden değil, tüm meyveden üretilmesi, bu içeceğin antioksidan etkisinin daha da artmasına neden oluyor. Zira bu önemli meyvenin kabuğu alkaloit, tanen ve glikozitler içeriyor.

Bu nedenle ishal kesici ve kurt düşürücü özelliğe sahip bulunuyor. Nar kabuğunun ekstresi ise güçlü bir virüs ve mikrop öldürücü özelliği sahip. Ayrıca, cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösteriyor. Bunların yanı sıra, meyve kabuğu ve tanelerin antioksidan ve anti-tümör etkileri de biliniyor".

Beslenmede yer almalı

Beslenmede mutlaka yer alması gereken nar, aynı zamanda güçlü bir antioksidan özelliği taşıyor.

Yapılan araştırmalara göre narda, serbest radikallere karşı güçlü etkisi olan çeşitli vitamin, mineral, enzim ve antioksidanlar bulunuyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan, "serbest radikallerle en iyi mücadele yolu bu antioksidanları tanımak ve dışarıdan doğru besinleri seçerek bunların etkinliğini en üst düzeyde tutmaktır" dedi.

Doğan, "bugün için bilinen en güçlü antioksidanlar; C ve E vitaminleri, glutatyon, lutein, N-Acetylcystein, keratonoidler, flavonoidler, koenzim Q-10, alfa lipoik asit ve selenyumdur. Nar suyu da doğal antioksidanlardan biridir" açıklamasında da bulundu.

Narın bilinen bazı faydaları:

Tansiyonumuzu olumlu bir şekilde düzenler

Kalbimizi korur düzenli çalışmasına destek olur

Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır

Enerji verir, yorgunluğu giderir

İdrar söktürücü etkisiyle toksin atımını sağlar

Bağışıklık sistemini güçlendirir hastalıklara karşı korur

Kolesterol ve kan şekerimizi regüle eder artmasını engeller

Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır, iyi bakterilerin artmasını sağlar

İshali (diare) önler tedavide destek sağlar

Ciltte olumlu katkısı vardır, pürüzsüz görünüm sağlar

Cilt enfeksiyonlarında olumlu katkısı vardır

Çocuklarda Çinko Eksikliği

Çinko eksikliği, çocukta iştahsızlık,ishal ve kilo kaybına yol açıyor.

Çinko eksikliğinin çocuklarda iştahsızlık, ishal ve kilo kaybına neden olduğu bildirildi.
Konuya ilişkin bilgi veren Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, çinkonun, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, davranış ve öğrenme performansının artması ve çocuklarda büyüme ve gelişim için çok önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye'de toprakların çinko açısından fakir olmasının ve dengesiz beslenmenin çinko eksikliğine sebebiyet verebildiğini ve çinko eksikliğinin demirden sonra en sık görülen mineral eksikliği olduğunu ifade eden Kılınç, şöyle konuştu:

"Çinko en çok çocukluk çağında ihtiyaç duyulan bir mineral. Çinko eksikliği, özellikle bağışıklık sistemini, bağırsakları ve cildi etkiliyor. Bu eksiklik çocuklarda iştahsızlık, ishal ve kilo kaybına neden oluyor. Bağışıklık sistemi etkilenen çocuklar sık sık enfeksiyon geçiriyor. Çinko eksikliği olan çocukların hastalıklara yakalanma riski artıyor. Bu çocuklarda ayrıca büyüme geriliği de görülebiliyor."

Ek Besinlere Geçiş Döneminde Dengeli Beslenme Gerekli
Kılınç, bebeklerde çinko eksikliğinin özellikle ek besinlere geçiş döneminde gözlendiğini, bu dönemde sütten ek besinlere geçişte geç kalınması ya da çocuğa tek çeşit ek besin verilmesinin olumsuz sonuçlar doğurabildiğini ifade etti.

Kılınç, "Çinko eksikliğinin önüne geçmek için çocukların, özellikle ek besinlere geçiş döneminde dengeli beslenmesi gerekir" dedi.

Kılınç, ailelerin ek besinlere geçiş dönemi ve hangi ek besinleri hangi oranda bebeğine vermesi gerektiği konusunda bir doktora başvurabileceğini belirterek, çinko eksikliği bulunan kişilere dengeli beslenme önerisinde bulunduklarını ve çinko içeren hap ve damla verdiklerini ifade etti.

Kılınç, ergenlik döneminde diyet yapan gençlerde de çinko eksikliği görüldüğünü ve diyet yapanların da bu konuda dikkatli olması ve bir uzmandan destek istemesi gerektiğini kaydetti.

Sarımsağın Faydaları

 

Latince adı 'Allium Sativum' olan sarımsak, yüzyıllardan beri bütün dünyada hem sofraların vazgeçilmez bir yiyeceği olarak, hem de çeşitli hastalıklar için şifa amacıyla kullanılıyor. Anavatanı Hindistan olan ve mutfağımızdan eksik etmediğimiz sarımsağın tarihi, insanlık kadar eski.

 

SARIMSAĞIN TARİHİ

Arkeolojik kayıtlardan, tarihin ilk çağlarında Sümerler'in, sarımsağı bildikleri ve ilaç olarak kullandıkları anlaşılırken, eski Mısırlılar'ın da sarımsağı yedikleri ve ilaç olarak kullandıkları belirtiliyor. Tarihi kayıtlardan, Gizek Piramidi'ni yaptıran Firavun Keops'un (IV. Hanedan) inşaat sırasında işçilere bol miktarda yedirdiği sarımısağın, İsrail oğulları tarafından Mısır'dan Filistin'e getirildiği, oradan Anadolu ve İyonya'ya yayıldığı biliniyor. Haçlı seferleri sırasında ilk defa Fransa'ya getirilen ve bu şekilde Avrupa'nın öğrendiği sarımsak, bugün dünyanın her tarafında yetiştiriliyor.

 

SARIMSAK VİTAMİN DEPOSU

Sarımsağın bileşiminde şekerler, vitaminler (A, B, C), kükürtlü bir uçucu yağ ve içerisinde bol olarak allil sülfür bulunuyor. Sarımsağın özel kokusu ve tadı bundan ileri geliyor. Sarımsağın ihtiva ettiği yağ olan 'Oleum allicine', 1944 senesinde J. Cavallito ve J. Bailey adlı iki bilim adamı tarafından keşfedilmiş. Bu yağın 1 miligramı, 15 OE penisilinin aktivitesine eşit kıymetli bir deva.

 

SALGIN HASTALIKLARA KARŞI KALKAN

Uzmanlar, sarımsağın, salgın hastalıkların yayılmasını engelleyen en önemli faktör olduğunu belirtiyor. Mikroplarla iç içe yaşayan, kontrolsüz yiyecekleri tüketen, kanalizasyonların yollara aktığı gecekondu mahallelerinde yaşan insanların salgın hastalıklarla karşılaşmamasının en büyük sebebi, sarımsak olarak gösteriliyor. Yalnızca mikrobik hastalıklardan insanları koruyan sarımsak, Avrupa'da en önemli ölüm sebebi olarak bilinen kanser ve damar hastalıklarına karşı da insanları koruyor. Bugün dünyada en fazla sarımsak yenen ülke olan Bulgaristan'da kanser ve damar sertliğinden ölenleri sayısı, Avrupa'ya nazaran 6-7 misli düşük. Ayrıca İsveçli çocuklar, çocuk felcine karşı da koruduğu anlaşılan sarımsağı yiyerek okula gidiyorlar.

 

SARIMSAĞIN FAYDALARI

Uzmanların tespitlerine göre, sarımsağın insan sağlığı açısından en önemli faydaları şöyle: Ölümlere sebep olan atardamar kireçlenmesine iyi geliyor. Yara ve çıbanları iyileştiriyor. Krampları yok ediyor. Akciğeri, karaciğeri, safra kesesini ve kalbi kuvvetlendiriyor. Bağırsak kurtlarını ve diğer parazitleri öldürüyor. Mide ve bağırsakları dezenfekte ediyor. Zararlı bakterileri yok ediyor. İştahı açıyor. Nezleyi yok ediyor. Nefes borusu rahatsızlıklarına, bronşite çok iyi geliyor. Veremlilere sarımsak yemeleri tavsiye ediliyor. Tansiyonu düşürüyor. Ateşi düşürüyor. Bağırsak gazlarını ortadan kaldırıyor. Grip mikrobunu öldürerek vücudu bu hastalığa karşı koruyor. İdrar yollarında taş oluşumunu engelliyor. Kalp adalelerini güçlendiriyor. Kalbi besleyen kroner damarları genişletiyor. Cinsel gücü arttırıyor. İdrar söktürüyor. Vücudu sivrisinek ve haşerelerden koruyor. Safra salgısının salınımını arttırıyor. Kabızlığı önlüyor. Saç dökülmesini yavaşlatıyor. Sesi güzelleştiriyor.

 

 

Ahmet İslamoğlu

SSK'lı hamilelere ilaç bedava; ama bilen yok


SSK, hamilelikle ilgili ilaçlardan katkı payı almıyor. Ancak çoğu eczane bu uygulamadan habersiz olduğu için hastalar gereksiz yere ücret ödüyor.

 

SSK'lılar hamilelikle ilgili ilaçlarını katkı payı ödemeden alabiliyor. Eczacılar, halkın bu uygulamadan habersiz olduğunu söylüyor.

İddialara göre, bazı SSK yöneticileri bile uygulamayı bilmiyor. Konunun yalnızca SSK'ya özgü olduğunu hatırlatan İzmir Eczacı Odası Başkanı Tuncay Sayılkan, şu uyarılarda bulunuyor: "Eczaneler SSK sistemine 'hamilelik' ya da 'analık' koduyla girdiğinde hastalıkla ilgili ilaçlardan katılım payı alınmaz. Bu uygulamadan faydalanılabilmesi için reçetede 'hamilelik' veya 'gebelik' ibaresinin bulunması şart."

 

Sayılkan'ın verdiği bilgiye göre SSK'ya özgü başka uygulamalar da var. Örneğin 'işyeri hekimliği' diye bir oluşum SSK dışında hiçbir kurumda yok. Sadece SSK, işyeri hekimlerinin yazdığı reçeteleri ödüyor. SSK'daki hamilelik uygulaması diğer kurumlardan farklı. Bu yüzden sıkıntı ortaya çıkıyor. Eczacılar bedava ilaç uygulamasını atlayabiliyor.

 

İzmir Eczacı Odası Başkanı Tuncay Sayılkan, gebelik teşhisi konan SSK'lı hastaların eczacıları uyarmasını istedi. Sayılkan, "Eczacılar bu durumda hastayı bilgilendirmeli. Sistemde özel bir bölüm var. Hamilelikle ilgili ilaçlar için oraya girmek gerekiyor. MR, tomografi gibi çekimlerde kullanılan ilaçlarda da benzer uygulama var. Tüm sosyal güvenlik kurumları bu ilaçlardan sıfır katkı payı alıyor." diye konuştu.

 

İzmir Konak'taki Aktuğ Ezcanesi'nin sahibi Tuğba Toker de böyle bir uygulama olduğunu doğruluyor. Hamile hastalardan yüzde 20 oranında katılım payı almadıklarını belirten Toker, ancak konunun bütün eczacılar tarafından aynı titizlikle uygulanmadığını söylüyor. Toker, "Hem vatandaştan para alıp hem de devletten kesinti yapılmamış gibi para almak mümkün. Bu bir vicdan meselesi." dedi. Hamile SSK mensubu veya eşlerine sıfır katkı paylı ilaç ödemesi, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 43'üncü maddesine göre yapılıyor. Bu maddede şu ifadeler yer alıyor: Sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan karısının analığı halinde, aşağıda yazılı yardımlar sağlanır: Gebelik muayenesinin yaptırılması ve gerekli sağlık yardımlarının sağlanması Doğumda gerekli sağlık yardımlarının sağlanması Sigortalı; kadının doğumdan önce ve sonra işinden kaldığı günler için ödenek verilmesi...

 

İnci Sarıoğlu isimli vatandaş, bu durumu hamileliğnin son döneminde öğrendiğini anlatırken, Süheyla Yıldız da şunları dile getirdi: "Gittiğim eczanede eczacı para almayınca şaşırdım. Daha sonra gittiğim başka bir eczane yüzde 20 katkı payı istedi. Küçük bir katkı ama insanlarımızın faydalanması gerekir."

 Ahmet islamoğlu

Kalp Damar Hastalıklarının Önlenmesinde 11 Öneri

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi (American Heart Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH) önlenmesini amaçlayan yazılı yeni önerilerde bulundu. Bu önemli yazının orijinali 4 Temmuz 2006, Circulation dergisinde, Doç. Dr. Doğan Yücel ‘ tarafından yapılan Türkçe tercümesi ise 15 Eylül 2006 tarihli Cumhuriyet-Bilim Dergisinde yayınlandı. Yazının sonunda sayın Prof. Dr. Ahmet Aydın  konuyu yorumluyor. 

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesinin önerileri erişkinlere ve 2 yaşından büyük çocuklara yönelik. Önerilerle amaçlanan ise şunlar;

 

·     Sağlıklı bir diyet sürdürmek

 

·     Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olmak

 

Kanda düşük dansiteli lipoprotein kolesterolü (LDL-C; "kötü kolesterol"), yüksek dansiteli lipoprotein kolesterolü (HDL-C; "iyi kolesterol") ve trigliserit düzeylerini istenen rakamlara getirmek

 

·     Normal tansiyona (kan basıncına) sahip olmak

 

·     Normal kan glükoz düzeyine sahip olmak

 

·     Fiziksel aktivite göstermek

 

·     Tütün kullanmamak, tütün ürünlerine maruz kalmamak

 

Amerikan Kalp Birliği'nin diyet ve yaşam biçimi üzerine önerileri şu başlıklar altında özetlenebilir:

 

1. Bol sebze ve meyve.

Sebze ve meyvelerin çoğunda yeterli miktarda besin maddesi vardır, aynı zamanda kalorileri düşüktür ve çok miktarda lif içerirler. Dolayısıyla, sebze ve meyveler fazla enerji vermeden yeterli besin sağlarlar. Yapılan çalışmalar sebze-meyve ağırlıklı diyetin tansiyonu düşürdüğünü ve KDH riskini, özellikle de inme riskini, azalttığını göstermektedir. Bu etki sebze-meyvelerin içerdiği maddelere de bağlı olabilir, diyetten diğer yiyeceklerin çıkarılmasına da... Özellikle koyu renkli sebze-meyveler önerilmektedir. Örneğin ıspanak, havuç, şeftali, kiraz, çilek vb. Meyve sularının, hem doygunluk sağlamamaları, hem de lif içermemeleri nedeniyle, meyve yerini tutmayacağını de belirtelim.

 

2. İşlenmemiş taneli, bol lif içeren yiyecekler.

Bunlar hem diyetin kalitesini artırırlar, hem de KDH riskini düşürürler. Lifli diyet mide boşalmasını geciktirerek doygunluk sağlar; böylece alınan kalori miktarı da düşer. Ayrıca vücutta sentezlenen kolesterol miktarını düşürürler. AHA, taneli yiyeceklerin en az yarısının işlenmeden alınmasını öneriyor.

 

3. Haftada en az iki kez balık.

Balık eti, özellikle de yağlı balık eti, çok uzun zincirli omega-3 çoklu doymamış (poliansature) yağ asitlerince zengindir. Haftada iki kez balık yenmesi erişkinlerde birden ölüm ve koroner kalp hastalığı nedeniyle ölüm riskini azaltmaktadır. Ayrıca, dolaylı olarak balık yağları, diğer besinlerle alınan ve KDH riskini artıran zararlı yağların da (doymuş yağlar ve trans yağ asitleri) diyetten çıkarılmasına yol açar. Ancak, balık etinin çevre kirliliği nedeniyle aşırı miktarda civa ve bazı organik toksik kimyasallar içerebileceğini de vurgulamak gerekiyor. Bu yüzden yenecek balığın kaynağının iyi bilinmesi, pişirmeden önce derisinin ve yüzeydeki yağlarının uzaklaştırılması öneriliyor.

 

4. Az doymuş yağ, trans yağ asidi ve kolesterol.

Günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağ, %1'i trans yağ asidi olabilir; kolesterol ise günde 300 miligramı geçmemeli. Bu hedeflere ulaşmak için yağsız et ve sebze, yağsız süt ürünleri yemek ve diyette margarinleri en aza indirmek gerekiyor. Doymuş yağlar ve trans yağ asitlerinin LDL kolesterolü (kötü kolesterol) artırdığı iyi biliniyor. Fazla kolesterol alımı da LDL kolesterolü artırır. Diyette kolesterolün başlıca kaynağı yumurta, et ve süt ürünleri. Diyetteki toplam yağ miktarı ise %25-35 ile sınırlandırılmalı.

 

5. Şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalı .

Tüm dünyada, ticari dürtülerin de etkisiyle, her geçen yıl, diyetle alınan toplam enerjinin daha fazla kesimi şeker katılan içeceklerden geliyor. Şekerli yiyecek ve içecekler fazla kalorileri nedeniyle şişmanlığa yol açıyorlar. Şekerli içecekler doygunluk da vermediklerinden, kişi daha fazla enerji alıyor. Günümüzde şişmanlığın başlıca nedenlerinden biri şekerli içecek kullanımı.

 

6. Tuza dikkat.

Fazla tuz (sodyum klorür) alınışının yüksek tansiyona yol açtığı iyi biliniyor. Tuz kısıtlaması, tansiyonu normal kişilerde yüksek tansiyon gelişimini önlüyor, yüksek tansiyonlularda ise tedaviyi kolaylaştırıyor. Tuz kısıtlaması yaşa bağlı tansiyon yükselmesini azaltıyor, damar sertliği (ateroskleroz) ve kalp yetmezliği riskini düşürüyor. Potasyum oranı yüksek diyet, tansiyonu düşürüyor, aşırı sodyum alımına bağlı yüksek tansiyonu da önlüyor. Sodyum alımı günde 1.5 gramı geçmemeli denilse de, bunu başarmak çok güç göründüğünden, şimdilik günde 2.3 gramı (günde 100 milimol) geçmeyecek bir miktar öneriliyor.

 

7. Alkol.

Az miktarda alkol alımının KDH riskini azalttığı biliniyor. Ancak, diğer yararlı yiyecek içeceklerden farklı olarak, sadece KDH riskini azaltması nedeniyle alkol alımının teşvik edilmesi doğru bulunmuyor. Çünkü alkol bağımlılık yapan bir içki ve aşırı alındığında hem sağlığı olumsuz yönde etkiliyor, hem de toplumsal uyumsuzluklara yol açıyor. Alkol aşırı miktarda alındığında kanda trigliserit düzeyini artırıyor, tansiyonu yükseltiyor, karaciğer hasarına yol açıyor, fiziksel bağımlılık yapıyor, trafik ve iş kazalarına kapı açıyor. Alkolün meme kanseri riskini de artırdığı belirtiliyor. Bunun için de, alkol kesinlikle alınmamalı . Alkolün aynı zamanda proteinler ve karbonhidratlara oranla kalori bakımından daha yoğun olduğunu da belirtelim.

 

8. Ev dışında yenen yemekler.

Gerek öğrenim ve iş yaşamı (genel olarak kent yaşamı), gerekse Batı kültürü, ev dışında yenen yemek oranını artırmaktadır. Özellikle hızlı servis yapılan veya hazır halde pazarlanan yemekler doymuş yağ, trans yağ asiti, kolesterol, şeker ve sodyum açısından zengin; buna karşılık lif ve yararlı besin maddesi içermeyen yemekler. Ev dışında ne kadar çok yemek yenirse, şişmanlık ve insüline direnç (insülin kan şekerini düşüren hormon) o ölçüde artıyor. Bu nedenle ev dışında yemek yerken seçimi iyi yapmak önemli.

 

9. KDH üzerine etkileri henüz kanıtlanmamış besinler.

KDH riskini azalttığı belirtilen ve günümüzde pek popüler olan çeşitli besin maddeleri hakkında görüşlerse şöyle:

 

Antioksidan Ürünler.

 

Antioksidan vitaminler ve selenyum gibi antioksidan özellikteki elementlerin KDH'nı önlemek için alınması önerilmiyor. Gözlemler, antioksidan desteğin KDH riskini azalttığını gösteriyorsa da, bu henüz klinik çalışmalarla kanıtlanmış değil. Hatta, beta karoten gibi bazı antioksidanların sigara içenlerde akciğer kanseri riskini, yüksek doz E vitamininin ise ölüm oranını artırdığı öne sürülüyor. Antioksidan destek ürünlerinin alınması önerilmese de, antioksidan özellikte besinlerin, özellikle meyve, sebze, işlenmemiş taneli beisnlerin ve bitkisel yağların alınması doğru bulunuyor.

 

Soya Proteinleri.

 

Önceki çalışmalar soya proteinlerinin LDL kolesterolü düşürdüğünü, diğer KDH risklerini azalttığını öne sürmüşse de, son beş yıl içinde yapılan çalışmalar bu bilgiyi doğrulamış değil. Hayvansal protein ya da süt ürünleri kaynaklı protein yerine aşırı miktarda soya proteini alınırsa, bunun kolesterolü yüksek kişilerde LDL kolesterolü düşürmekte yaralı olabileceği, ancak HDL kolesterol, trigliserit ve lipoprotein (a) (bunun yüksekliği de damar sertliği ve inme riskini artıran bir etkendir) düzeyini etkilemediği belirtilmektedir. Gene de, en azından, diyette hayvansal ürünler veya süt ürünleri nispeten azalacağından, bunların yerine soya proteinince zengin yiyeceklerin kullanılması daha az doymuş yağ ve kolesterol alınması anlamına geliyor

 

Folik Asit ve Diğer B Vitaminleri.

 

Şu an için folik asit ve diğer B grubu vitaminlerin KDH riskini azalttığını kanıtlayan bilgi yetersiz. Folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin kan homosistein düzeyini (homosistein infarktüs ve inme sıklığını artıran bir bileşik) düşürdüğü, ancak bu vitaminlerle tedavinin beklenen sonuçları vermediği belirtiliyor.

 

Fitokimyasallar (bitkisel kimyasallar).

 

 Flavonoitler ve kükürt içeren bileşikler meyve ve sebzelerde bulunan ve damar sertliği riskini azalttığı düşünülen bir grup madde. Ancak henüz bu grupta yer alan maddeler ve etkileri tam anlamıyla anlaşılabilmiş değil.

 

10. Özel Gruplara Yönelik Öneriler

 

İki yaş üstündeki çocuklar. Çocuklarda ve gençlerde aşırı kilo ve şişmanlık sıklığı gittikçe artıyor. Bu grupta şişmanlık, ileriki yaşlarda KDH habercisi. Bu nedenle erken önlem almak gerekli. Ancak, bu grupta diyete sınırlamalar koymak zor. Çünkü normal büyüme ve gelişme sınırlamadan olumsuz yönde etkilenmemeli.

 

Yaşlılar.

 

Damar sertliği erken yaşlardan başlayan ama kendini ileri yaşlarda gösteren bir hastalık. Diyet ve yaşam biçimi alışkanlıkları KDH riskini azaltabiliyor. Bu nedenle yaşlılıkta da bu alışkanlıkları daha sıkı bir şekilde sürdürmek gerekli.

 

Metabolik sendromlular.

 

 Metabolik sendrom, insülin direnci ile ilgili ve genellikle aşırı kilolu veya şişman kişilerde görülen bir bozukluklar bütünü. En belirgin özellikleri ise karın bölgesi şişmanlığı, kan yağlarında olumsuz değişiklikler (yüksek trigliserit ve düşük HDL kolesterol düzeyi), yüksek tansiyon, insülin direnci, kanda pıhtılaşma eğiliminin ve vücutta iltihabi olaylara eğilimin artması. Metabolik sendromlularda başlıca hedef diyet ve yaşam biçimi değişiklikleriyle KDH riskini azaltmak. Metabolik sendrom gelişimini önlemek için de fiziksel aktivite göstermek ve şişmanlamamak gerekli. Böylece şeker hastalığı ve KDH riski de azaltılıyor. Eğer trigliserit düzeyi yüksek ve HDL kolesterol düzeyi düşükse, yağ içeriği çok düşük diyetten kaçınmak doğru bulunuyor. Bunun yerine orta düzeyde yağ içeren bir diyetle kalori kısıtlamasına gitmek ve fiziksel aktiviteyi artırmak daha yararlı.

 

Kronik böbrek hastaları.

 

Bu hastalarda KDH riski daha yüksek. Bunun nedeni kısmen uygulanan diyetten kaynaklanıyor. Şeker hastalığı, kanda trigliserit yüksekliği, yüksek tansiyon sık görülüyor. Dolayısıyla genel öneriler bu hastalar için de gerekli. Özellikle tuz kısıtlaması çok önemli. Kan yağlarındaki bozukluklar düzeltilmeli. Et yerine süt ürünleri ve sebze alınması, böbreklerdeki bozulmayı da yavaşlatıyor. Kronik böbrek hastalığının ileri aşamalarında ise protein, fosfor ve potasyum kısıtlamasına gitmek gerekiyor.

 

11. Teknoloji ve Çevresel Etkenler.

Teknolojik yenilikler de KDH riskini artırıyor. Örneğin otomobil kulanımı

 

fiziksel aktiviteyi düşüren bir etken. Güvenli kaldırımların, estetik sokakların olmaması ve iyi aydınlatılmaması da yürüyüş yapmak için caydırıcı. Televizyon seyretmek, bilgisayar başında oturmak, video oyunları oynamak, hep fiziksel aktiviteyi azaltan unsurlar. Bu gelişmeler, yanına sağlıksız beslenme kültürü de gelince, şişmanlığı bir salgın haline getiriyor.

 

Kaynak: American Heart Association Nutrition Committee; Lichtenstein AH, Appel LJ, Brands M et al. Diet and lifestyle recommendations revision 2006: A scientific statement from the American Heart Association Nutrition Commitee. Circulation 2006; 114: 82-96.

 

Çeviri: Doç. Dr. Doğan Yücel, S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Biyokimya Bölümü

 

 

Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın yorumu

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesinin (American Heart Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH) önlenmesini amaçlayan yeni önerileri genel olarak çok olumlu. Ama 4. ncü öneride olduğu gibi doymuş yağ fobisinden hala kurtulmuş değiller.

 

Diyetteki toplam yağ miktarı ise %25-35 ile sınırlandırılmalı dedikten sonra günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağ olmalı diyor. Yani doymuş yağlar koroner kalp hastalığını artırıyor demek istiyor ki bu bilginin bilimsel bir temeli yok.

 

Günlük enerjinin en fazla %1'i trans yağ asidi olmalı diyor. Çok doğru. Çünkü bu yağlar oluşturdukları düşük yoğunluklu enflamasyon aracılığı ile koroner kalp hastalığına neden oluyorlar.

 

Komite çok miktarda trans yağ asidi içerdiği için diyette margarinleri en aza indirmek gerekiyor diyor. Nedense tamamen keselim diyemiyor!

 

Bu arada ülkemizdeki kalp cemiyetlerinden biri meşhur bir margarinin destekçisi olabiliyor. Margarinciler daha da ileri giderek ürünlerinin içine koydukları bazı gıda unsurlar(benekol, omega-3) ile kalp sağlığınızın korunacağını söylüyor.  Hatta margarinlerini koroner kalp hastalığını tedavi bile ima edeceğini söylüyorlar.  Bu reklamlar nedense kolesterol düşüren ilaçlara getirilen kısıtlamalardan sonra çok arttı. Bu firmalar herhalde kısıtlamaları önceden haber aldılar.

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi %25-35 yağ oranının %7’sini hayvani doymuş yağlara ve margarine ayırmış. Peki geri kalan %18-28 oranındaki yağlar hangi yağlar olacak. Sakın ha zeytin yağı demeyin; çünkü ABD’deki tüketimi çok az.

 

O zaman geriye ayçiçeği ve mısır gibi yağlar kalıyor. Bu yağlar kalbiniz için iki yönden zararlı;

 

1) Yüksek ısı ve basınçla elde edildiği için bol miktarda trans yağ asidi içeriyorlar

 

2) Omega-6 oranları çok yüksek, omega-3 ise içermiyorlar.

 

Kandaki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına neden mi oluyor yoksa koroner kalp hastalığını önlüyor mu?

 

Çeşitli ülkelerde, çeşitli hastalıklarda ve çeşitli etnik gruplarda yapılan çok sayıda araştırmaların bir çoğunda kan kolesterol düzeyleri ile koroner kalp hastalığı arasında ya da ölüm sıklığı arasında bir ilişki bulunamamış (1-20). Yani bu araştırmalara göre kolesterolü yüksek olan kişilerdeki koroner kalp hastalığına yakalanma ve ölüm sıklığı kolesterolü normal olan kişilerdekinden daha yüksek değilmiş.

 

Bu araştırmaların bazılarında ise kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda koroner kalp hastalığına yakalanma sıklığının azalmış olduğu (10,15,20), hatta kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda (13, 17)  yaşam süresinin daha uzun olduğu saptanmıştır.

 

Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açar mı?

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi (American Heart Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH) önlenmesini amaçlayan yazılı yeni önerilerde bulundu. Bu önemli yazının orijinali 4 Temmuz 2006, Circulation dergisinde, Doç. Dr. Doğan Yücel ‘ tarafından yapılan Türkçe tercümesi ise 15 Eylül 2006 tarihli Cumhuriyet-Bilim Dergisinde yayınlandı. Yazının sayın Prof. Dr. Ahmet Aydın konuyu yorumluyor.

 

Günümüz diyetinde kalp hastalığına neden olduğu iddiası ile kolesterol ve doymuş yağlar yerine kolesterol içermeyen margarin ve çoklu doymamış sıvı yağları (mısır,  soya, ayçiçeği) önerilmektedir.

 

Kore savaşında ölen Amerikan ve Japon genç askerlerin otopsilerinde aterom plaklarının gelişmesi incelendiğinde az doymuş yağ yiyen Japonlar ve çok doymuş yağ yiyen Amerikalılar arasında ateroskleroz (damar sertliği) açısından bir fark bulunmamış  (21,22).

 

Afrikalı Samburular günde 6-7 litre çiğ süt ve yarım kilo kadar et tüketirler. Ortalama Bir Amerikan vatandaşının tükettiği kolesterolün 2 katından fazlasını tüketmesine rağmen, Samburuların kan kolesterol düzeyleri (170 mg/dL) Amerikalılara göre son derece düşüktür (23).

 

Kırsal kesimde yaşayan Kenyalı Masailer günde 2 litre süt, 1-2 kilo kadar et yerler. Buna rağmen ortalama kan kolesterol düzeyi dünya ortalamasından  düşüktür. Fakat şehre indiklerinde çok daha az kolesterollü gıda tüketmelerine karşın kolesterol düzeyleri kabiledeki akrabalarından daha yüksek olmaktadır(24, 25).

 

Somalide sadece sütle beslenen kabilelerde hemen hiç koroner kalp hastalığı görülmemektedir(26).

 

ABD’de 20. yüzyılın başında koroner kalp hastalığından ölüm neredeyse hiç yok iken, daha sonraki yıllarda büyük bir patlama olmuştur. 20. yüzyılın başında daha fazla kolesterol tüketilmektedir. Daha sora margarin ve sıvı (mısır, soya, ayçiçek) yağların kullanılmasında müthiş bir patlama olmuştur.

 

Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açmıyorsa gerçek neden nedir?

 

Günümüzde aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar “kolesterol depo hastalığı” olarak değil “düşük yoğunluklu sistemik enflamatuar hastalık” olarak kabul edilmektedir (CRP artışı ile endirekt olarak gösterilebilir) (27-31).

 

Hayvan çalışmaları Il-6 ve tümör nekroze edici faktör-alfa’nın ateroskleroz sürecini hızlandırdığını göstermektedir(32). Omega-3 yağ asitleri, antienflamatuvar (iltihap önleyici) etkileri ile koroner kalp hastalığı gelişimini yavaşlatırlar.  Rafine edilmiş gıdalardan uzak durarak ve bunların yerine doğal gıdaları yiyerek kronik iltihap rizikosu azaltılabilir.

 

Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açmadığına göre 20. yüzyılın en büyük yalanı niçin sürdürülüyor?

 

Önce şu soruyu soralım. Mevcut durumdan kimler yararlanmaktadır?

 

İlaç sanayisi, margarin ve sıvı yağ sanayisi, düşük yağlı diyet sanayisi, kalp ile uğraşan özel hastahaneler ve buralara malzeme ve alet satan firmalar. Bu piyasanın cirosu trilyonlaca dolar ile ifade edilmektedir. Rantın sürdürülebilmesi ancak yalanın sürdürülmesi ile mümkündür. Medya organlarının çoğu mevcut durumdan beslendiği için bu gerçekleri yeterince yazmadığı gibi kolesterol yalanını sürdürmektedir.

 

Ne yapmalı?

 

· Un ve şekerden mamül gıdaların tüketiminin minimale indirilmesi (Geniş bilgi için taş devri diyet listesine bakınız).

 

·Margarin ve sıvı (mısır,  soya, ayçiçek) yağların kullanılmaması

 

·Bunların yerine hayvani yağların (iç yağı, kuyruk yağı, tere yağı) ve zeytin yağının yenilmesi (dedelerinizin yaptığı gibi)

KALP HASTALIKLARI İÇİN ŞİFALI BİTKİLER

 

 Asma vücut yağlanmasına, kalp ve böbrek rahatsızlıklarına karşı çok etkilidir.

 

Acı marul çiçekleri toplanır, bol şekerle iyice karıştırılır, güneşte kurutulur. Elde edilen bu lezzetli ilaç kalp hastalıklarına iyi gelir ve kalbi kuvvetlendirir. Bu ilçtan günde 1-2 kahve kaşığı alınabilir.

 

Anason tohumlarını çiğnemek kalp çarpıntısını giderir.

 

Cevizde ki yağın yapılan araştırmaların kolestrolü yükseltmeyip düşürdüğünü ortaya çıkardığından, kalp krizini önlemek için günde üç ceviz yemenin yaralı olduğu anlaşılmıştır.

 

Erik, Erkeç otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Fındık (günde bir avuç) tüketilmesi enfarktüsü önler. Haşhaş tohumları kalp hastalarına iyi etki eder.

 

Karnabahar kalp rahatsızlıklarına karşı etkilidir.

 

Kedi otu kalp atışlarını düzenleyicidir.

 

Kekik kalp çarpıntısını önler.

 

Kereviz, üzüm, soğan, nar kalp yorgunluğuna iyi gelir.

 

Limon, melek otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Lahanada bulunan potasyum vücudun suyunu alarak kalp ve dolaşımı rahatlatır. Vücudun zehirini atmasını sağlar.

 

Marul sinirsel kalp çarpıntılarına iyi gelir.

 

Sarımsak kandaki kolestrolü dengelediği için kalp krizi riskini azaltır.

Kırmızı biber mucizesi

 

Acı kırmızı biberin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, özellikle kanser hücrelerini yok eden özelliği, İngiltere'de yapılan bir araştırmayla bir kez daha doğrulandı.

Nottingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, jalapeno biberinin (acı kırmızı biber) içinde bulunan "kapsaisin" maddesinin, hücrelerin enerji üreten ısı odası mitokondriye saldırarak, kanser hücrelerinin ölümünü tetiklediği belirlendi.

Araştırmaya göre, kapsaisindeki molekül ailesi vaniloidler, kanser hücrelerindeki protein gelişimine engel olarak "apostosis"i veya hücre ölümünü tetikliyorlar. Vaniloidler, bunu yaparken, etraftaki sağlıklı hücrelere zarar vermiyorlar.
Kapsaisin etken maddesini akciğer ve pankreas kanser hücrelerinde deneyen bilim adamları, bu etken maddenin tümörlü hücrenin tam kalbine saldırdığını belirterek, "Tüm kanserlerin (Aşil topuğunu) keşfettiğimizi düşünüyoruz" diye konuştular. 

Araştırmaya başkanlık eden Timothy Bates, kanserli hücredeki mitokondrinin biyokimyasal yapısının normal hücrelerdekinden çok farklı olduğunu kaydetti. Bates, bir doz kapsaisinin bir kanser hücresinin apostosise girmesine yol açtığını, ancak normal hücrede bu sonuca yol açmadığını belirterek, "Bu, kanserli hücreleri doğuştan diğerlerinden ayıran ve savunmasız olduğunu gösteren bir durum" dedi.

Türkiye'de sıklıkla tüketilen acı kırmızı biberde de yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin başta kanser olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu hekimlerce daha önce dile getirilmişti.

TÜRKİYE VE ABD'DEKİ ÇALIŞMALAR

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi'nde geçen yıl yapılan bir araştırmada da acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin, kanser başta olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu belirlenmişti.

Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, çalışmalarının sonuçlarına göre, kırmızı biberin içerisinde bol miktarda bulunan kapsaisin maddesinin insan sağlığı üzerine birçok olumlu etkiye sahip olduğunu belirlediklerini ifade etmiş, "Ağrı kesici ve iltihap çözücü etkisini P- maddesi yok ediyor, kanser önleyici etkisini ise içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor. Ayrıca kırmızı biber kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip. Sanıldığının aksine kırmızı biber zayıflatıcı etki de gösteriyor” diye konuşmuştu.
Yılmaz, bu faydaların sağlıklı kurutulmuş ya da taze yenilen kırmızı biberde görüldüğünü bildirmişti.

ABD'nin Los Angeles kentindeki Cedars-Sinai hastanesi Kanser Enstitüsü ve Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan bir başka araştırmada da kırmızı biberin içinde yoğun olarak bulunan ve acılığını veren kapsaisinin, prostat kanseri hücrelerini yok eden etkisi ortaya çıkarılmıştı. Los Angeles'taki Cedars-Sinai Hastanesi Kanser Enstitüsü ve California Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisin, kanserli prostat hücrelerine enjekte edildiğinde, bunların parçalanarak yok olmalarını sağlıyor.

İSOT-CAPSICUM-ANITUM

Türkiye'de isot (ısı otu), bilim çevrelerinde ise “capsicum anitum” adıyla bilinen kırmızı acı biber, sevilerek tüketilen ve kültürü yapılan bir bitki. Anavatanının Meksika olduğu sanılan ve Azteklerin yazılı belgelerinde söz ettikleri kırmızı acı biber, Avrupa'ya 15. yüzyılın sonlarında geldi, 16. yüzyılda kıta ülkelerine ve Osmanlı topraklarına yayıldı.

Kırmızı biberi en çok tüketen ülkelerden olan Hindistan'a ise bu bitki 17. yüzyılda Portekizliler tarafından ulaştırıldı. Hint ve Meksika mutfağında çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye'de en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetiştirilmekte ve tüketilmekte. L.T. Tresh adlı bilim adamı, 1846 yılında bibere acılığı veren maddenin kristal yapısında olduğunu tespit ederek, adını “capsaicin-kapsaisin” koymuştu.

market alışverişi için önemli uyarılar

 

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, vatandaşları, market alışverişi için önemli uyarılarda bulundu. Başkanlığın, et, tavuk, sebze ve meyve alırken dikkat edilmesi gereken uyarıları şöyle: 

 

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, vatandaşları, markette alışveriş yaparken özellikle et ve et ürünleri alırken dikkatli olmaya çağırdı. Hıfzıssıhha, vatandaşların et ve et ürünlerini markette hesap ödemeden önce almasını isterken, özellikle tavuğun bir bütün olarak alınmasıyla maddi olarak da kazançlı çıkacakları önerisinde bulundu.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, “Sağlıklı Beslenme ve Gıda İsrafı Raporu”nda vatandaşları alış veriş yaparken nelere dikkat etmeleri konusunda uyardı. Hıfzıssıhha, besin güvenliğinin markette başladığını belirterek, besinlerin güvenliğinin tüm besin zinciri boyunca yasal çerçevede kontrol edildiğini bu nedenle marketlerden besinleri seçmek ve tüketime kadar güvenli tutmanın tüketicinin sorumluluğu olduğuna işaret etti.

 

Raporda, “Ambalajı kontrol edin. Donmuş besinler katı, soğutucudaki besinler soğuk olmalıdır. Donmuş besinler çözülme belirtileri göstermemelidir. Ambalajda delik, yırtık veya açık köşeler olmamalıdır” uyarısında bulunulurken, güvenlik kapaklarının ve düğmelerinin mutlaka kontrol edilmesi gerektiği bildirildi.

 

Şişmiş, hasar görmüş paslanmış veya çentikli konservelerin alınmaması gerektiği ifade edilirken, bozulabilen besinlerin üzerindeki son kullanım tarihlerine dikkat edilmesi uyarısında bulunuldu.

 

"MARKETTE ETİ EN SON ALIN"  

"Et, kümes hayvanı ve deniz ürünleri gibi bozulabilen ürünleri ödemeyi yapmadan önce, en son alın. Erken alıp, market arabasında dolaştırmayın" önerisinde bulunan Refik Saydam Hıfzıssıhha, ödeme sırsında soğuk besinlerin birlikte paketlenmesi, satın alınan besinlerin ise hemen eve getirilip depolanması gerektiği kaydedildi.

 

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, gıda alışverişinde dikkat edilecek noktalar bulunduğunu belirterek, vatandaşlara şu uyarılarda bulundu.

 

"Et Satın Alırken :  

-Yağları iyi ayrılmış eti satın alın.

-Etin rengi tazeliğini gösterir. Sığır eti tipik olarak parlak kırmızı renktir. Genç dana eti grimsi pembedir. Daha yaşlı dana eti koyu pembedir. Kuzu etinin rengi nasıl beslendiğine bağlı olarak açık pembeden koyu pembeye kadar değişebilir.

-Ekonomik olmalarının yanı sıra tavuk ve hindi etleri yüksek protein içerir ve genellikle yağsızdırlar. Çoğunlukla kümes hayvanlarının yağsız çeşitlerini seçin (hindi ve tavuk gibi).

-Yağ tüketiminizi azaltmak için derisiz beyaz et alın,

-Maliyeti azaltmak için tüm gövde satın alın bir tavuğu kendiniz parçalara ayırırsanız genellikle maddi anlamda tasarruf edersiniz.

Balık Satın Alırken:

-Beslenme açısından yararları nedeniyle deniz ürünlerine ilgi gittikçe artmaktadır. İyi bir protein kaynağı olmalarının yanı sıra deniz ürünlerinin yağ içeriği özellikle doymuş yağlar açısından düşüktür. Ve balık omega -3 yağ asitleriyle sağlık açısından önemli yararlar sunar.

-Satın almadan önce balık tezgahını kontrol edin. Sokak satıcılarından balık almayın.

-Bütün balıkları (yüzgeçli veya kabuklu) koklayın. Kuvvetli balığımsı koku taze olmadığının bir işaretidir.

Yumurta Satın Alırken:

-Almadan önce yumurtaların kartonlarını açın. Temiz ve tam olan kolileri seçin. Kırılmış olanı almayın. Oda sıcaklığında değil buzdolabında saklanmış olan yumurtaları alın.