Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Şifalı bitkiler , ürünler

35 tane "ali" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"ali" tagli diger ogeler resimler , videolar

Zeytinyağının mucize yararları

Zeytinyağının mucize yararları  

 

 Akdeniz mutfağının vazgeçilmezi, tam bir antioksidan deposu olan zeytinyağının yararları saymakla bitmiyor. İşte zeytinyağının sağlıklı ilan edilmesinin 5 nedeni:

 

* Kanser riskini azaltır:

İçerdiği 'polyphenols', bitkisel antioksidan ile hücreleri kanserden korur. Tekil doymamış yağ oranı kansere karşı etkilidir.

 

* Kalbi korur:

Kalbiniz için zeytinyağından daha iyi hiçbir şey yoktur. İyi kolesterolü yükseltir (HDL), kötü kolesterolü (LDL) düşürür, kandaki yağ oranını dengeler, itihabı ve diğer kalp hastalıklarına neden olan sağlık sorunlarını önler.

 

* Kan basıncını düşürür:

İçerdiği etkili antioksidanlar damarları güçlendirir ve genişletir.

 

* Kilo vermenizi sağlar:

Kendine has lezzeti ve doymuş yağ oranının düşük olması kilo vermeye yardımcıdır.

 

* Baş ağrısını azaltır:

Eğildiğinizde başınıza doğru saplanan bir ağrınız varsa; salata ve sebzelere düzenli ekleyeceğiniz zeytinyağı sayesinde hem bu ağrıdan hem de mide sorunlarından kurtulabilirsiniz.

Kalbinizin dostu kanserin baş düşmanı NAR

Yemesi zahmetli olan, ekşiliği nedeniyle biraz da yüz ekşitirek yenen narın faydaları saymakla bitmiyor. İster tek tek tanelerini yiyerek tüketin, ister suyunu sıkarak için nar, pek çok derdin devası.

Narın ve nar suyunun faydalarını Alman Hastanesi'nde görev yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan anlattı:

"Yaz aylarında serin meyve suyu ya da ferahlatıcı bir kokteyl olarak karşımıza çıkan nar, sağlık açısından da özellikle kış aylarında bol bol tüketilmesi gereken bir meyve.

Çünkü insan sağlığına olan faydalarını saymakla bitirmek mümkün değil. Adeta bir 'ilaç', hatta antibiyotik olan nar, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok hastalıktan koruyor. İçerdiği bazı maddelerle kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini engelliyor."

Latince adı 'Punica Granatum' olan nar, özellikle içerdiği antioksidanlar sayesinde vücudun savunma sistemini güçlendiriyor.

10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan

Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan, yapılan araştırmalarda nar suyunun cilt kanserine ve erkeklerde prostat kanserine karşı koruyucu etkisinin görüldüğünü söyledi:

"Kış mevsiminde portakal, mandalina ve limonun yanı sıra narı da taze şekilde veya suyunu sıkarak tüketmek son derece önemli.

Narın en önemli özelliklerinden biri de genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruması.

Damar tıkanıklıklarını geriletme özelliği bulunan nar, 'ACE' denilen enzimi engelleyerek tansiyon düşürücü bir etki de yapıyor. Nar birçok özellikleriyle bazı meyveleri de geride bırakıyor. Örneğin narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunuyor.

Tüm bu özellikleriyle adeta bir 'ilaç' ve doğal antibiyotik görünümünde olan nar, sofralardan kesinlikle eksik edilmemesi gereken meyveler arasında yer alıyor. Nar suyu ayrıca damar sertliğine karşı güçlü etkisi bulunan bir içecek olarak karşımıza çıkıyor.

Nar suyunun sadece tanelerinden değil, tüm meyveden üretilmesi, bu içeceğin antioksidan etkisinin daha da artmasına neden oluyor. Zira bu önemli meyvenin kabuğu alkaloit, tanen ve glikozitler içeriyor.

Bu nedenle ishal kesici ve kurt düşürücü özelliğe sahip bulunuyor. Nar kabuğunun ekstresi ise güçlü bir virüs ve mikrop öldürücü özelliği sahip. Ayrıca, cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösteriyor. Bunların yanı sıra, meyve kabuğu ve tanelerin antioksidan ve anti-tümör etkileri de biliniyor".

Beslenmede yer almalı

Beslenmede mutlaka yer alması gereken nar, aynı zamanda güçlü bir antioksidan özelliği taşıyor.

Yapılan araştırmalara göre narda, serbest radikallere karşı güçlü etkisi olan çeşitli vitamin, mineral, enzim ve antioksidanlar bulunuyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan, "serbest radikallerle en iyi mücadele yolu bu antioksidanları tanımak ve dışarıdan doğru besinleri seçerek bunların etkinliğini en üst düzeyde tutmaktır" dedi.

Doğan, "bugün için bilinen en güçlü antioksidanlar; C ve E vitaminleri, glutatyon, lutein, N-Acetylcystein, keratonoidler, flavonoidler, koenzim Q-10, alfa lipoik asit ve selenyumdur. Nar suyu da doğal antioksidanlardan biridir" açıklamasında da bulundu.

Narın bilinen bazı faydaları:

Tansiyonumuzu olumlu bir şekilde düzenler

Kalbimizi korur düzenli çalışmasına destek olur

Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır

Enerji verir, yorgunluğu giderir

İdrar söktürücü etkisiyle toksin atımını sağlar

Bağışıklık sistemini güçlendirir hastalıklara karşı korur

Kolesterol ve kan şekerimizi regüle eder artmasını engeller

Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır, iyi bakterilerin artmasını sağlar

İshali (diare) önler tedavide destek sağlar

Ciltte olumlu katkısı vardır, pürüzsüz görünüm sağlar

Cilt enfeksiyonlarında olumlu katkısı vardır

Sarımsağın Faydaları

 

Latince adı 'Allium Sativum' olan sarımsak, yüzyıllardan beri bütün dünyada hem sofraların vazgeçilmez bir yiyeceği olarak, hem de çeşitli hastalıklar için şifa amacıyla kullanılıyor. Anavatanı Hindistan olan ve mutfağımızdan eksik etmediğimiz sarımsağın tarihi, insanlık kadar eski.

 

SARIMSAĞIN TARİHİ

Arkeolojik kayıtlardan, tarihin ilk çağlarında Sümerler'in, sarımsağı bildikleri ve ilaç olarak kullandıkları anlaşılırken, eski Mısırlılar'ın da sarımsağı yedikleri ve ilaç olarak kullandıkları belirtiliyor. Tarihi kayıtlardan, Gizek Piramidi'ni yaptıran Firavun Keops'un (IV. Hanedan) inşaat sırasında işçilere bol miktarda yedirdiği sarımısağın, İsrail oğulları tarafından Mısır'dan Filistin'e getirildiği, oradan Anadolu ve İyonya'ya yayıldığı biliniyor. Haçlı seferleri sırasında ilk defa Fransa'ya getirilen ve bu şekilde Avrupa'nın öğrendiği sarımsak, bugün dünyanın her tarafında yetiştiriliyor.

 

SARIMSAK VİTAMİN DEPOSU

Sarımsağın bileşiminde şekerler, vitaminler (A, B, C), kükürtlü bir uçucu yağ ve içerisinde bol olarak allil sülfür bulunuyor. Sarımsağın özel kokusu ve tadı bundan ileri geliyor. Sarımsağın ihtiva ettiği yağ olan 'Oleum allicine', 1944 senesinde J. Cavallito ve J. Bailey adlı iki bilim adamı tarafından keşfedilmiş. Bu yağın 1 miligramı, 15 OE penisilinin aktivitesine eşit kıymetli bir deva.

 

SALGIN HASTALIKLARA KARŞI KALKAN

Uzmanlar, sarımsağın, salgın hastalıkların yayılmasını engelleyen en önemli faktör olduğunu belirtiyor. Mikroplarla iç içe yaşayan, kontrolsüz yiyecekleri tüketen, kanalizasyonların yollara aktığı gecekondu mahallelerinde yaşan insanların salgın hastalıklarla karşılaşmamasının en büyük sebebi, sarımsak olarak gösteriliyor. Yalnızca mikrobik hastalıklardan insanları koruyan sarımsak, Avrupa'da en önemli ölüm sebebi olarak bilinen kanser ve damar hastalıklarına karşı da insanları koruyor. Bugün dünyada en fazla sarımsak yenen ülke olan Bulgaristan'da kanser ve damar sertliğinden ölenleri sayısı, Avrupa'ya nazaran 6-7 misli düşük. Ayrıca İsveçli çocuklar, çocuk felcine karşı da koruduğu anlaşılan sarımsağı yiyerek okula gidiyorlar.

 

SARIMSAĞIN FAYDALARI

Uzmanların tespitlerine göre, sarımsağın insan sağlığı açısından en önemli faydaları şöyle: Ölümlere sebep olan atardamar kireçlenmesine iyi geliyor. Yara ve çıbanları iyileştiriyor. Krampları yok ediyor. Akciğeri, karaciğeri, safra kesesini ve kalbi kuvvetlendiriyor. Bağırsak kurtlarını ve diğer parazitleri öldürüyor. Mide ve bağırsakları dezenfekte ediyor. Zararlı bakterileri yok ediyor. İştahı açıyor. Nezleyi yok ediyor. Nefes borusu rahatsızlıklarına, bronşite çok iyi geliyor. Veremlilere sarımsak yemeleri tavsiye ediliyor. Tansiyonu düşürüyor. Ateşi düşürüyor. Bağırsak gazlarını ortadan kaldırıyor. Grip mikrobunu öldürerek vücudu bu hastalığa karşı koruyor. İdrar yollarında taş oluşumunu engelliyor. Kalp adalelerini güçlendiriyor. Kalbi besleyen kroner damarları genişletiyor. Cinsel gücü arttırıyor. İdrar söktürüyor. Vücudu sivrisinek ve haşerelerden koruyor. Safra salgısının salınımını arttırıyor. Kabızlığı önlüyor. Saç dökülmesini yavaşlatıyor. Sesi güzelleştiriyor.

 

 

Ahmet İslamoğlu

Yemek Yeme Adabı

Yiyecek ve içeceklerin helal olması lazımdır.
Yemekten önce ve sonra eller yıkanmalıdır.
Yemeğe besmele ile başlanmalı ve yemeği bitirince de elhamdülillah denmelidir.
Yemek kendi önünde ve sağ elle yenmelidir.
Lokma küçük alınmalı ve iyice çiğnenmelidir.
Lokma ağızda iken konuşulmamalıdır.
Bir lokma yutulmadıkça diğeri alınmamalıdır.
Yemeği soğutmak için yemeğin içine üflenmemelidir.
Su içerken, bardağın içine nefes verilmemelidir.
Başkalarını tiksindirecek söz ve davranışlardan kaçınmalıdır.
Yemek israfı edilmemeli, yenilebilecek kadar yemeği tabağa koymalı ve onu bitirmelidir.
Toplu
yemek yenirken, herkes yemeği bitirmeden sofradan kalkılmamalıdır.
Yemeğe önce büyükler başlamalıdır.
Sokaklarda
yemek yenmemelidir.

Yemek yeme eylemi, insanların en önemli gereksinmelerinden olup beslenme ve hayatın devamı amacıyla gerçekleştirilmesi zorunlu bir eylemdir.

İlk çağlarda insanların çiğ yiyeceklerle beslendikleri zamanlarda yemek yeme eylemi çoğu zaman yardımcı araç ? gereç ve mekanlar gerektirmeden gerçekleşmekteydi. Daha sonraları aile yaşantısının gelişmesi yönünde aile bağlarının ortaya çıkması nedeniyle belirli bir gelişim göstermiş ve ateşin de bulunmasıyla pişirerek yeme alışkanlığı toplu halde yemek yeme eylemini ortaya çıkarmıştır. Bu sosyal gelişim sonucunda, insanların doğal gereksinmeleri yanında çalışma saatlerine de bağlı olarak belirli sürelerde giderilmeye başlanmıştır. Bu gelişme yemek yeme eylemini toplu bir eylem haline getirmiş ve aile bireyleri bu etkinliği belirli saatlerde toplu halde gerçekleştirme alışkanlığını elde etmişlerdir. Genellikle bu eylem bir günde sabah, öğle ve akşam olmak üzere 3 kez gerçekleştirilmektedir.

Kontta
yemek yeme eylemi için yemek hazırlama alanını genişletme ve aynı zamanda ev işlerini kolaylaştırma işlemi, konut içinde aynı bir yemek yeme alanı düzenlenmesini gerektirmiştir. Bu gereksinimin eşlerin her ikisinin de çalışması nedeniyle daha da önem kazanarak günümüzde de biçimlenerek gelişimini sürdürmektedir. Ailenin bir araya geldiği aynı zamanda sosyal ilişkilerin gerçekleştirildiği mekan ve alanların biri de konutun yemek yeme alanıdır. Bu bölüm yemek yeme eylemlerinin yanı sıra bireylerin çeşitli iş, günlük konuşma, ilgi alanlarına göre boş vakitlerini değerlendirme uğraşları için kullandıkları bir yerdir. Ayrı bir çocuk odası olmadığı zamanlarda büyüklüğüne bağlı olarak oyun alanı olarak da kullanılabilir.

Tek aile evlerinden genellikle geniş alanların varlığı aile bireylerinin bireysel uğraşlarını da gerçekleştirmesine olanak vermektedir. Ancak çok katı sosyal konutlarda alan darlığı yüzünden
yemek yeme alanı yemek yeme dışında diğer gereksinmelerinin de karşılandığı bir yerdir. Bu amaçla kullanılması özellikle yaşama mekanlarından kopmamasına sağladığı için genellikle yaşama mekanı içinde olması istenmektedir.

 

Ahmet İslamoğlu

KALP HASTALIKLARI İÇİN ŞİFALI BİTKİLER

 

 Asma vücut yağlanmasına, kalp ve böbrek rahatsızlıklarına karşı çok etkilidir.

 

Acı marul çiçekleri toplanır, bol şekerle iyice karıştırılır, güneşte kurutulur. Elde edilen bu lezzetli ilaç kalp hastalıklarına iyi gelir ve kalbi kuvvetlendirir. Bu ilçtan günde 1-2 kahve kaşığı alınabilir.

 

Anason tohumlarını çiğnemek kalp çarpıntısını giderir.

 

Cevizde ki yağın yapılan araştırmaların kolestrolü yükseltmeyip düşürdüğünü ortaya çıkardığından, kalp krizini önlemek için günde üç ceviz yemenin yaralı olduğu anlaşılmıştır.

 

Erik, Erkeç otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Fındık (günde bir avuç) tüketilmesi enfarktüsü önler. Haşhaş tohumları kalp hastalarına iyi etki eder.

 

Karnabahar kalp rahatsızlıklarına karşı etkilidir.

 

Kedi otu kalp atışlarını düzenleyicidir.

 

Kekik kalp çarpıntısını önler.

 

Kereviz, üzüm, soğan, nar kalp yorgunluğuna iyi gelir.

 

Limon, melek otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Lahanada bulunan potasyum vücudun suyunu alarak kalp ve dolaşımı rahatlatır. Vücudun zehirini atmasını sağlar.

 

Marul sinirsel kalp çarpıntılarına iyi gelir.

 

Sarımsak kandaki kolestrolü dengelediği için kalp krizi riskini azaltır.

Nane çayı tüyleri azaltıyor

Nane çayı tüyleri azaltıyor

 

Guardian gazetesi, Türk bilim adamı Mehmet Tamer’in yaptığı bir araştırmanın sonuçlarına göre günde iki bardak nane çayı içmenin, kadınlarda hormon seviyesini düşürerek istenmeyen tüylerle mücadeleye yardımcı olduğunu yazdı.

 

İngiliz Guardian gazetesi, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Endokrinolojisti Mehmet Tamer’in son araştırmasına yer verdi. Gazetenin bilim muhabiri Ian Sample imzasıyla yayınlanan haberde, ard arda beş gün boyunca nane yaprağı çayı içen kadınlarda yüz, karın ve göğüs bölgelerinde koyu renkle tüylerin oluşmasına neden olan hirsutizm’i tetiklediğine inanılan hormonların azaldığı kaydedildi.

 

Söz konusu düzensizliğin Polikistik Yumurtalık Sendromu’yla ilişkili olduğu belirtilen haberde, bu durumun, doğum yapabilme çağına gelen bayanların yüzde 5 ila 10’unu etkilediği ifade edildi.

 

Türk bilim adamının çalışmasının “Phytotherapy Research” dergisinde yayınlandığı kaydedilen haberde, çalışmada yaşları 18 ile 40 arasında değişen 21 kadının kullanıldığı ve bu kadınların 12’sinde Polikistik Yumurtalık Sendromu olduğu vurgulandı.

 

Haberde, çalışmanın sonuçlarında kan testlerinin, testesteron hormonunun yüzde 29 oranında azaldığını gösterdiği aktarıldı. Gazete, araştırmaya göre nanenin, mevcut tedavilere iyi bir alternatif olabileceğini yazdı. Haberde, Türk ekibin söz konusu araştırmayı yapmaya, uzun süre nane çayı içen kullanan erkeklerde libidonun azaldığı bilgileri üzerine yapmaya karar verdiği de kaydedildi.

market alışverişi için önemli uyarılar

 

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, vatandaşları, market alışverişi için önemli uyarılarda bulundu. Başkanlığın, et, tavuk, sebze ve meyve alırken dikkat edilmesi gereken uyarıları şöyle: 

 

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, vatandaşları, markette alışveriş yaparken özellikle et ve et ürünleri alırken dikkatli olmaya çağırdı. Hıfzıssıhha, vatandaşların et ve et ürünlerini markette hesap ödemeden önce almasını isterken, özellikle tavuğun bir bütün olarak alınmasıyla maddi olarak da kazançlı çıkacakları önerisinde bulundu.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, “Sağlıklı Beslenme ve Gıda İsrafı Raporu”nda vatandaşları alış veriş yaparken nelere dikkat etmeleri konusunda uyardı. Hıfzıssıhha, besin güvenliğinin markette başladığını belirterek, besinlerin güvenliğinin tüm besin zinciri boyunca yasal çerçevede kontrol edildiğini bu nedenle marketlerden besinleri seçmek ve tüketime kadar güvenli tutmanın tüketicinin sorumluluğu olduğuna işaret etti.

 

Raporda, “Ambalajı kontrol edin. Donmuş besinler katı, soğutucudaki besinler soğuk olmalıdır. Donmuş besinler çözülme belirtileri göstermemelidir. Ambalajda delik, yırtık veya açık köşeler olmamalıdır” uyarısında bulunulurken, güvenlik kapaklarının ve düğmelerinin mutlaka kontrol edilmesi gerektiği bildirildi.

 

Şişmiş, hasar görmüş paslanmış veya çentikli konservelerin alınmaması gerektiği ifade edilirken, bozulabilen besinlerin üzerindeki son kullanım tarihlerine dikkat edilmesi uyarısında bulunuldu.

 

"MARKETTE ETİ EN SON ALIN"  

"Et, kümes hayvanı ve deniz ürünleri gibi bozulabilen ürünleri ödemeyi yapmadan önce, en son alın. Erken alıp, market arabasında dolaştırmayın" önerisinde bulunan Refik Saydam Hıfzıssıhha, ödeme sırsında soğuk besinlerin birlikte paketlenmesi, satın alınan besinlerin ise hemen eve getirilip depolanması gerektiği kaydedildi.

 

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, gıda alışverişinde dikkat edilecek noktalar bulunduğunu belirterek, vatandaşlara şu uyarılarda bulundu.

 

"Et Satın Alırken :  

-Yağları iyi ayrılmış eti satın alın.

-Etin rengi tazeliğini gösterir. Sığır eti tipik olarak parlak kırmızı renktir. Genç dana eti grimsi pembedir. Daha yaşlı dana eti koyu pembedir. Kuzu etinin rengi nasıl beslendiğine bağlı olarak açık pembeden koyu pembeye kadar değişebilir.

-Ekonomik olmalarının yanı sıra tavuk ve hindi etleri yüksek protein içerir ve genellikle yağsızdırlar. Çoğunlukla kümes hayvanlarının yağsız çeşitlerini seçin (hindi ve tavuk gibi).

-Yağ tüketiminizi azaltmak için derisiz beyaz et alın,

-Maliyeti azaltmak için tüm gövde satın alın bir tavuğu kendiniz parçalara ayırırsanız genellikle maddi anlamda tasarruf edersiniz.

Balık Satın Alırken:

-Beslenme açısından yararları nedeniyle deniz ürünlerine ilgi gittikçe artmaktadır. İyi bir protein kaynağı olmalarının yanı sıra deniz ürünlerinin yağ içeriği özellikle doymuş yağlar açısından düşüktür. Ve balık omega -3 yağ asitleriyle sağlık açısından önemli yararlar sunar.

-Satın almadan önce balık tezgahını kontrol edin. Sokak satıcılarından balık almayın.

-Bütün balıkları (yüzgeçli veya kabuklu) koklayın. Kuvvetli balığımsı koku taze olmadığının bir işaretidir.

Yumurta Satın Alırken:

-Almadan önce yumurtaların kartonlarını açın. Temiz ve tam olan kolileri seçin. Kırılmış olanı almayın. Oda sıcaklığında değil buzdolabında saklanmış olan yumurtaları alın.

Meyve Satın Alırken:

-Elma-Çürük ya da çürük noktaları olanlardan sakının.

-Erik-Çatlamış veya buruşuk kabuklardan sakının.

-Kiraz-Vişne: Fazlaca yumuşak veya kurumuş veya koyu sapları olanlardan sakının.

-Limon: Genellikle pürtüklü yapılı limonlar daha kalın kabukludur ve ince kabuklulardan daha az suludur.

-Muz: Lekelenmiş ve çürümüş kabuklulardan sakının.

Portakal: Yumuşaklık veya ucunda beyazımsı küf hissi verenlerden sakının.

Sebze Alırken

-Bamya: Koyu yeşil renkli ve lekesiz olmalıdır.

-Bezelye: Dolgun, parlak yeşil kabuklu ve körpe, iyi gelişmiş tohumlu olmalı.

-Biber: Yumuşak, benekli ve berelilerden sakının.

-Domates: Düzgün, iyi şekillenmiş ve sert (çok sert değil) olmalı.

-Yeşil Yapraklı Sebzeler: Taze, yumuşak, lekesiz yapraklı olmalı, kalın damarlı yapraklı demetlerden sakının.“

Damar sertliği riskinizi öğrenin

Damar sertliği riskinizi öğrenin

 

Damar sertliği sessizce ilerleyerek kalp krizi, felç, bacak kesilmesi, böbrek yetmezliği gibi ciddi sonuçlar yaratıyor. 20 dakika süren basit bir ultrason incelemesiyle bu hastalıklar ortaya çıkmadan damarlardaki riskler belirlenebiliyor. 

 

Damar sertliği nedir?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil:

Atardamarlarda yıllar içinde kolesterol, kireç ve

bazı kan elemanlarının birikmesiyle ortaya çıkan hastalığa damar sertliği diyoruz. Atardamarlar kalpten pompalanan temiz kanı alıp vücudun diğer organ ve dokularına götürmekle görevlidir. Hastalık sonucunda bu damarlar daralabilir veya tam tıkanabilir. Halk arasında damar kireçlenmesi adıyla da biliniyor. Günümüzde ilk sıradaki ölüm sebebidir.

 

Sebepleri neler?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Atardamarların 3 tabakası var. Bazı faktörlerin etkisiyle en içteki tabaka zamanla bozulur. Bozulan bölgeye kandaki kolesterol, kalsiyum gibi bazı maddeler birikmeye başlar. Bunun sonucunda damar daralır veya tamamen tıkanır.

Bu da, o damardan kan geçişinin azalması ya da hiç kan geçmemesi anlamına geliyor. Batı toplumlarında tüm ölümlerin neredeyse yüzde 50'si damar sertliği sonucu gelişiyor. Bu oran vücuttaki her türlü kansere bağlı ölümlerin toplamının 2 katından fazlası demektir. Ayrıca birçok hastada da çok önemli sakatlıklara neden oluyor.

 

Damar sertliği tek bir hastalık mı?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil:

 

Damar sertliği vücuttaki atardamarları tutan bir hastalıktır. Birden fazla damarın tutulması çok yaygın görülür. Damar sertliğini kalp, beyin, böbrek ve bacak damarları hastalığı diye 4 gruba ayırabiliriz.

 

Neden ortaya çıkıyor?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil:

 

Hastalığın ortaya çıkışını tek bir nedene bağlamak mümkün değil. Genetik yatkınlıktan bahsedilse de bunun nasıl damar sertliğine yol açtığı maalesef tam olarak bilinmiyor. Büyük ihtimalle tam bilinmeyen

bazı genetik etkenler, risk faktörlerinin de etkisiyle damar sertliğinin oluşumuna katkıda bulunuyor.

 

Bu risk faktörleri neler?

 

İleri yaş (50 yaşın üzeri)

Cinsiyet faktörü (erkek olmak)

Kalıtım (ailede damar sertliği)

Yüksek tansiyon

Şeker hastalığı

Sigara içilmesi

Yüksek kan kolesterol seviyesi

Yüksek kan 'homosistin' seviyesi

Damar sertliği

 

belirti verir mi?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Kalp damarlarını tutarsa kalp ağrısına, kalp krizine; boyun damarlarını tutarsa geçici veya kalıcı inmeye (felç) yol açar. Böbrek damarlarını tutarsa tedavisi zor yüksek tansiyona veya böbrek yetmezliğine; karın veya göğüs içi büyük damarı tutarsa balonlaşma (aort anevrizması) ve patlamaya neden olur. Damar sertliği bacak damarlarını tutarsa yürürken ağrı, yara, kangren ve ileri evrede bacak kesilmesi ile sonuçlanabilir. Belirtiler ortaya çıkmadan önce tanı konulabilirse birtakım etkin tedavilerle inme, böbrek yetmezliği, anevrizma ve bacak sorunları önlenebilir. Amaç risk grubundaki hastaları saptayarak koruma altına almak.

 

Ne sıklıkla görülür?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Türkiye'de henüz güvenilir bir rakam yok, ancak hastalığın sık görüldüğü bir gerçek. Özellikle uzun yıllar sigara içen ve 50 yaşın üzerindeki erkeklerde ortaya çıkma riski fazla. 20 yıl çalıştığım İsveç rakamlarını baz alarak cevap vereyim isterseniz.

 

Yaklaşık 9 milyon insanın yaşadığı İsveç'te kayıt altında olmayan hiçbir bilgi yok, bu nedenle çok doğru oranlar vermek mümkün. İsveç'te her yıl  1000 kişiden 6'sı ani kalp krizi geçiriyor.

 

Ayrıca 1000 kişiden 7'sinde henüz şikayet vermemiş kalp damarı sertliği bulunuyor. Dolayısıyla İsveç'te kalp damarı sertliğinin sıklığı 1000 kişide 13'tür. İşin korkutucu yanı, bu hastaların en az yüzde 30'unun diğer damarlarında da hastalık var. Yine İsveç'te her yıl 1000 kişiden 3-4'ü inme geçiriyor. Bu hastaların yüzde 25'inde inme nedeni, boyun damarlarında olan damar sertliğine bağlı aşırı darlıktır. Aort anevrizmasının oranı boyun damarlarındaki sıklığa yakındır. Böbrek damarlarında darlık ise 60 yaşın üzerindeki insanların yüzde 6-7'sinde görülüyor. Bacak damarlarındaki darlık ve tıkanıklıklar, 55 ile 74 yaş gurubunda yüzde 15 oranında ortaya çıkıyor.

Metabolizma yavaşlığı ne anlama geliyor?

 

 

Sürekli diyet yapmanıza rağmen kilo veremediğinizi ya da çok az verdiğinizi düşünüyorsanız bu yazıyı dikkatle okumalısınız.

 

15-20 yıl öncesine göre daha az yemenize, pastaları, kurabiyeleri, sütlü tatlıları ve gece kaçamaklarını çoktan unutmanıza rağmen karın ve kalça çevreniz gittikçe genişliyorsa bu yazıyı bir kez daha gözden geçirmenizde fayda var!

 

Hastalarımın çoğu verilen kilo programını uygularken çok dikkatlidir. Önerdiklerimizden fazlasını yemezler. Önerilerimize dikkatle uymalarına karşın fazla kilolarından istedikleri hızda kurtulamaz, üzülür, bunalırlar. Sebep çoğu kez aynıdır: Metabolizma yavaşlaması!

 

Metabolizma hızının en kısa ifadesi, bedeninizin aldığı besinleri enerjiye dönüştürme ve bu enerjiyi kalori olarak yakma kapasitesidir. Metabolizmanız hızlı çalışıyorsa, aldığınız besinler kolayca enerjiye dönüştürülecek, eksiksiz olarak yakılacaktır. Eğer metabolik hızınız yavaşsa, yaşlanmanın doğal sonucu olarak yavaşladıysa ya da bir hastalık sonucu metabolik hızınız düşmüş ise bedeninizin besinleri enerjiye ve kaloriye değiştirme yeteneği de bozulacaktır. Sonuçta yakılmayan fazla kaloriler artan kilolarınızdır.

 

METABOLİZMA YAŞLANDIKÇA YAVAŞLIYOR

 

Yaşlandıkça metabolik hızınızın yavaşladığı doğrudur. 30’lu yaşları takiben vücudunuz her 10 yıllık dönemde yüzde 2-4 daha az enerji yakmaya başlar. Kadınlarda menopoz, erkeklerde andropoz gibi hormonal faktörlerin araya girmesi ise metabolizmanızı daha da yavaşlatacaktır. Kadınlar erkeklerden daha az kalori yakarlar. Bu nedenle metabolizması düşen kadınlarda kilo kontrolü erkeklere oranla daha güç hale gelir ve erkeklerden zaten fazla olan vücut yağ yüzdesi daha da artar.

 

Diğer taraftan bedensel aktivitenin yaşlandıkça azalması, kas kitlesinde de azalmaya ve yağ depolarında artmaya neden olur. Siz yaşlandıkça aktivitenizi artıracağınız yerde azaltırsanız kas miktarınız o denli azalır. Ne kadar az kasınız olursa aktiviteniz de paralel olarak azalacaktır. Yani zamanla bu iki durum birbirini besler ve bir kısırdöngü ortaya çıkar: Zayıf kaslar, azalmış aktivite, artmış yağlar, artmış kilolar ve daha da azalan metabolik hız.

 

AEROBİK EGZERSİZLERLE HIZLANIYOR

 

Bu kötü zinciri nasıl kıracaksınız? Metabolizmanızı hızlandıran ilk anahtar düzenli bedensel aktivitedir. Eğer yaşamınızda önemli bir değişiklik yapmayı düşünüyorsanız, aktivitenizi artırmak ilk sırada yer almalıdır. Eğer daha az kilo almak istiyorsanız daha çok egzersiz yapmalı, daha çok kas kitlesine sahip olmalısınız. Ortalama metabolik hızınızı artırarak daha fazla kalori yakmalısınız. Egzersiz metabolizmanızın en iyi güvenli dostudur.

 

Metabolizmayı hızlandıran egzersizlerin öncelikle aerobik olması gerekir. Yağlarınızı yakabilmek için mutlaka oksijene ihtiyacınız vardır. Bu nedenle hangi egzersizi yaparsanız yapın o egzersiz süresince rahat soluk alıp verebilmeli, egzersiz arkadaşlarınızla nefes nefese kalmadan sohbet edebilmelisiniz. Kalp hızınızı mevcut hızından dakikada ortalama 20 civarında artıran ritmik yürüyüşler metabolizmanızı hızlandırmanın en iyi yoludur.

 

BAZI HORMONLARLA BOZULUYOR

 

Eğer aerobik egzersizleri ağırlık kaldırma gibi dayanıklılık antrenmanları ile desteklerseniz daha da başarılı olursunuz. Dayanıklılık antrenmanları ile hem aerobik aktiviteye oranla daha fazla kalori yakarsınız hem de kas kütlenizi artırarak vücudunuzun enerji tüketen dokusal rezervini çoğaltır, gece uyurken bile kalori yakarsınız!

 

Düşük metabolizma hızının sorumlusu bazen de hormonal yetersizliklerdir. Tiroit hormonu yetersizliği bunun en iyi bilinen örneğini oluşturur. Tiroit hormonu yetersizliği ileri düzeyde olduğunda "Hipotiroidi" olarak isimlendirilen sağlık sorununu ortaya çıkarır. Hipotiroidide düşük metabolizma hızına bağlı hızlı kilo alma, hastalığın halsizlik, yorgunluk, kabızlık, unutkanlık gibi diğer birçok belirtilerine eşlik eder.

 

Çok hafif düzeydeki tiroit bezi yetmezliğinde ise metabolik hızdaki düşme ve bunun sonucunda oluşan kilo verme güçlüğü bazen ilk ve tek belirtidir. Bu nedenle kilo verme programları başlatılırken, özellikle zor kilo verip kolay kilo alanların tiroit hormonu yetersizliği yönünden dikkatlice incelenmesi gerekir.

 

Metabolizmayı hızlandırma rehberi

 

Kilonuzu kontrol etmede güçlük çekiyor musunuz? Eğer yeterince kalori kısıtlaması yaptığınızdan ve gereği kadar aktif bir yaşam sürdürdüğünüzden eminseniz metabolizmanızı biraz ateşlemeyi deneyin. İşte size kolay uygulanabilir bazı öneriler:

 

1. Tiroidinizi kontrol ettirin: Tiroit bezinin normal çalışmaması kilo almanızı kolaylaştırır. Guatr sorunu olanların önemli bir kısmında tiroit bezi yeterli tiroit hormonu üretemez. Normalden daha az tiroit hormonu vücudun normalden daha az enerji yakmasına neden olur. Tiroit bezinizin iyi çalışıp çalışmadığından emin olmak için tiroit bezi hormonlarının ölçülmesi yeterli olacaktır.

 

2.Yürürken daha hızlı değil daha uzun mesafelere gidin: Vücudunuzun oksijen eşliğinde yaptığı hareketler ne kadar uzun sürerse bedeninizin o kadar çok yakıt (yağ depolarınız) harcayacağından emin olabilirsiniz.

 

3.Gezinmek yerine, ciddi bir yürüyüş yapın: Adımlarınızı biraz sıklaştırırsanız metabolizmanızı daha da hızlandırır, daha çok yağ yakabilirsiniz. Uzun mesafeleri katetmek her zaman iyidir, bu mesafeleri daha hızlı adımlarla katetmek ise daha da iyidir.

 

4. Yemek sonrası kısa yürüyüşler yapmayı unutmayın: Yemeği takiben yaptığınız hafif yürüyüşlerde metabolizmanın daha hızlı bir süreçle işlediği, daha çok kalori (enerji) ve daha çok yakıt tükettiği biliniyor. Yemek sonrası yürüyüşlerin metabolizmayı hızlandırıcı etkisinden yararlanın.

 

5.Öğün atlamayın: Yavaş ve uzun süre çiğneyerek yemeyi deneyin.

 

6.Hayatınızı baharatlandırın: Kırmızı acı biber, turp ve hardal gibi baharatların metabolizmayı hızlandırabileceği düşünülür. Baharatlar vücudunuzu daha hızlı bir çarka sokabilir, metabolizma hızınızı yükseltebilir.

 

7. Doktorunuz tarafından önerilmeyen ilaçları kullanmayın: Zayıflamak adına yosun hapları, detoks likidleri, tiroit ekstreleri, amfetamin, sibutramin, efedrin gibi maddeleri kullanmamaya özen gösterin.

 

DİYET GÜNLÜĞÜ

 

Farkında olmak

 

Bazı gazetelerde kalorilik diyet reçeteleri veriliyor. Siz köşenizde bunları değiştirmeye çalışıyorsunuz. Niye hala diyeti sabit hale getiren diyetler veriliyor?

 

Biz olması gerekeni, bilimsel gerçekleri hayatınızla birleştirmeye çalışıp, kalıcı alışkanlıklar yaratmaya çalışırken, diyetisyen olmayan "diyetisyen"lerin yazdığı listeler hala insanları kandırabiliyor. Herkesin yaşam tarzı, sevdiği yiyecekler, kalori ihtiyacı, yaşı, hormonal yapısı birbirinden farklıdır. Tüm bunlara rağmen o listeyi alıp uygulamaya çalışıyorlar. Sağlığınızı tehlikeye atmayın. Eğer bir sağlık probleminiz var ise mutlaka bir uzman doktora başvurun. Doktorunuz tahlil sonuçlarına göre "size özel bir beslenme programı"nın hazırlanması için sizi diyetisyene yönlendirecektir. Gittiğiniz yerde doktorunuzu uzmanlığına, okuduğunuz yazıların uzmanlar tarafından hazırlanıp hazırlanmadığına dikkat etmek sizin elinizde. Komşunuzun size uzattığı ilacı artık içmediğiniz gibi, size göre hazırlanmamış diyet reçetelerinden de uzak durmanın vakti geldi de geçiyor! Metabolizmanızla daha fazla uğraşmadan, onu yormadan kendinizle ilgilenin.

 

Zor olan programlı olmak

 

Çalışma hayatıma adapte edebildiğim bir diyet programının hazırlanması zor mudur? Kahvaltı yapmak çok zor geliyor zaman zaman, öğle için alternatifler verebilir misiniz?

 

Diyet yaparken kahvaltı ve öğle öğünlerinin kimi zaman çantada taşınır olarak hazırlanması işinizi kolaylaştırabilir. Özellikle besin seçimlerinizde kafanızı karıştıran menülerle karşılaştığınızda aşağıdaki menülerden kendinize uygun olanı seçebilirsiniz.

 

7 Peynirli kepekli tost - Çay

 

7 Kepekli galeta - peynir - Çay

 

7 Yoğurt - Meyve

 

7 Ceviz - Galeta - Peynir

 

7 Müsli- yağsız süt- meyve

 

7 Yoğurt-ayran-cacık (öğünün vazgeçilmezi)

 

Konserveler (enginar, ton balığı, mantar, barbunya)

 

7 Fümeler (hindi, balık)

 

7 Sandviçler (tavuklu, ton balıklı)

 

7 Hazır salatalar (ilave az yağlı peynir veya ton balığı)

 

Yerinde sağlıklı kahvaltı yapabilirsiniz

Varis varsa çaresi de var

Varis varsa çaresi de var  

 

Varis, toplardamar sisteminde ortaya çıkan yetmezliğe bağlı olarak, kan dolaşımının yavaşlaması, yüzeysel kan damarlarının genişleyip deforme olması sonucunda oluşur. 

  

Varis, anne adaylarında oldukça sık görülür. Ama üzülmeyin tedavisi mümkün.

“Bacağımdaki kramplardan dolayı gece doğru dürüst uyuyamadım, sabahları yataktan çok yorgun kalıyorum, umarım bugün de geçen günkü gibi ayaklarım şişmez ve ağrımaz, bacaklarımda bazen kaşıntı ve sıcaklık hissediyorum, annem de hep bacaklarındaki damarlardan yakınıyordu. Sanırım ben de anneme çektim”... Evet, tüm bu yakınmalar geçmişi insanlık tarihi kadar eski olan varisi çağrıştırıyor. Varisin tarihte ilk kez tanımlanması M.Ö.1550 yıllarına rastlayan Ebers papirüslerinde yapılmıştır. Varislerde cerrahi tedavi eski Romalılar döneminde 1860 yılında Pravaz tarafından uygulanmaya başlamıştır. Varis artık günümüzde ise 1980'li yıllardan itibaren lazerle tedavi edilmeye başlanmıştır. Peki, varis nedir, kimlerde görülür, tehlikeli midir, nasıl tedavi edilir? Tüm bu soruların yanıtlarını Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Kemal Çalık verdi:

Varis nedir ?

 

Vücuttaki kirli kanı taşıyan toplar damarların içindeki kanın yerçekimini yenerek kalbe dönebilmesine yardımcı olan ven kapakçıklarının yetersizliği, ven duvarlarının zayıflığı ve doğuştan damar hastalıkları varisin yapısal nedenlerinin temelini oluşturur.

 

Kimlerde görülür ve oluşumundaki etkenler nedir?

 

Toplumda yaş gruplarına göre % 4,5-% 55 sıklıkta görülen varisin, Türkiye'de etkilediği düşünülen kişi sayısı yaklaşık 10 milyondur. Kadınların bu hastalığa yakalanma ihtimali erkeklere oranla 3-4 kat daha fazladır. Buna kadınların gebelik durumları da eklenince oran 2-3 kat daha artmaktadır. Bunu şu şekilde de açıklamak mümkün; çevremizdeki her beş kişiden biri varislidir.

 

a) Ailesel geçiş - Genetik miras en önemli faktörlerin başında gelir.

 

b) Mesleki - sürekli ayakta durmayı ve/veya sürekli oturmayı gerektiren meslek gurupları.