| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Şifalı bitkiler , ürünler

11 "asarım" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"asarım" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Afrodizyak bitkiler

Bu bitki ve baharatları tüketen çiftler, birbirlerine daha çok zaman ayırmak isteyecek. Çünkü, cinsel gücü artıran bu bitkiler, oldukça güçlü etkiler yaratıyor.

* Tarçın: Hormonları çalıştırır ve cinsel gücü artırır. Bir bardak suya bir kahve kaşığı atılıp çay gibi içilebilir. Sütlü tatlıların üstünde kullanmayabilirsiniz.

* Ay çekirdeği: Cinsel arzuyu artırıyor ama sivilce ve kilolarda da artışa neden oluyor. Birinden birini seçeceksiniz!

* Yulaf ezmesi: Özellikle kadınlarda cinsel isteksizliği giderir. Hormonları düzenler ve vücut direncini artırır. Her sabah sütlü yulaf ezmesinin içine isterseniz ceviz, fındık, antepfıstığı koyabilirsiniz. Bu kuvvetli öğünle gününüzü daha kolay geçirebilirsiniz.

* Üzerlik tohumu: C insel gücü artırır, hamileliği kolaylaştırır. Ezilmiş tohum günde 1-2 gr. bala karıştırılarak yenir veya doğrudan suyla içilebilir.

* Kırmızı ve yeşil acı biber, karabiber: Hep tatlılar bu etkiyi yapacak değil ya, inanamayacaksınız ama acı da cinsel isteği kamçılar...

* Sarmısak: Tüm hormonları çalıştırır. Çiğ olarak yenmesi tavsiye edilir.

* Roka: Yeşil sebzeler içinde bu anlamda en değerlisi rokadır. Yalnız balık yanında değil, salatalarda da kullanmalısınız.

* Zencefil: Tüm vücudu uyarır, bedenen ve ruhen güç kazandırır. Kurabiye ve tatlılarda da kullanılabilir.

* Kekik ve nane: Özellikle kadınlarda bütün kadınlık hormonlarının düzenli çalışmasını sağlar ve vücudu güçlendirir.

* Hardal, kimyon, kişniş: Bütün hormonları çalıştırır ve sinirleri de kuvvetlendirir.

* Vanilya: Hem bedeni, hem de sinirleri güçlendirir, cinsel gücü artırır. Tatlı ve keklerde bol bol kullanılabilir.

* Isırgan tohumu: İşte ufak bir mucize. Bir kilo bal ile 100 gr. ısırgan tohumunu karıştırın ve her gün bir kaşık yiyin. Bomba gibi hissedeceksiniz.
* Arı sütü, bal ve polen karışımı: Bu karışım hem hücrelerinizi yeniler, hem de yaşınız ilerlese de cinsel gücünüzü yerinde tutar.

KEÇİ BOYNUZU - HARNUP

KEÇİ BOYNUZU - HARNUP

Latince Adı:            Ceratonia siliqua

Almanca:                Johannisbrot

İngilizce:                Carob, St.Johnsbred

 

Anadoluda bazı yörelerde harnup olarakta bilinir. Yeryüzünün en eski bitkilerinden olup anavatanı olarak Güney Anadolu, Suriyr, Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Fas, Tunus, Cezayir, İsrail ve Libya olup memleketimizde, Antalya, Mersin, Silifke, Datça dolaylarında yaklaşık 1500 km2 lik sahil şeridinde doğal olarak yetişmektedir. Keçiboynuzu, yetişmeye başladığı ilk 15 yıl meyve vermeyen bir bitkidir. Meyveleri ilk başlarda yeşil olup, olgunlaştıkça kahverengileşen ve tam olgunlaşınca parlak kahverengi renk alır.

Keçiboynuzunun en büyük özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidirki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir.  Bir çok insan tanıdım, alerjik nefes darlığı çeken; Bu insanlar yılın belli mevsimlerinde kortizon tedavisinden başka çare bulamıyanlardı. Öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatıyorlardı. Keçiboynuzunu önerdiğim bu insanların çoğu daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıklarını anlatıyorlardı. Çocuklarda, keçiboynuzu (harnup) reçetesini uygularken dikkat edeceğiniz en önemli nokta, günde bir defa sadece sabah kahvaltısı arasında tüketilmesidir. Öğle veya akşam uygulanmaması gerekir. Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenlerde bu kürden olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir. Harnupda bulunan bazı etkin maddeler aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Tablo: Keçiboynuzunda bulunan bazı etkin maddeler

Alpha-aminopimelic acid

concanavalin

Beta-D- glucolgallin

Myo-inositol

Beta-D-...galloylglucose

Pentosane

Capronic acid

Primverose

Catechin-tannin

Tannin

Ceratose

Tocopherol

Chiro-inositol

Xylose

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan bir maddedir ki, bu özelliklerinden bazıları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Tablo: Gallic asitin etkin özellikleri

Analgesic

Ağrı kesici

Antiallergenic

Alerjiye karşı

Antiasthmatic

Astıma karşı

Antibacterial

Bakteri yok edici

Antibronchitic

Bronşite karşı

Anticancer

Kansere karşı

Antihepatotoxic

Karaciğeri toksinden arındırıcı

Antioksidant

Serbest radikalleri yok edici

Immunostimulant

Bağışıklık sistemini güçlendirici

Antiviral

Mikroplara karşı

antiseptic

antiseptik

cancer-preventive

kansere karşı koruyucu

antinitrosaminic

nitrozamin yok edici

bronchodilator

Bronş genişletici

antipolio

çocuk felcine karşı

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi gallik asit çok yönlü bir maddedir. Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.

 Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkan. Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır. Sigara içenler keçiboynuzu kürüne başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.

Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir. Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu, bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır. Keçiboynuzunun bu koruyucu özelliği tabiat ananın insanlara olan bir lütfudur. Değerli okuyucu, bir insanın kendi kendine (sağlığı açısından) verebileceği en büyük zarar; sigara içmesidir. Eğer sigara içiyorsanız, keçiboynuzunun uygulama 2 de belirtilen kürünü yapmakta büyük faydalar vardır. Unutmayınız ki, sigara içmek sadece akciğer kanserine yakalanma riskini artırmıyor, genel olarak insan sağlığını olumsuz etkileyen zararlı bir alışkanlıktır. 

Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir. Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır. Burada da belirtmekte tekrar fayda görüyorum bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir. İşte keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır. Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur.

Keçiboynuzu aynı zamanda sperm sayısını artıran özelliğe de sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında çok büyük fayda vardır. Kısaca, sperm sayısı az olanlar için ideal bir bitkisel çözümdür. Sperm sayısının normal değeri 40 milyon dur. Sperm sayıları bu değerin altında olduğu için çocuk sahibi olamayan erkekler için biçilmiş kaftan. Keçiboynuzu kürünü kullananlar sperm sayılarının nasıl artış gösterdiğini hayretle göreceklerdir.

İktidarsızlığa karşı adeta mucize çözüm keçiboynuzudur. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri keçiboynuzu kürü, iktidarsızlığa karşı mükemmel bir çözümdür. Herhangi bir yan tesir olmayan bu uygulama iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için mükemmel bir yardımcıdır. İktidarsızlığa karşı eczanelerde satılan, 2000 yılının bu konudaki en büyük buluşlarından biri sayılan viagraâ (sildenafil citrate) ile mukayese kabul edilemiyecek özellikleri vardır. Viagra’nın bir çok yan tesiri vardır. Özellikle kalp rahatsızlığı olanların kullanmaması gereken bir ilaçtır.

Keçiboynuzu kürünün viagra’dan üstün tarafları:

·        Keçiboynuzunun herhangi bir yan tesiri yoktur.

·        Hem besleyici hem de besin değeri olan keçiboynuzudur

·        Astım, alerjik astım, alerjik nefes darlığı, akciğer kanserini önleyici,

·        Akciğer ödemini yok edici ve sperm sayısını artırıcı ve balgam söktürücü  olarak  olumlu özellikleri vardır. Viagra’da bu özellikler yoktur.

Keçiboynuzu kürü erkeklerin iktidarsızlığına karşı bir gecelik çözümler yerine, tedavi edici ve de kalıcı çözüm getirmektedir. Keçiboynuzu kürü uygulanmaya başladıktan 4-5 gün sonra etkisini göstermeye ve cinsel hayatı dengelemeye başlar. Eğer uzun zamandan beri iktidarsızlık çekiliyor ise bir haftadan itibaren etkisini göstermeye başlar.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla uygulayabilecekleri bir kürdür. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir desdekleyicidir.

Tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum, bitkisel kür uygulamalarını size önerildiği şekilde uygulayınız. Daha çabuk sonuç alırım diye kesinlikle abartarak kullanmayınız. Kitapta belirtilen tüm uygulamaları size önerildiği şekilde hazırlayınız ve uygulayınız. Uygulama sürelerine ve miktarlarına kesin olarak uyunuz. Tabiat ana bir denge, nizam ve kural üzerine kuruludur vede belirli kurallara göre çalışmaktadır. İnsanda, tabiat ananın bir parçası olduğuna göre, insan vücududa aynı şekilde belirli dengeler çerçevesinde çalışmaktadır. Allah yüce kitabında: “Ben bu alemi süs olsun diye yaratmadım, onu bir nizam, düzen, kural ve denge üzerine yarattım” buyurmaktadır. İşte, günümüzde bilim adamları ekolojik dengeden, biyolojik dengeden vede daha bir çok dengelerden bahsetmekteler ve bu dengelerin bozulması durumunda dünyamızı nedenli büyük felaketlerin beklediğini vurgulamaktadırlar. Örneğin, demir. Demir, insan vücudu için hayati önem taşıyan bir maddedir. Demirin eksikliğide, fazlalığıda insan vücudu için zararlıdır.

Bazı insanlar vitaminlerin çok faydalı olduklarına inandıklarından dolayı vitamin haplarını fazla fazla kullanırlar. Çünki, fazlasının insan vücuduna zarar vermediğini zannederler. Unutmayınızki, vitaminlerin eksikliği sağlığımız açısından hayati önem taşırlarken, fazlasıda vücudumuza zarar verirler. Aynı şekilde size önerilen bitkileride belirtildikleri şekilde kullanmak gerekir. Fazla kullanarak daha çabuk sağlığıma kavuşurum diye düşünmek yanlıştır.

KALP HASTALIKLARI İÇİN ŞİFALI BİTKİLER

 

 Asma vücut yağlanmasına, kalp ve böbrek rahatsızlıklarına karşı çok etkilidir.

 

Acı marul çiçekleri toplanır, bol şekerle iyice karıştırılır, güneşte kurutulur. Elde edilen bu lezzetli ilaç kalp hastalıklarına iyi gelir ve kalbi kuvvetlendirir. Bu ilçtan günde 1-2 kahve kaşığı alınabilir.

 

Anason tohumlarını çiğnemek kalp çarpıntısını giderir.

 

Cevizde ki yağın yapılan araştırmaların kolestrolü yükseltmeyip düşürdüğünü ortaya çıkardığından, kalp krizini önlemek için günde üç ceviz yemenin yaralı olduğu anlaşılmıştır.

 

Erik, Erkeç otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Fındık (günde bir avuç) tüketilmesi enfarktüsü önler. Haşhaş tohumları kalp hastalarına iyi etki eder.

 

Karnabahar kalp rahatsızlıklarına karşı etkilidir.

 

Kedi otu kalp atışlarını düzenleyicidir.

 

Kekik kalp çarpıntısını önler.

 

Kereviz, üzüm, soğan, nar kalp yorgunluğuna iyi gelir.

 

Limon, melek otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Lahanada bulunan potasyum vücudun suyunu alarak kalp ve dolaşımı rahatlatır. Vücudun zehirini atmasını sağlar.

 

Marul sinirsel kalp çarpıntılarına iyi gelir.

 

Sarımsak kandaki kolestrolü dengelediği için kalp krizi riskini azaltır.

EVLİLİKTE CİNSELLİK

EVLİLİKTE CİNSELLİK

 

Cinsel ilişki hakkında neler biliyorsunuz? Bu konuda bir doktorla ya da büyüklerinizle konuştunuz mu? Belki hala cinselliğin tabu olduğunu düşünüyorsunuz. Öyleyse bu yazıyı mutlaka okumalısınız.

Bir kere şunu aklınızdan çıkarmayın ki, cinsel ilişkiye girmek ne ayıp bir şeydir, ne günah ne de kabustur. İki bedenin bedensel ve ruhsal açıdan birbirinden zevk almasıdır. Birbirini seven iki insanın cinsel ilişkiye girmesi son derece doğal ve olması gereken bir olaydır. Belki bu konuda yanlış bilgiler edindiniz. Belki aileniz size hiçbir bilgi vermedi, hatta bu konuda konuşmanızı bile yasakladı. Belki de küçüklüğünüzde yaşadığınız bazı kötü olayları aklınızdan çıkaramıyorsunuz. Bir de çevrenizdekilerin kulaktan dolma bilgilerini aktarmasıyla iyice aklınız karıştıysa, cinsellik sizi ürküten, tüm keyfinizi kaçıran bir olay haline gelmiş olabilir. Tüm yaşadığınız kötü tecrübeleri ve öğrendiğiniz yanlış bilgilen hafızanızdan bir an önce silmeye bakın. Çünkü cinsel ilişki evlilikte iki insanı birbirine yakınlaştıran ve mutlu bir hayat sürmelerini sağlayan en önemli unsurlardan biridir.

CİNSELLİĞİ KONUSUN
Eğer evleneceğiniz kişi de cinsel konularda sizin gibi bilgisizse veya çekingen davranıyorsa, onunla bu konuları konuşma fırsatı bulamadıysanız, korkularınız daha da artabilir. Bu durumda cinsellikten korkmanız çok doğaldır. Ama bu korkuları yenmek sizin elinizde. Öncelikle cinsel konularda bilgi edinmelisiniz. Bir doktora, uzman bir kişiye başvurmak en doğru yoldur. Hatta evleneceğiniz kişiyle birlikte gitmeniz daha doğru olacaktır. Bu konuda yazılmış kitaplar da okumalısınız. Ama bu kitapların uzmanlar tarafından yazılmış olmasına dikkat edin. Ve cinselliğin ayıp, günah ve yasak olmadığını, haz alınabilecek bir deneyim olduğunu kafanıza sokun.

EŞİNİZİ TANIYIN
Kendi vücudunuzu tanımaya çalışın. Bu da utanılacak bir şey değildir. Eşinizle yakın olmalı ve onunla bu tür konulan rahatlıkla konuşabilmelisiniz. En önemli konulardan biri de budur. Eğer evleneceğiniz kişiyi tanımıyorsanız, onunla hiç yalnız kalmadıysanız, birbirinizin elini tutmadıysanız onunla nasıl aynı yatağı paylaşabilirisniz ki. İşte o zaman cinsel ilişki sizin için kabusa dönüşebilir. Nikahlı bile olsanız hiç tanımadığınız bir insan vardır karşınızda ve elinizde olmadan korkulu anlar yaşayabilirsiniz. Bu yüzden evleneceğiniz kişiyi mutlaka tanımanız gerekir.

Onunla sohbet etmeli nelerden hoşlandığını, nasıl bir insan olduğunu öğrenmelisiniz ki, onu seve-bilmeli ve cinsel ilişkiye girebilmelisiniz. Aksi takdirde cinsel ilişki ne size, ne de eşinize zevk verecektir. Eğer eşiniz bu konularda konuşmaya yanaşmıyorsa bu evliliği gerçekleştirmek konusunda düşünmenizde yarar var. Aileniz evlenmeden yakınlaşmanızı engelliyorsa onları ikna etmeye çalışmalı ve eşinizle daha sık görüşmelisiniz.

BİR UZMANLA GÖRÜŞÜN
Evlenmeden önce eğer cinsellik konusunda yeterli deneyiminiz yoksa mutlaka bir uzman doktora başvurun. Hem cinsellik hakkında doğru bilgiler edinip, tüm şüphelerinizi ortadan kaldırın, hem de doğum kontrolü hakkında bilgi edinin. Sağlıklı bir cinsel yaşam için bunu mutlaka yapmalısınız. Uzmanlar bazı çiftlerin soyunmadan cinselliği yakalamaya çalıştıklarım, bazılarının da bırakın cinsel organlarına dokunmayı bakmaya bile cesaret edemediklerini söylüyorlar. Bunun sonucunda kadınlarda vajinanın istemsiz kasılması gibi durumlar ortaya çıkıp, cinsel birleşme giderek zor ve imkansız hale gelebiliyor. Erkeklerde ise ereksiyon olmama, erken boşalma gibi sorunlar gündeme gelebiliyor. Bu ve benzeri durumları yaşamamak için cinselliğin ayıp ve günah olmadığını bilip, bu konuda önlem almayı sakın ihmal etmeyin.

 

Bıldırcın yumurtasının yararları

Tavuk yumurtasına nazaran 5 kat daha fazla fosfor, 8 kat demir, 9 kat protein içeren bıldırcın yumurtasının süt ve balla karıştırıldığında astım, öksürük ve alerjiye çok iyi geldiği bildirildi.

Anadolu Üniversitesi Sağlık Kulubü'nün internet sitesinde yer alan makalade, öksürük rahatsızlığı yaşayan bir doktor başından geçen ilginç olayları anlattı. Operatör Doktor Aytekin Ertuğrul, 6 ay boyunca yaşadığı öksürük rahatsızlığı için uzmanlara gittiğini, ilaç kullandığını ve iyileşemediğini anlattı. Bir arkadaşının tavsiyesi ile bıldırcın yumurtasını sütle birlikte kullanarak içtiğini anlatan Ertuğrul, bunun çok faydasını gördüğünü söyledi.

Doktor Aytekin Ertuğrul, Avrupa'da astım, öksürük ve alerji gibi rahatsızlıkların bıldırcın yumurtası yardımı ile tedavi edildiğini öne sürerek, "Gramajca 5 bıldırcın yumurtası, bir tavuk yumurtasına tekabül etmektedir. Bıldırcın yumurtası 5 kat fazla fosfor, 8 kat fazla demir, 6 kat fazla B1, 15 kat fazla B2 vitamini, 9 kat fazla protein ihtiva ediyor. Güç ve zindelik vermesi, solunum, alerjik astım sorunları için tabii bir antibiyotik olması, lezzeti, salataların, mezelerin süsü, çocuklar için eğlenceli bir vitamin hapı olması ürünün en bilinen özellikleridir. Tavuk yumurtası ile yapılan her şey ve pişirme biçimi bıldırcın yumurtası ile aynen yapılabilir" dedi.
Aytekin Ertuğrul, bıldırcın yumurtasının nasıl kullanılacağını da şöyle anlattı:

"Bir adet bıldırcın yumurtasını bir bardağın içine kırıyorsunuz. Bir kaşık balla karıştırıyorsunuz. Çalkalıyorsunuz. Bir bardak süte tamamlıyorsunuz. Süt oda sıcaklığında veya buzdolabından çıkarıldıktan 10 dakika sonra içilecek. 15 gün süreyle sabahları aç karnına bu kürü yapıyorsunuz. Öksürük kalmıyor, alerjik şikayet kalmıyor. Siz de iyileşme sevincini yaşıyorsunuz. İdame dozu (tedavisi) olarak ayda 5-10 adet yumurta içmeye devam. En az 3 ay."

DİŞ BEYAZLATMA (BLEACHING)

 

Modern toplumlarda bireyler dişlerini görünümünü önemserler, hatta dişlerdeki şekil ve renk bozuklukları kişide psikolojik rahatsızlıklara kadar varan problemlere sebep olabilir. Diş hekimliğinde estetik ve restoratif maddelerin gelişmesiyle pek çok renk, şekil, konum bozuklukları kolaylıkla çözümlenebilmektedir. Renklenmiş dişlerin beyazlatılması (bleaching), diğer restoratif metotlara kıyasla daha ucuz, pratik ve zararsızdır.

Beyazlatma (bleaching) işlemi nedir ve nasıl yapılır?

Beyazlatma dişlerin yapısında (mine ve dentin tabakasında) oluşan renklenmeleri giderme işlemidir. Şu anda bilinen iki değişik beyazlatma yöntemi vardır. Bunlardan ilki hastanın kendi başına uygulayabileceği bir yöntemdir, aşamaları şöyledir:

  • Hekimin ağızdan ölçü alıp, dişlerinizin üzerine takabileceğiniz ince lastik kalıpları hazırlatması,
  • Hastanın kendisi için hazırlanmış özel kalıbın içerisine ilaç yerleştirerek bu kalıbı beyazlatılacak dişlerin üstüne günde en az 6 - 8 saat takması (tercihen uykuda),
  • Tedavinin ortalama 1 - 4 hafta içinde sonlandırılması.

İkinci yöntem ise klinikte bir hekim tarafından yapılan beyazlatmadır ki aşağıdaki şekilde uygulanır:

  • Ağartıcı ilaç bu işlem hakkında deneyimi olan bir hekim tarafından diş üzerine yerleştirilir.
  • İlgili dişin üzerine beyaz renkli ışık kaynağı belli bir süre tutulur.
  • İşlem bittiğinde sonuç hemen gözlenir.

Her iki yöntemde etkin olmasına rağmen tercih, renklenmenin derecesine, tedavinin ne kadar çabuk sonlandırılmak istendiğine ve hekimin görüşüne bağlıdır.

Dişlerde istenmeyen lekeler neden oluşur?

Bunun bir çok sebebi olabilir. En yaygın olanları; yaşlılık, dişleri boyayan maddelerin (kahve, çay, kola, sigara vb.) tüketimi, travmalar, eski protezler, kaplamalar, dolgulardır. Dişlerin oluşumu boyunca kullanılan antibiyotik (tetracycline) veya aşırı florit tüketimi de dişlerde renklenmelere yol açabilir.

Bu durum dişin yapısından ileri gelebileceği gibi diş etkenlerin boyaması ile, gelişim çağında alınan antibiyotik ya da florür nedeni ile, yaşlılıkla, dişe gelen bir darbe nedeni ile de olabilir.

Beyazlatma işlemi kimlere uygulanabilir?

Hemen hemen herkese! Ancak, tedavinin etkili olamayacağı bazı durumlar vardır. Dişhekiminiz tam bir ağız içi kontrol ve teşhisi ile dişlerin bu işlem için uygun olup olmadığını belirleyecektir. Dişleriniz sağlıklıysa daha beyaz ve doğal gülümseme için ideal bir çözümdür.

Beyazlatma işlemi zor ve zahmetli midir?     

Hayır! Ağız sağlığı teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde dişleriniz çok kısa bir sürede, güvenli ve etkin olarak beyazlatılabilmektedir.

Güvenli midir?

Evet! Yapılan araştırmalara göre, dişlerin beyazlatılması dişhekiminizin gözetimi altında yapılırsa son derece etkin ve güvenlidir. Dişler ve dişetleri hiçbir şekilde zarar görmez.

Uygulama süresi ne kadardır?

Genelde, ilk uygulamada beyazlama başlar. Ancak, ideal görüntüye ulaşmak için, uygulamanın 10 – 14 gün devam etmesi gerekir.

Dişler beyazladıktan sonra eski haline döner mi?

Dişler her zaman için eskisinden daha beyaz olacaktır. Ancak, hastaların alışkanlık ve ağız bakımına bağlı olarak yılda bir – iki kez pekiştirme tedavisi gerekebilir.

Özetle bu tedavinin başarılı olabilmesi için neler önemlidir?

  • Kullanılan ilacın markası ve içerği
  • Bu konuda deneyimli bir hekimin tedavisi altında olmanız
  • İlacın kullanılma şekli ve tedavi süresi

Tedavi sırasında nelere katlanmak zorunda kalacağım?

Eğer sigara içiyorsanız lastik kalıp ağzınızda iken sigara içmemeniz (ev ağartması için geçerli). Tedavi'nin bitmesi ile ortadan kalkacak hafif soğuk sıcak hassasiyeti.

Yanlış diyetler hasta ediyor

 

Her bahar olduğu gibi, bu bahar da bir "yeni diyet" furyası ortalığı kasıp kavuruyor.

 

Aslında bu yenilerin de eskilerden hiçbir farkı yok. Tek fark var: İddialar bu yıl daha da uçuk: Bir haftada dört-beş, hatta yedi kiloyu vermeyi garanti edenler bile var. Eğer, bu "diyet mucitleri"nin söylediklerine inanırsanız, bir haftada yedi, on haftada 70 kilo verir, kendinizi bile ortadan kaldırabilirsiniz!

 

Bu yılın başka bir yeniliği ise uzun bir süre Güneybatı ve Güneydoğu Amerika kıyılarında gezinen diyet mucitlerinin, tası tarağı toplayıp Kuzey’e kaymaları, New York’a geçmeleri... Bu yılki diyet palavrasının adı "New York Diyeti". Florida kökenli "South Beach Diyeti" veya Kaliforniya kökenli "Sonoma Diyeti" çoktan "out" oldu.

 

Diyetler yeni ama içerikler, yanlışlar hiç değişmemiş. Bilinen taktikler aynen korunuyor:

 

Diyet listesini mümkün olduğu kadar düşük kalorili tutacaksın, mümkünse 800 kalorinin üzerine çıkmayacaksın (birinci yanlış)

 

Protein tüketimini mümkün olduğu kadar artırıp, hafif bir ketoz durumu yaratacaksın (ikinci ve en önemli günah)

 

Listeyi yaparken, zor bulunan, pahalı ve farklı besinler kullanacaksın. Domates, salatalık kulvarından çıkıp avokado, bluberry yoluna sapacaksın (üçüncü saçmalık)

 

Diyet listelerine destek olacak aktivite planlarını yaparken, her zaman, her yerde ve herkesin kolayca yapabileceği egzersizleri yok sayacak (yürüyüş, hafif koşular, yüzme); yeni, farklı, pahalı ve ulaşılması zor egzersiz aktiviteleri (aikido, tai-chi) öğreneceksin (dördüncü ayıp)

 

Bu listeleri ve aktiviteleri anlatan bir kitap ve/veya CD çıkarıp satacaksın (beşinci uyanıklık)

 

Bu alanlardan kazandığın paralarla da yetinmeyecek, içinde ne olduğu belirsiz bitkisel karışımlar bulunan içecekleri veya tabletleri, bu saçma sapan diyetlerin ayrılmaz bir parçası gibi satmaya çalışacaksın (altıncı ticari kural)

 

Diyet mucitlerinin sizi bekleyen başka numaraları da var: Yosun hapları, zayıflama tozları, detoks şurupları, yağ eritici iğneler, bedene yapıştırılınca zayıflatıveren filaster-patch’ler (yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu günahlar)

 

HER BAHAR DİYETLE BAŞLAMASIN

Eğer kilo sorununuz olduğunu düşünüyorsanız (düşünmek yetmez, beden kitle indeksinizi ve bel çevrenizi ölçmek gerekir); bundan kurtulmak için baharın ilk günleri iyi bir başlangıçtır. Bedeninizi de doğa gibi kış uykusundan uyandırmak, ona yeniden sağlık ve form kazandırmak için bu aylar en uygun zamandır.

 

Bunu başarmak istiyorsanız; işe neyi, nerede, ne sıklıkta yanlış yaptığınızı sorgulayarak başlayın. Doğru ve samimi kararlar vermek, bu kararların arkasında durmayı becerebilmek, ama işi gereğinden çok abartıp kilolarla yapılan bir kavgaya çevirmemek gerek. Doğru bilgilerle, doğru ve sürekli desteklerle hareket etmelisiniz. Yoksa, her bahara diyetle başlayan bir "diyet bağımlısı"na dönüşebilirsiniz!

 

FAZLA KİLOLARIN DÖRT NEDENİ VAR

Fazla kilolu olmanın dört nedeni var: Aşırı kalori tüketmek, yeteri kadar hareket etmemek, yeme davranışlarını kontrol edememek (kontrolsüz gıda tüketmek) ve bedensel veya ruhsal bir sağlık sorunu nedeni ile vücuda yağ biriktirmek... Bazen de bu sebeplerden biri değil birkaçı, hatta hepsi birden sizi yağlanma sürecine sokabilir. Yapılması gereken şey, yanlışı veya yanlışları belirleyip, ortadan kaldırmaktır.

 

Tiroit bezi tembelliği nedeni ile veya kullandığı depresyon ilaçlarının yan etkisi sonucu kilo alan birine, tıbbi bir çözüm üretmek yerine onu sıkı bir diyetle günlerce aç bırakarak birkaç kilo verdirebilirsiniz. Ne var ki verdiği birkaç kiloyu, o dayanılması zor açlık kürlerini veya diyet kamplarını terk ettikten en geç birkaç hafta sonra fazlasıyla geri alacağından hiç kuşkunuz olmasın.

 

HIZLI KİLO KAYBI TEHLİKELİ

Bir kez daha hatırlatalım: Kilonuzu yönetmenizin çaresi asla "sadece diyet yapmak", saçma sapan kalori listelerini şuursuzca uygulamak değil. Doğru bir kilo yönetimi, hem fazla kalorileri törpülemeyi, hem tembellikten vazgeçmeyi, hem de (eğer varsa) yeme davranışı bozukluklarınızı düzeltip sağlık sorunlarınızı çözmekten geçiyor. Hiçbir bilimsel kilo yönetimi programı, ayda dört kilodan fazla kilo kaybını sağlıklı bulmuyor. Orta yaş ve sonrasında ise kilo kaybını ayda iki-üç kilo ile (morbid obezite sorunu haricinde) sınırlıyor.

 

Hızlı ve bilinçsiz kilo kaybının metabolizmanızı bozacağını, hormonal dengenizi sarsacağını, kemiklerinizi zayıflatıp saçlarınızı azaltacağını, damarlarınızı kolesterol kırıntıları ile dolduracağını ve sizi mutsuz, ümitsiz ve hırçın bir "müzmin diyetçi" yapacağını aklınızdan çıkarmayın.

 

Antidepresanları bırakırken dikkat edin

Uzun süredir antidepresan alıyorsanız, ilacınızı aniden kestiğinizde "anti-depresan bırakma sendromu" olarak bilinen bir tıbbi durumla karşılaşabilirsiniz. Bu durum kendini üzüntü hali, sinirlilik, baş ağrıları, yorgunluk, bulantı, kusma ve hatta ishal şeklinde gösterebilir. Bu nedenle doktorunuza danışmadan antidepresan kullanımını kesmemeniz gerekir. Doktorunuz, ilacınızı muhtemelen yavaş yavaş azaltarak kesecek, bu da beyninizin ilacın yokluğuna alışmasına yardım edecektir. Dr. Ece HATTAT

 

Besin seçimi neden önemli

Yaşamı tehdit eden en yaygın altı hastalık (kalp hastalıkları, kanser, felç, diyabet, kronik karaciğer hastalıkları ve siroz, aterosklerozis), insanların yiyip içtiklerinden etkilenir. Her ne kadar diğer faktörler (öncelikle genetik oluşum) hastalık riskinizi belirlese de sağlıklı bir diyet, bir hastalık gerçekleşmeden genetik eğilimi önleyebilir veya geciktirebilir. Daha sağlıklı ve uzun bir yaşam sürmek için, daha az kalori tüketmeli, daha az yemelidir. Ne kadar çok kalori tüketirseniz, ömrünüz o kadar kısalır.

 

Bahar buluşmalarına son

Geçen sene bu zamanlarda bir diyet programına başlamıştım. 4 ayda 8 kilo verdim. Ancak kış döneminde 6 kiloyu geri aldım, şu anda 85 kiloyum, yaşım 43... Bu sene artık tamamen bu işi halletmek istiyorum. Yeni bir program için nelere dikkat etmeliyim?

 

Zayıflama programlarının hemen hepsi işe yarayabilir. Yeter ki günlük yakacağınız kalori miktarını artırıp, aldığınız kalorileri azaltın ve ihtiyacınız olan motivasyonu sağlayabilen bir program benimseyin. Güvenli ve başarılı zayıflama programını seçerken bazı noktalara özellikle dikkat etmeniz gerekiyor.

 

Diyetiniz güvenli olmalı: Temel besin öğelerini (vitamin, mineral, protein, karbonhidrat ve yağ gibi) günlük önerilen dozlarda (RDA) mutlaka içermeli. Zayıflama diyetinde temel besinlerde değil, yalnızca kalori (enerji) miktarında azaltmaya gidilmeli...

 

Doktor kontrolleriniz yapıldı mı?: Diyet aslında beslenme alışkanlıklarınızın tedavi edilmesidir. Bunun yanı sıra kötü alışkanlıklarınızın vücudunuza verdiği hasarların belirlenmesi için diyete başlamadan önce doktor kontrolünü unutmayın!

 

Kaybettiklerinize dikkat: Yeterli ve dengeli bir beslenme planı ile uygun görülen kalori kısıtlamaları büyük oranda yağ kaybını sağlar. İlk haftalarda beklentileriniz yüksek olduğu için su kayıplarına aldanmayın. Haftada 3-4 kilo vermek mucize olsa gerek.

 

"Egzersiz şart" diyen programa güvenin: Sizi "yo-yo" diyetlerinden kurtaracak en önemli unsur, diyetle beraber yürüteceğiniz egzersiz programıdır. Başladığınız programda egzersiz danışmanı varlığını araştırın.

Ömrü uzatan 7 gıda

Ömrü uzatan 7 gıda

 

Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), 2007'ye sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı.

Kalbi koruyor
BADEM: Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

Diyabeti önlüyor
KAHVE:
Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

Sinirleri rahatlatıyor
TARÇIN
: Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

Patatesi haşlayın
PATATES
: Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

Kaslar için faydalı
SEBZE ÇORBASI
: Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

Kansere karşı birebir
ZEYTİNYAĞI:
Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren "8oxodG" adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

Kanseri engelliyor
ÇAY:
Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor

Kansere domates ve mandalina

Kansere domates ve mandalina  

 

 

 Kanser 200’den fazla türde olan bir hastalık grubu olup, kontrolsüz çoğalan ve yayılan anormal hücreler şeklinde tanımlanmaktadır… Kanserin görülme sıklığını iki temel faktör etkilemektedir. Bunlar, kalıtımsal faktörler ve çevresel faktörlerdir.

 

 

Kalıtımsal faktörler, ailemizden aldığımız genetik mirastır. Bunun değişmesi mümkün değildir. Çevresel faktörler ise, sigara içimi, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivite yetersizliği, obezite, belirli bazı enfeksiyona neden olan organizmalar, bazı ilaç tedavileri ve güneş ışınlarına maruz kalmanın yanı sıra; besinlerin içerisinde bulunan kanser yapıcı maddeler de kanseri tetikleyen nedenler arasındadır…

 

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, sebze ve meyvelerde bulunan kimyasal bileşiklerin insan sağlığına olumlu etkide bulunduğunu ve bunların insanı kanserden yüzde 80 oranında koruduğunu belirtti…

 

Şimdi, beslenme ve diyet uzmanı Çağatay Demir’in tavsiyelerine kulak verelim:

 

Günde en az 5 porsiyon çeşitli renkte meyve ve sebze tüketin. Sağlıklı kilonuzu sürdürebilmek için kalorisi düşük yiyecek ve içecekler tercih edin. İşlenmiş tahıl ürünleri yerine, tam tahıllı ürünleri tercih edin. Kırmızı et tüketimini sınırlandırın ve işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis, hazır köfte vs.) tüketmeyin. Sigara içmeyin.

 

Haftada 5 gün en az 30 dakikalık orta derecede fiziksel aktivite yapın. Sağlıklı kilonuzu hayatınız boyunca sürdürün…

 

Domates tüketin

 

Antikanserojen aktivite gösteren karotenoidlerden biri olan likopen, domateste bulunan vitamin A benzeri bir bileşik olup prostat, meme ve akciğer gibi bazı kanser türlerinde kanser riskini azalttığı yönünde araştırmalar mevcuttur. Likopenin antikansorejen etkiyi antioksidan özelliği ile yerine getirdiği düşünülmektedir. Son yıllarda 47.000 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada, domates ve ürünlerini haftada 10 porsiyon ve daha fazlasını tüketenlerde prostat kanser riskinin yüzde 35 oranında azaldığı kanıtlanmıştır…

 

1994 yılında İtalya’da yapılan bir araştırmada yüksek miktarda domates tüketiminin sindirim sistemi kanser riskini düşürdüğü bildirilmiştir. Likopenin en iyi kaynağı domatesten yapılmış ürünlerdir. Likopen, işlenmiş domates ürünlerinin (salça, ketçap, domates çorbası vs.) yağ ile birlikte tüketilmesiyle, vücut tarafından çiğ domatese göre daha iyi kullanılır. Çeşitli araştırmalarla kanıtlanan bu özellik, likopenin yağda eriyen bir besin öğesi olmasından ve domateste trans formunda bulunan likopenin pişirme veya benzeri işlemler sırasında cis formuna dönmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Likopen karpuz, greyfurt ve kayısı gibi kırmızı meyve ve sebzelerde de bulunur.

 

Mandalinayı sofranızdan eksik etmeyin

 

Yapılan çeşitli araştırmalar sonucu, mandalinada bulunan ve ona turuncu rengini veren karoten maddesinin sağlık üzerine birçok olumlu etkisi ortaya kondu. Japonya’da yapılan iki farklı çalışmaya göre karoten deposu olan mandalinanın, kansere yakalanma riskinin azalttığı azalttığı bulundu. Mandalinanın bunun yanında karaciğer hastalıkları, damar sertliği ve şeker hastalığı riskini azalttığı, mandalina suyu içen hepatit hastalarının ise karaciğer kanserine yakalanmadıkları tespit edildi.  

 

Brokoli, Karnabahar, Lahana ve Brüksel Lahanası

 

Bu gruptaki besinlerin yapısı oldukça karmaşık olduğu için, yapılarında bulunan kanser önleyen bileşikler veya bileşik toplulukları tam olarak açıklanamamaktadır. Kanser türleri arasında üçüncü sırada görülme sıklığıyla kolon kanseri ve Amerika’da yaşam boyunca her 6 erkekten birinde görülen prostat kanseri riskini azaltan bu besinler, yüksek oranda C vitamini, beta-karoten, lif, kalsiyum, folik asit ve birçok fitokimyasal madde içerirler. Bu besinlerin yapısında bulunan bileşikler DNA zedelenmesini baskılayan veya bloke eden enzimleri tetikler, tümör büyüklüğünü ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini azaltır.

 

Sarımsağın etkisi de büyük

 

Sarımsak yüksek miktarda saponin, fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, manganez ve B kompleks vitaminlerini içerir. Sarımsağa karakteristik kokusunu veren ve biyolojik aktivitesinin çoğunu sağlayan içindeki allisin, allilik sülfitler gibi organik kükürtlü bileşiklerdir.  Soğan ve sarımsakta bulunan bu maddeler karsinojenlerin atılımını arttırır ve tümör hücre çoğalmasını baskılayan enzimleri uyarırlar. Ayrıca sarımsağın antibakteriyel olduğu bilinmektedir.

 

Antioksidan Deposu: Üzüm

 

İnsan vücudunda meydana gelen birtakım olaylar sonucunda serbest radikaller oluşur. Serbest radikaller ise hücre hasarına neden olarak kanser gibi pek çok rahatsızlığın ortaya çıkmasına neden olurlar. Örneğin hücrenin yapısını oluşturan lipitleri etkileyerek, hücre zarını zedeleyebilir ve neticesinde hücrenin yapı ve bütünlüğünde bozulmalar meydana gelebilir. Ayrıca bir nükleik asit olan ve genetik bilgi taşıyan DNA molekülüne zarar vererek genlerde bozulmalara neden olabilirler. Serbest radikallerin bu gibi etkileri başta kanser olmak üzere, kalp damar hastalıkları ve diyabet gibi çok ciddi hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur.

 

Üzüm içerdiği flavonoid bileşenlere bağlı olarak potansiyel antioksidan (serbest radikalleri etkisiz hale getiren) etkinlik gösterir, bu özelliği nedeniyle plazma antioksidan kapasiteyi yükselterek oksidasyona bağlı DNA hasarını ve hücrelere zarar veren bileşenlerin düzeyini azaltır. Yapılan çalışmalar üzümün bu etkisinden dolayı başta kanser olmak üzere bir çok hastalığın oluşumunu önlediğini göstermiştir.

 

Doğal Östrojen Hormonu: Soya

 

Soya ve soya ürünleri fitoöstrojen kaynakları olup bu besinler insan vucudunda üretilen doğal östrojen hormonu gibi davranır. Bu bileşiklerin östrojenik etkisi zayıf olmakla beraber, insan vücudunda hem östrojenik aktivite yaparlar, hem de doğal östrojen etkilerini baskılayıcı etki gösterirler. Menopoz sonrası kemik erimesinin temel nedeni östrojen eksikliğidir. Özellikle menopoz sonrası kadınlarda fitoöstrojenik etki gösteren soya ürünleri önem taşır.

 

Fitoöstrojenler özellikle hormon bağımlı olan kanserleri kontrol ve önlenmesinde rol oynarlar. Meme kanseri, testis ve prostat kanseri gibi östrojen ilişkili kanserler fitoöstrojen alımının yüksek olduğu ülkelerde daha düşük oranlarda görülmektedir.

 

Soyanın kanserden koruyucu etkisinin yanı sıra, kemik erimesi, diyabet, böbrek hastalığı, menopoz semptomları, kolesterol ve kardiyovasküler hastalıklar üzerine olumlu etki gösterdiği birçok çalışma ile desteklenmiştir.

 

Soyafasülyesi diğer bitkisel kaynaklı besinlere göre daha yüksek protein içermesinden dolayı, doymuş yağlardan zengin et ürünleri yerine tüketilmesi oldukça sağlıklı bir tercihtir. Soya sütü ve tofu da günlük beslenmede yer verilmesi gereken besinlerdir.

 

Yeşil çay, kanser hücrelerinin büyümesini engelliyor

 

Yeşil ve siyah çay, Camellia Sinensis bitkisinin yapraklarından elde edilir. Yeşil çay, siyah çayla aynı bitkiden elde edilmesine rağmen; aralarındaki tek farklılık, işleme tekniğinden kaynaklanır. Siyah çay kurutulurken oksijenle tepkimeye girerken yeşil çayda bu işleme izin verilemez, dolayısıyla içerisindeki antioksidan maddelerin azalmasına karşı korunmuş olur. Her iki çayda da kafein bulunur, ancak yeşil çaydaki kafein oranı daha düşüktür.

 

Çinliler sağlık durumlarını geliştirmek için yaklaşık 3.000 yıldır yeşil çay içmekteler. Yeşil çay özellikle Japonya ve Çin gibi Asya bölgelerinde tüketilmekte olup, sağlık üzerine olumlu etkileri ortaya çıktığından beri batı ülkelerinde de popülerlik kazanmıştır.

 

Çaydaki antioksidan polifenolik bileşikler kanser ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu etkisi olduğu bilinmektedir. Çayda bulunan temel antioksidan madde kateşindir. Bu bileşik, kanser hücrelerinin büyümesi için gerekli olan enzimi bloke ederek kanser hücrelerinin büyümesini önler. Japon kadınlarda günde beş bardak ya da daha çok çay içilmesinin evre I ve II meme kanseri tekrarını azalttığı göstermiştir. Bazı araştırmalar ise yeşil çayın prostat, mide ve yemek borusu kanser riskini azalttığını belgelemiştir.

Ev kazalarının en önemli 10 tanesi

1- İlaçlar: Özellikle çocuklara ilginç gelen küçük şekerlemelere benzeyen kalp ilaçları geri dönüşü olmayan zehirlenmelere yol açabilir. Aspirin, flor ve demir tabletleriyle olan zehirlenmeler de ciddi sorunlara neden olabilir. Hayvanlar için kullanılan parazit ilaçları ile bitkiler için kullanılan organik fosfor bileşenleri, yaşamı tehdit eden zehirlenmelere yol açabilir.

2- Boğulmalar: Ortada bırakılan yarı dolu bir temizlik kovasında bile çocuklar birkaç saniye içinde boğulabilir. Bu nedenle havuz, su kovası, küvet gibi tehlikeli noktalara dikkat edilmeli. Doğalgaz zehirlenmeleriyle boğulmalar da dikkate alınmalı.

3- Düşme ve Çarpmalar: Çarpılan veya kafanın vurulduğu yerin kütlesel gücü yüksek değilse ciddi bir sorun yaratmaz. Ancak kolon, kiriş ve seramik gibi kitlesi yoğun yerlerdeki özellikle kafa çarpmalarında kısa ve uzun sürede ortaya çıkabilecek ciddi komplikasyonlar görülebilir.

4- Yanıklar: Çocuklu evlerde kural olarak ocağın uzak alanları kullanılmalı. Kaynar su, süt ve çay yanıkları en sık görülen kazalardan.

5- Kimyasal yemek borusu yanıkları: Deterjan ve lavabo açıcılar ağza alındıktan sonra geri dönüşü olmayan yanıklara neden olur; çocuk kurtulsa bile ömür boyu yapay bir yemek borusuyla beslenmek zorunda kalabilir.

6- Yürüteç: En sık rastlanan ev kazalarından! Hem çocuğun yürümesini geciktirmesi hem de ciddi kazalara yol açması nedeniyle yürüteç önerilmez.

7- Trafik kazalarında çocuklar: Her yaştaki çocuk, arabada seyahat ederken oturacağı araba koltuğu mutlaka sabitlenmeli ve kemerle bağlanmalı. Çocuğun oturduğu koltuk, hava yastığından uzakta olmalı. Çocuk kesinlikle önce oturtulmamalı.

8- Vücutta yabancı cisim: Daha çok, yabancı cismin buruna sokulması, nefes borusuna kaçması şeklinde olur. 4 yaşından önce sakız ve fındık-fıstık gibi yiyeceklerin ezilmeden çocuklara verilmesi tehlikeli.

9- Kesici delici aletlerle yaralanma: Bıçak, çakı, iğne ve cam kırıkları en sık rastlanan yaralanma nedenleri. Bunların erişilemeyecek şekilde saklanması ve temizlenmeleri gerekir.

10- Merdiven ve balkon kazaları: Özellikle yazın yanlışlıkla açık bırakılan balkon ve sokak kapıları, düşme sonucu ciddi sakatlıklara ve ölüml