| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Şifalı bitkiler , ürünler

20 "kalın konu" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"kalın konu" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

KEÇİ BOYNUZU - HARNUP

KEÇİ BOYNUZU - HARNUP

Latince Adı:            Ceratonia siliqua

Almanca:                Johannisbrot

İngilizce:                Carob, St.Johnsbred

 

Anadoluda bazı yörelerde harnup olarakta bilinir. Yeryüzünün en eski bitkilerinden olup anavatanı olarak Güney Anadolu, Suriyr, Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Fas, Tunus, Cezayir, İsrail ve Libya olup memleketimizde, Antalya, Mersin, Silifke, Datça dolaylarında yaklaşık 1500 km2 lik sahil şeridinde doğal olarak yetişmektedir. Keçiboynuzu, yetişmeye başladığı ilk 15 yıl meyve vermeyen bir bitkidir. Meyveleri ilk başlarda yeşil olup, olgunlaştıkça kahverengileşen ve tam olgunlaşınca parlak kahverengi renk alır.

Keçiboynuzunun en büyük özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidirki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir.  Bir çok insan tanıdım, alerjik nefes darlığı çeken; Bu insanlar yılın belli mevsimlerinde kortizon tedavisinden başka çare bulamıyanlardı. Öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatıyorlardı. Keçiboynuzunu önerdiğim bu insanların çoğu daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıklarını anlatıyorlardı. Çocuklarda, keçiboynuzu (harnup) reçetesini uygularken dikkat edeceğiniz en önemli nokta, günde bir defa sadece sabah kahvaltısı arasında tüketilmesidir. Öğle veya akşam uygulanmaması gerekir. Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenlerde bu kürden olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir. Harnupda bulunan bazı etkin maddeler aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Tablo: Keçiboynuzunda bulunan bazı etkin maddeler

Alpha-aminopimelic acid

concanavalin

Beta-D- glucolgallin

Myo-inositol

Beta-D-...galloylglucose

Pentosane

Capronic acid

Primverose

Catechin-tannin

Tannin

Ceratose

Tocopherol

Chiro-inositol

Xylose

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan bir maddedir ki, bu özelliklerinden bazıları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Tablo: Gallic asitin etkin özellikleri

Analgesic

Ağrı kesici

Antiallergenic

Alerjiye karşı

Antiasthmatic

Astıma karşı

Antibacterial

Bakteri yok edici

Antibronchitic

Bronşite karşı

Anticancer

Kansere karşı

Antihepatotoxic

Karaciğeri toksinden arındırıcı

Antioksidant

Serbest radikalleri yok edici

Immunostimulant

Bağışıklık sistemini güçlendirici

Antiviral

Mikroplara karşı

antiseptic

antiseptik

cancer-preventive

kansere karşı koruyucu

antinitrosaminic

nitrozamin yok edici

bronchodilator

Bronş genişletici

antipolio

çocuk felcine karşı

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi gallik asit çok yönlü bir maddedir. Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.

 Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkan. Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır. Sigara içenler keçiboynuzu kürüne başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.

Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir. Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu, bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır. Keçiboynuzunun bu koruyucu özelliği tabiat ananın insanlara olan bir lütfudur. Değerli okuyucu, bir insanın kendi kendine (sağlığı açısından) verebileceği en büyük zarar; sigara içmesidir. Eğer sigara içiyorsanız, keçiboynuzunun uygulama 2 de belirtilen kürünü yapmakta büyük faydalar vardır. Unutmayınız ki, sigara içmek sadece akciğer kanserine yakalanma riskini artırmıyor, genel olarak insan sağlığını olumsuz etkileyen zararlı bir alışkanlıktır. 

Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir. Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır. Burada da belirtmekte tekrar fayda görüyorum bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir. İşte keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır. Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur.

Keçiboynuzu aynı zamanda sperm sayısını artıran özelliğe de sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında çok büyük fayda vardır. Kısaca, sperm sayısı az olanlar için ideal bir bitkisel çözümdür. Sperm sayısının normal değeri 40 milyon dur. Sperm sayıları bu değerin altında olduğu için çocuk sahibi olamayan erkekler için biçilmiş kaftan. Keçiboynuzu kürünü kullananlar sperm sayılarının nasıl artış gösterdiğini hayretle göreceklerdir.

İktidarsızlığa karşı adeta mucize çözüm keçiboynuzudur. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri keçiboynuzu kürü, iktidarsızlığa karşı mükemmel bir çözümdür. Herhangi bir yan tesir olmayan bu uygulama iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için mükemmel bir yardımcıdır. İktidarsızlığa karşı eczanelerde satılan, 2000 yılının bu konudaki en büyük buluşlarından biri sayılan viagraâ (sildenafil citrate) ile mukayese kabul edilemiyecek özellikleri vardır. Viagra’nın bir çok yan tesiri vardır. Özellikle kalp rahatsızlığı olanların kullanmaması gereken bir ilaçtır.

Keçiboynuzu kürünün viagra’dan üstün tarafları:

·        Keçiboynuzunun herhangi bir yan tesiri yoktur.

·        Hem besleyici hem de besin değeri olan keçiboynuzudur

·        Astım, alerjik astım, alerjik nefes darlığı, akciğer kanserini önleyici,

·        Akciğer ödemini yok edici ve sperm sayısını artırıcı ve balgam söktürücü  olarak  olumlu özellikleri vardır. Viagra’da bu özellikler yoktur.

Keçiboynuzu kürü erkeklerin iktidarsızlığına karşı bir gecelik çözümler yerine, tedavi edici ve de kalıcı çözüm getirmektedir. Keçiboynuzu kürü uygulanmaya başladıktan 4-5 gün sonra etkisini göstermeye ve cinsel hayatı dengelemeye başlar. Eğer uzun zamandan beri iktidarsızlık çekiliyor ise bir haftadan itibaren etkisini göstermeye başlar.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla uygulayabilecekleri bir kürdür. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir desdekleyicidir.

Tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum, bitkisel kür uygulamalarını size önerildiği şekilde uygulayınız. Daha çabuk sonuç alırım diye kesinlikle abartarak kullanmayınız. Kitapta belirtilen tüm uygulamaları size önerildiği şekilde hazırlayınız ve uygulayınız. Uygulama sürelerine ve miktarlarına kesin olarak uyunuz. Tabiat ana bir denge, nizam ve kural üzerine kuruludur vede belirli kurallara göre çalışmaktadır. İnsanda, tabiat ananın bir parçası olduğuna göre, insan vücududa aynı şekilde belirli dengeler çerçevesinde çalışmaktadır. Allah yüce kitabında: “Ben bu alemi süs olsun diye yaratmadım, onu bir nizam, düzen, kural ve denge üzerine yarattım” buyurmaktadır. İşte, günümüzde bilim adamları ekolojik dengeden, biyolojik dengeden vede daha bir çok dengelerden bahsetmekteler ve bu dengelerin bozulması durumunda dünyamızı nedenli büyük felaketlerin beklediğini vurgulamaktadırlar. Örneğin, demir. Demir, insan vücudu için hayati önem taşıyan bir maddedir. Demirin eksikliğide, fazlalığıda insan vücudu için zararlıdır.

Bazı insanlar vitaminlerin çok faydalı olduklarına inandıklarından dolayı vitamin haplarını fazla fazla kullanırlar. Çünki, fazlasının insan vücuduna zarar vermediğini zannederler. Unutmayınızki, vitaminlerin eksikliği sağlığımız açısından hayati önem taşırlarken, fazlasıda vücudumuza zarar verirler. Aynı şekilde size önerilen bitkileride belirtildikleri şekilde kullanmak gerekir. Fazla kullanarak daha çabuk sağlığıma kavuşurum diye düşünmek yanlıştır.

Çocuklarda Çinko Eksikliği

Çinko eksikliği, çocukta iştahsızlık,ishal ve kilo kaybına yol açıyor.

Çinko eksikliğinin çocuklarda iştahsızlık, ishal ve kilo kaybına neden olduğu bildirildi.
Konuya ilişkin bilgi veren Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, çinkonun, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, davranış ve öğrenme performansının artması ve çocuklarda büyüme ve gelişim için çok önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye'de toprakların çinko açısından fakir olmasının ve dengesiz beslenmenin çinko eksikliğine sebebiyet verebildiğini ve çinko eksikliğinin demirden sonra en sık görülen mineral eksikliği olduğunu ifade eden Kılınç, şöyle konuştu:

"Çinko en çok çocukluk çağında ihtiyaç duyulan bir mineral. Çinko eksikliği, özellikle bağışıklık sistemini, bağırsakları ve cildi etkiliyor. Bu eksiklik çocuklarda iştahsızlık, ishal ve kilo kaybına neden oluyor. Bağışıklık sistemi etkilenen çocuklar sık sık enfeksiyon geçiriyor. Çinko eksikliği olan çocukların hastalıklara yakalanma riski artıyor. Bu çocuklarda ayrıca büyüme geriliği de görülebiliyor."

Ek Besinlere Geçiş Döneminde Dengeli Beslenme Gerekli
Kılınç, bebeklerde çinko eksikliğinin özellikle ek besinlere geçiş döneminde gözlendiğini, bu dönemde sütten ek besinlere geçişte geç kalınması ya da çocuğa tek çeşit ek besin verilmesinin olumsuz sonuçlar doğurabildiğini ifade etti.

Kılınç, "Çinko eksikliğinin önüne geçmek için çocukların, özellikle ek besinlere geçiş döneminde dengeli beslenmesi gerekir" dedi.

Kılınç, ailelerin ek besinlere geçiş dönemi ve hangi ek besinleri hangi oranda bebeğine vermesi gerektiği konusunda bir doktora başvurabileceğini belirterek, çinko eksikliği bulunan kişilere dengeli beslenme önerisinde bulunduklarını ve çinko içeren hap ve damla verdiklerini ifade etti.

Kılınç, ergenlik döneminde diyet yapan gençlerde de çinko eksikliği görüldüğünü ve diyet yapanların da bu konuda dikkatli olması ve bir uzmandan destek istemesi gerektiğini kaydetti.

Kalp Damar Hastalıklarının Önlenmesinde 11 Öneri

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi (American Heart Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH) önlenmesini amaçlayan yazılı yeni önerilerde bulundu. Bu önemli yazının orijinali 4 Temmuz 2006, Circulation dergisinde, Doç. Dr. Doğan Yücel ‘ tarafından yapılan Türkçe tercümesi ise 15 Eylül 2006 tarihli Cumhuriyet-Bilim Dergisinde yayınlandı. Yazının sonunda sayın Prof. Dr. Ahmet Aydın  konuyu yorumluyor. 

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesinin önerileri erişkinlere ve 2 yaşından büyük çocuklara yönelik. Önerilerle amaçlanan ise şunlar;

 

·     Sağlıklı bir diyet sürdürmek

 

·     Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olmak

 

Kanda düşük dansiteli lipoprotein kolesterolü (LDL-C; "kötü kolesterol", yüksek dansiteli lipoprotein kolesterolü (HDL-C; "iyi kolesterol" ve trigliserit düzeylerini istenen rakamlara getirmek

 

·     Normal tansiyona (kan basıncına) sahip olmak

 

·     Normal kan glükoz düzeyine sahip olmak

 

·     Fiziksel aktivite göstermek

 

·     Tütün kullanmamak, tütün ürünlerine maruz kalmamak

 

Amerikan Kalp Birliği'nin diyet ve yaşam biçimi üzerine önerileri şu başlıklar altında özetlenebilir:

 

1. Bol sebze ve meyve.

Sebze ve meyvelerin çoğunda yeterli miktarda besin maddesi vardır, aynı zamanda kalorileri düşüktür ve çok miktarda lif içerirler. Dolayısıyla, sebze ve meyveler fazla enerji vermeden yeterli besin sağlarlar. Yapılan çalışmalar sebze-meyve ağırlıklı diyetin tansiyonu düşürdüğünü ve KDH riskini, özellikle de inme riskini, azalttığını göstermektedir. Bu etki sebze-meyvelerin içerdiği maddelere de bağlı olabilir, diyetten diğer yiyeceklerin çıkarılmasına da... Özellikle koyu renkli sebze-meyveler önerilmektedir. Örneğin ıspanak, havuç, şeftali, kiraz, çilek vb. Meyve sularının, hem doygunluk sağlamamaları, hem de lif içermemeleri nedeniyle, meyve yerini tutmayacağını de belirtelim.

 

2. İşlenmemiş taneli, bol lif içeren yiyecekler.

Bunlar hem diyetin kalitesini artırırlar, hem de KDH riskini düşürürler. Lifli diyet mide boşalmasını geciktirerek doygunluk sağlar; böylece alınan kalori miktarı da düşer. Ayrıca vücutta sentezlenen kolesterol miktarını düşürürler. AHA, taneli yiyeceklerin en az yarısının işlenmeden alınmasını öneriyor.

 

3. Haftada en az iki kez balık.

Balık eti, özellikle de yağlı balık eti, çok uzun zincirli omega-3 çoklu doymamış (poliansature) yağ asitlerince zengindir. Haftada iki kez balık yenmesi erişkinlerde birden ölüm ve koroner kalp hastalığı nedeniyle ölüm riskini azaltmaktadır. Ayrıca, dolaylı olarak balık yağları, diğer besinlerle alınan ve KDH riskini artıran zararlı yağların da (doymuş yağlar ve trans yağ asitleri) diyetten çıkarılmasına yol açar. Ancak, balık etinin çevre kirliliği nedeniyle aşırı miktarda civa ve bazı organik toksik kimyasallar içerebileceğini de vurgulamak gerekiyor. Bu yüzden yenecek balığın kaynağının iyi bilinmesi, pişirmeden önce derisinin ve yüzeydeki yağlarının uzaklaştırılması öneriliyor.

 

4. Az doymuş yağ, trans yağ asidi ve kolesterol.

Günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağ, %1'i trans yağ asidi olabilir; kolesterol ise günde 300 miligramı geçmemeli. Bu hedeflere ulaşmak için yağsız et ve sebze, yağsız süt ürünleri yemek ve diyette margarinleri en aza indirmek gerekiyor. Doymuş yağlar ve trans yağ asitlerinin LDL kolesterolü (kötü kolesterol) artırdığı iyi biliniyor. Fazla kolesterol alımı da LDL kolesterolü artırır. Diyette kolesterolün başlıca kaynağı yumurta, et ve süt ürünleri. Diyetteki toplam yağ miktarı ise %25-35 ile sınırlandırılmalı.

 

5. Şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalı .

Tüm dünyada, ticari dürtülerin de etkisiyle, her geçen yıl, diyetle alınan toplam enerjinin daha fazla kesimi şeker katılan içeceklerden geliyor. Şekerli yiyecek ve içecekler fazla kalorileri nedeniyle şişmanlığa yol açıyorlar. Şekerli içecekler doygunluk da vermediklerinden, kişi daha fazla enerji alıyor. Günümüzde şişmanlığın başlıca nedenlerinden biri şekerli içecek kullanımı.

 

6. Tuza dikkat.

Fazla tuz (sodyum klorür) alınışının yüksek tansiyona yol açtığı iyi biliniyor. Tuz kısıtlaması, tansiyonu normal kişilerde yüksek tansiyon gelişimini önlüyor, yüksek tansiyonlularda ise tedaviyi kolaylaştırıyor. Tuz kısıtlaması yaşa bağlı tansiyon yükselmesini azaltıyor, damar sertliği (ateroskleroz) ve kalp yetmezliği riskini düşürüyor. Potasyum oranı yüksek diyet, tansiyonu düşürüyor, aşırı sodyum alımına bağlı yüksek tansiyonu da önlüyor. Sodyum alımı günde 1.5 gramı geçmemeli denilse de, bunu başarmak çok güç göründüğünden, şimdilik günde 2.3 gramı (günde 100 milimol) geçmeyecek bir miktar öneriliyor.

 

7. Alkol.

Az miktarda alkol alımının KDH riskini azalttığı biliniyor. Ancak, diğer yararlı yiyecek içeceklerden farklı olarak, sadece KDH riskini azaltması nedeniyle alkol alımının teşvik edilmesi doğru bulunmuyor. Çünkü alkol bağımlılık yapan bir içki ve aşırı alındığında hem sağlığı olumsuz yönde etkiliyor, hem de toplumsal uyumsuzluklara yol açıyor. Alkol aşırı miktarda alındığında kanda trigliserit düzeyini artırıyor, tansiyonu yükseltiyor, karaciğer hasarına yol açıyor, fiziksel bağımlılık yapıyor, trafik ve iş kazalarına kapı açıyor. Alkolün meme kanseri riskini de artırdığı belirtiliyor. Bunun için de, alkol kesinlikle alınmamalı . Alkolün aynı zamanda proteinler ve karbonhidratlara oranla kalori bakımından daha yoğun olduğunu da belirtelim.

 

8. Ev dışında yenen yemekler.

Gerek öğrenim ve iş yaşamı (genel olarak kent yaşamı), gerekse Batı kültürü, ev dışında yenen yemek oranını artırmaktadır. Özellikle hızlı servis yapılan veya hazır halde pazarlanan yemekler doymuş yağ, trans yağ asiti, kolesterol, şeker ve sodyum açısından zengin; buna karşılık lif ve yararlı besin maddesi içermeyen yemekler. Ev dışında ne kadar çok yemek yenirse, şişmanlık ve insüline direnç (insülin kan şekerini düşüren hormon) o ölçüde artıyor. Bu nedenle ev dışında yemek yerken seçimi iyi yapmak önemli.

 

9. KDH üzerine etkileri henüz kanıtlanmamış besinler.

KDH riskini azalttığı belirtilen ve günümüzde pek popüler olan çeşitli besin maddeleri hakkında görüşlerse şöyle:

 

Antioksidan Ürünler.

 

Antioksidan vitaminler ve selenyum gibi antioksidan özellikteki elementlerin KDH'nı önlemek için alınması önerilmiyor. Gözlemler, antioksidan desteğin KDH riskini azalttığını gösteriyorsa da, bu henüz klinik çalışmalarla kanıtlanmış değil. Hatta, beta karoten gibi bazı antioksidanların sigara içenlerde akciğer kanseri riskini, yüksek doz E vitamininin ise ölüm oranını artırdığı öne sürülüyor. Antioksidan destek ürünlerinin alınması önerilmese de, antioksidan özellikte besinlerin, özellikle meyve, sebze, işlenmemiş taneli beisnlerin ve bitkisel yağların alınması doğru bulunuyor.

 

Soya Proteinleri.

 

Önceki çalışmalar soya proteinlerinin LDL kolesterolü düşürdüğünü, diğer KDH risklerini azalttığını öne sürmüşse de, son beş yıl içinde yapılan çalışmalar bu bilgiyi doğrulamış değil. Hayvansal protein ya da süt ürünleri kaynaklı protein yerine aşırı miktarda soya proteini alınırsa, bunun kolesterolü yüksek kişilerde LDL kolesterolü düşürmekte yaralı olabileceği, ancak HDL kolesterol, trigliserit ve lipoprotein (a) (bunun yüksekliği de damar sertliği ve inme riskini artıran bir etkendir) düzeyini etkilemediği belirtilmektedir. Gene de, en azından, diyette hayvansal ürünler veya süt ürünleri nispeten azalacağından, bunların yerine soya proteinince zengin yiyeceklerin kullanılması daha az doymuş yağ ve kolesterol alınması anlamına geliyor

 

Folik Asit ve Diğer B Vitaminleri.

 

Şu an için folik asit ve diğer B grubu vitaminlerin KDH riskini azalttığını kanıtlayan bilgi yetersiz. Folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin kan homosistein düzeyini (homosistein infarktüs ve inme sıklığını artıran bir bileşik) düşürdüğü, ancak bu vitaminlerle tedavinin beklenen sonuçları vermediği belirtiliyor.

 

Fitokimyasallar (bitkisel kimyasallar).

 

 Flavonoitler ve kükürt içeren bileşikler meyve ve sebzelerde bulunan ve damar sertliği riskini azalttığı düşünülen bir grup madde. Ancak henüz bu grupta yer alan maddeler ve etkileri tam anlamıyla anlaşılabilmiş değil.

 

10. Özel Gruplara Yönelik Öneriler

 

İki yaş üstündeki çocuklar. Çocuklarda ve gençlerde aşırı kilo ve şişmanlık sıklığı gittikçe artıyor. Bu grupta şişmanlık, ileriki yaşlarda KDH habercisi. Bu nedenle erken önlem almak gerekli. Ancak, bu grupta diyete sınırlamalar koymak zor. Çünkü normal büyüme ve gelişme sınırlamadan olumsuz yönde etkilenmemeli.

 

Yaşlılar.

 

Damar sertliği erken yaşlardan başlayan ama kendini ileri yaşlarda gösteren bir hastalık. Diyet ve yaşam biçimi alışkanlıkları KDH riskini azaltabiliyor. Bu nedenle yaşlılıkta da bu alışkanlıkları daha sıkı bir şekilde sürdürmek gerekli.

 

Metabolik sendromlular.

 

 Metabolik sendrom, insülin direnci ile ilgili ve genellikle aşırı kilolu veya şişman kişilerde görülen bir bozukluklar bütünü. En belirgin özellikleri ise karın bölgesi şişmanlığı, kan yağlarında olumsuz değişiklikler (yüksek trigliserit ve düşük HDL kolesterol düzeyi), yüksek tansiyon, insülin direnci, kanda pıhtılaşma eğiliminin ve vücutta iltihabi olaylara eğilimin artması. Metabolik sendromlularda başlıca hedef diyet ve yaşam biçimi değişiklikleriyle KDH riskini azaltmak. Metabolik sendrom gelişimini önlemek için de fiziksel aktivite göstermek ve şişmanlamamak gerekli. Böylece şeker hastalığı ve KDH riski de azaltılıyor. Eğer trigliserit düzeyi yüksek ve HDL kolesterol düzeyi düşükse, yağ içeriği çok düşük diyetten kaçınmak doğru bulunuyor. Bunun yerine orta düzeyde yağ içeren bir diyetle kalori kısıtlamasına gitmek ve fiziksel aktiviteyi artırmak daha yararlı.

 

Kronik böbrek hastaları.

 

Bu hastalarda KDH riski daha yüksek. Bunun nedeni kısmen uygulanan diyetten kaynaklanıyor. Şeker hastalığı, kanda trigliserit yüksekliği, yüksek tansiyon sık görülüyor. Dolayısıyla genel öneriler bu hastalar için de gerekli. Özellikle tuz kısıtlaması çok önemli. Kan yağlarındaki bozukluklar düzeltilmeli. Et yerine süt ürünleri ve sebze alınması, böbreklerdeki bozulmayı da yavaşlatıyor. Kronik böbrek hastalığının ileri aşamalarında ise protein, fosfor ve potasyum kısıtlamasına gitmek gerekiyor.

 

11. Teknoloji ve Çevresel Etkenler.

Teknolojik yenilikler de KDH riskini artırıyor. Örneğin otomobil kulanımı

 

fiziksel aktiviteyi düşüren bir etken. Güvenli kaldırımların, estetik sokakların olmaması ve iyi aydınlatılmaması da yürüyüş yapmak için caydırıcı. Televizyon seyretmek, bilgisayar başında oturmak, video oyunları oynamak, hep fiziksel aktiviteyi azaltan unsurlar. Bu gelişmeler, yanına sağlıksız beslenme kültürü de gelince, şişmanlığı bir salgın haline getiriyor.

 

Kaynak: American Heart Association Nutrition Committee; Lichtenstein AH, Appel LJ, Brands M et al. Diet and lifestyle recommendations revision 2006: A scientific statement from the American Heart Association Nutrition Commitee. Circulation 2006; 114: 82-96.

 

Çeviri: Doç. Dr. Doğan Yücel, S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Biyokimya Bölümü

 

 

Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın yorumu

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesinin (American Heart Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH) önlenmesini amaçlayan yeni önerileri genel olarak çok olumlu. Ama 4. ncü öneride olduğu gibi doymuş yağ fobisinden hala kurtulmuş değiller.

 

Diyetteki toplam yağ miktarı ise %25-35 ile sınırlandırılmalı dedikten sonra günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağ olmalı diyor. Yani doymuş yağlar koroner kalp hastalığını artırıyor demek istiyor ki bu bilginin bilimsel bir temeli yok.

 

Günlük enerjinin en fazla %1'i trans yağ asidi olmalı diyor. Çok doğru. Çünkü bu yağlar oluşturdukları düşük yoğunluklu enflamasyon aracılığı ile koroner kalp hastalığına neden oluyorlar.

 

Komite çok miktarda trans yağ asidi içerdiği için diyette margarinleri en aza indirmek gerekiyor diyor. Nedense tamamen keselim diyemiyor!

 

Bu arada ülkemizdeki kalp cemiyetlerinden biri meşhur bir margarinin destekçisi olabiliyor. Margarinciler daha da ileri giderek ürünlerinin içine koydukları bazı gıda unsurlar(benekol, omega-3) ile kalp sağlığınızın korunacağını söylüyor.  Hatta margarinlerini koroner kalp hastalığını tedavi bile ima edeceğini söylüyorlar.  Bu reklamlar nedense kolesterol düşüren ilaçlara getirilen kısıtlamalardan sonra çok arttı. Bu firmalar herhalde kısıtlamaları önceden haber aldılar.

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi %25-35 yağ oranının %7’sini hayvani doymuş yağlara ve margarine ayırmış. Peki geri kalan %18-28 oranındaki yağlar hangi yağlar olacak. Sakın ha zeytin yağı demeyin; çünkü ABD’deki tüketimi çok az.

 

O zaman geriye ayçiçeği ve mısır gibi yağlar kalıyor. Bu yağlar kalbiniz için iki yönden zararlı;

 

1) Yüksek ısı ve basınçla elde edildiği için bol miktarda trans yağ asidi içeriyorlar

 

2) Omega-6 oranları çok yüksek, omega-3 ise içermiyorlar.

 

Kandaki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına neden mi oluyor yoksa koroner kalp hastalığını önlüyor mu?

 

Çeşitli ülkelerde, çeşitli hastalıklarda ve çeşitli etnik gruplarda yapılan çok sayıda araştırmaların bir çoğunda kan kolesterol düzeyleri ile koroner kalp hastalığı arasında ya da ölüm sıklığı arasında bir ilişki bulunamamış (1-20). Yani bu araştırmalara göre kolesterolü yüksek olan kişilerdeki koroner kalp hastalığına yakalanma ve ölüm sıklığı kolesterolü normal olan kişilerdekinden daha yüksek değilmiş.

 

Bu araştırmaların bazılarında ise kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda koroner kalp hastalığına yakalanma sıklığının azalmış olduğu (10,15,20), hatta kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda (13, 17)  yaşam süresinin daha uzun olduğu saptanmıştır.

 

Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açar mı?

 

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi (American Heart Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH) önlenmesini amaçlayan yazılı yeni önerilerde bulundu. Bu önemli yazının orijinali 4 Temmuz 2006, Circulation dergisinde, Doç. Dr. Doğan Yücel ‘ tarafından yapılan Türkçe tercümesi ise 15 Eylül 2006 tarihli Cumhuriyet-Bilim Dergisinde yayınlandı. Yazının sayın Prof. Dr. Ahmet Aydın konuyu yorumluyor.

 

Günümüz diyetinde kalp hastalığına neden olduğu iddiası ile kolesterol ve doymuş yağlar yerine kolesterol içermeyen margarin ve çoklu doymamış sıvı yağları (mısır,  soya, ayçiçeği) önerilmektedir.

 

Kore savaşında ölen Amerikan ve Japon genç askerlerin otopsilerinde aterom plaklarının gelişmesi incelendiğinde az doymuş yağ yiyen Japonlar ve çok doymuş yağ yiyen Amerikalılar arasında ateroskleroz (damar sertliği) açısından bir fark bulunmamış  (21,22).

 

Afrikalı Samburular günde 6-7 litre çiğ süt ve yarım kilo kadar et tüketirler. Ortalama Bir Amerikan vatandaşının tükettiği kolesterolün 2 katından fazlasını tüketmesine rağmen, Samburuların kan kolesterol düzeyleri (170 mg/dL) Amerikalılara göre son derece düşüktür (23).

 

Kırsal kesimde yaşayan Kenyalı Masailer günde 2 litre süt, 1-2 kilo kadar et yerler. Buna rağmen ortalama kan kolesterol düzeyi dünya ortalamasından  düşüktür. Fakat şehre indiklerinde çok daha az kolesterollü gıda tüketmelerine karşın kolesterol düzeyleri kabiledeki akrabalarından daha yüksek olmaktadır(24, 25).

 

Somalide sadece sütle beslenen kabilelerde hemen hiç koroner kalp hastalığı görülmemektedir(26).

 

ABD’de 20. yüzyılın başında koroner kalp hastalığından ölüm neredeyse hiç yok iken, daha sonraki yıllarda büyük bir patlama olmuştur. 20. yüzyılın başında daha fazla kolesterol tüketilmektedir. Daha sora margarin ve sıvı (mısır, soya, ayçiçek) yağların kullanılmasında müthiş bir patlama olmuştur.

 

Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açmıyorsa gerçek neden nedir?

 

Günümüzde aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar “kolesterol depo hastalığı” olarak değil “düşük yoğunluklu sistemik enflamatuar hastalık” olarak kabul edilmektedir (CRP artışı ile endirekt olarak gösterilebilir) (27-31).

 

Hayvan çalışmaları Il-6 ve tümör nekroze edici faktör-alfa’nın ateroskleroz sürecini hızlandırdığını göstermektedir(32). Omega-3 yağ asitleri, antienflamatuvar (iltihap önleyici) etkileri ile koroner kalp hastalığı gelişimini yavaşlatırlar.  Rafine edilmiş gıdalardan uzak durarak ve bunların yerine doğal gıdaları yiyerek kronik iltihap rizikosu azaltılabilir.

 

Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açmadığına göre 20. yüzyılın en büyük yalanı niçin sürdürülüyor?

 

Önce şu soruyu soralım. Mevcut durumdan kimler yararlanmaktadır?

 

İlaç sanayisi, margarin ve sıvı yağ sanayisi, düşük yağlı diyet sanayisi, kalp ile uğraşan özel hastahaneler ve buralara malzeme ve alet satan firmalar. Bu piyasanın cirosu trilyonlaca dolar ile ifade edilmektedir. Rantın sürdürülebilmesi ancak yalanın sürdürülmesi ile mümkündür. Medya organlarının çoğu mevcut durumdan beslendiği için bu gerçekleri yeterince yazmadığı gibi kolesterol yalanını sürdürmektedir.

 

Ne yapmalı?

 

· Un ve şekerden mamül gıdaların tüketiminin minimale indirilmesi (Geniş bilgi için taş devri diyet listesine bakınız).

 

·Margarin ve sıvı (mısır,  soya, ayçiçek) yağların kullanılmaması

 

·Bunların yerine hayvani yağların (iç yağı, kuyruk yağı, tere yağı) ve zeytin yağının yenilmesi (dedelerinizin yaptığı gibi)

KALP HASTALIKLARI İÇİN ŞİFALI BİTKİLER

 

 Asma vücut yağlanmasına, kalp ve böbrek rahatsızlıklarına karşı çok etkilidir.

 

Acı marul çiçekleri toplanır, bol şekerle iyice karıştırılır, güneşte kurutulur. Elde edilen bu lezzetli ilaç kalp hastalıklarına iyi gelir ve kalbi kuvvetlendirir. Bu ilçtan günde 1-2 kahve kaşığı alınabilir.

 

Anason tohumlarını çiğnemek kalp çarpıntısını giderir.

 

Cevizde ki yağın yapılan araştırmaların kolestrolü yükseltmeyip düşürdüğünü ortaya çıkardığından, kalp krizini önlemek için günde üç ceviz yemenin yaralı olduğu anlaşılmıştır.

 

Erik, Erkeç otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Fındık (günde bir avuç) tüketilmesi enfarktüsü önler. Haşhaş tohumları kalp hastalarına iyi etki eder.

 

Karnabahar kalp rahatsızlıklarına karşı etkilidir.

 

Kedi otu kalp atışlarını düzenleyicidir.

 

Kekik kalp çarpıntısını önler.

 

Kereviz, üzüm, soğan, nar kalp yorgunluğuna iyi gelir.

 

Limon, melek otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Lahanada bulunan potasyum vücudun suyunu alarak kalp ve dolaşımı rahatlatır. Vücudun zehirini atmasını sağlar.

 

Marul sinirsel kalp çarpıntılarına iyi gelir.

 

Sarımsak kandaki kolestrolü dengelediği için kalp krizi riskini azaltır.

EVLİLİKTE CİNSELLİK

EVLİLİKTE CİNSELLİK

 

Cinsel ilişki hakkında neler biliyorsunuz? Bu konuda bir doktorla ya da büyüklerinizle konuştunuz mu? Belki hala cinselliğin tabu olduğunu düşünüyorsunuz. Öyleyse bu yazıyı mutlaka okumalısınız.

Bir kere şunu aklınızdan çıkarmayın ki, cinsel ilişkiye girmek ne ayıp bir şeydir, ne günah ne de kabustur. İki bedenin bedensel ve ruhsal açıdan birbirinden zevk almasıdır. Birbirini seven iki insanın cinsel ilişkiye girmesi son derece doğal ve olması gereken bir olaydır. Belki bu konuda yanlış bilgiler edindiniz. Belki aileniz size hiçbir bilgi vermedi, hatta bu konuda konuşmanızı bile yasakladı. Belki de küçüklüğünüzde yaşadığınız bazı kötü olayları aklınızdan çıkaramıyorsunuz. Bir de çevrenizdekilerin kulaktan dolma bilgilerini aktarmasıyla iyice aklınız karıştıysa, cinsellik sizi ürküten, tüm keyfinizi kaçıran bir olay haline gelmiş olabilir. Tüm yaşadığınız kötü tecrübeleri ve öğrendiğiniz yanlış bilgilen hafızanızdan bir an önce silmeye bakın. Çünkü cinsel ilişki evlilikte iki insanı birbirine yakınlaştıran ve mutlu bir hayat sürmelerini sağlayan en önemli unsurlardan biridir.

CİNSELLİĞİ KONUSUN
Eğer evleneceğiniz kişi de cinsel konularda sizin gibi bilgisizse veya çekingen davranıyorsa, onunla bu konuları konuşma fırsatı bulamadıysanız, korkularınız daha da artabilir. Bu durumda cinsellikten korkmanız çok doğaldır. Ama bu korkuları yenmek sizin elinizde. Öncelikle cinsel konularda bilgi edinmelisiniz. Bir doktora, uzman bir kişiye başvurmak en doğru yoldur. Hatta evleneceğiniz kişiyle birlikte gitmeniz daha doğru olacaktır. Bu konuda yazılmış kitaplar da okumalısınız. Ama bu kitapların uzmanlar tarafından yazılmış olmasına dikkat edin. Ve cinselliğin ayıp, günah ve yasak olmadığını, haz alınabilecek bir deneyim olduğunu kafanıza sokun.

EŞİNİZİ TANIYIN
Kendi vücudunuzu tanımaya çalışın. Bu da utanılacak bir şey değildir. Eşinizle yakın olmalı ve onunla bu tür konulan rahatlıkla konuşabilmelisiniz. En önemli konulardan biri de budur. Eğer evleneceğiniz kişiyi tanımıyorsanız, onunla hiç yalnız kalmadıysanız, birbirinizin elini tutmadıysanız onunla nasıl aynı yatağı paylaşabilirisniz ki. İşte o zaman cinsel ilişki sizin için kabusa dönüşebilir. Nikahlı bile olsanız hiç tanımadığınız bir insan vardır karşınızda ve elinizde olmadan korkulu anlar yaşayabilirsiniz. Bu yüzden evleneceğiniz kişiyi mutlaka tanımanız gerekir.

Onunla sohbet etmeli nelerden hoşlandığını, nasıl bir insan olduğunu öğrenmelisiniz ki, onu seve-bilmeli ve cinsel ilişkiye girebilmelisiniz. Aksi takdirde cinsel ilişki ne size, ne de eşinize zevk verecektir. Eğer eşiniz bu konularda konuşmaya yanaşmıyorsa bu evliliği gerçekleştirmek konusunda düşünmenizde yarar var. Aileniz evlenmeden yakınlaşmanızı engelliyorsa onları ikna etmeye çalışmalı ve eşinizle daha sık görüşmelisiniz.

BİR UZMANLA GÖRÜŞÜN
Evlenmeden önce eğer cinsellik konusunda yeterli deneyiminiz yoksa mutlaka bir uzman doktora başvurun. Hem cinsellik hakkında doğru bilgiler edinip, tüm şüphelerinizi ortadan kaldırın, hem de doğum kontrolü hakkında bilgi edinin. Sağlıklı bir cinsel yaşam için bunu mutlaka yapmalısınız. Uzmanlar bazı çiftlerin soyunmadan cinselliği yakalamaya çalıştıklarım, bazılarının da bırakın cinsel organlarına dokunmayı bakmaya bile cesaret edemediklerini söylüyorlar. Bunun sonucunda kadınlarda vajinanın istemsiz kasılması gibi durumlar ortaya çıkıp, cinsel birleşme giderek zor ve imkansız hale gelebiliyor. Erkeklerde ise ereksiyon olmama, erken boşalma gibi sorunlar gündeme gelebiliyor. Bu ve benzeri durumları yaşamamak için cinselliğin ayıp ve günah olmadığını bilip, bu konuda önlem almayı sakın ihmal etmeyin.

 

DİŞ BEYAZLATMA (BLEACHING)

 

Modern toplumlarda bireyler dişlerini görünümünü önemserler, hatta dişlerdeki şekil ve renk bozuklukları kişide psikolojik rahatsızlıklara kadar varan problemlere sebep olabilir. Diş hekimliğinde estetik ve restoratif maddelerin gelişmesiyle pek çok renk, şekil, konum bozuklukları kolaylıkla çözümlenebilmektedir. Renklenmiş dişlerin beyazlatılması (bleaching), diğer restoratif metotlara kıyasla daha ucuz, pratik ve zararsızdır.

Beyazlatma (bleaching) işlemi nedir ve nasıl yapılır?

Beyazlatma dişlerin yapısında (mine ve dentin tabakasında) oluşan renklenmeleri giderme işlemidir. Şu anda bilinen iki değişik beyazlatma yöntemi vardır. Bunlardan ilki hastanın kendi başına uygulayabileceği bir yöntemdir, aşamaları şöyledir:

  • Hekimin ağızdan ölçü alıp, dişlerinizin üzerine takabileceğiniz ince lastik kalıpları hazırlatması,
  • Hastanın kendisi için hazırlanmış özel kalıbın içerisine ilaç yerleştirerek bu kalıbı beyazlatılacak dişlerin üstüne günde en az 6 - 8 saat takması (tercihen uykuda),
  • Tedavinin ortalama 1 - 4 hafta içinde sonlandırılması.

İkinci yöntem ise klinikte bir hekim tarafından yapılan beyazlatmadır ki aşağıdaki şekilde uygulanır:

  • Ağartıcı ilaç bu işlem hakkında deneyimi olan bir hekim tarafından diş üzerine yerleştirilir.
  • İlgili dişin üzerine beyaz renkli ışık kaynağı belli bir süre tutulur.
  • İşlem bittiğinde sonuç hemen gözlenir.

Her iki yöntemde etkin olmasına rağmen tercih, renklenmenin derecesine, tedavinin ne kadar çabuk sonlandırılmak istendiğine ve hekimin görüşüne bağlıdır.

Dişlerde istenmeyen lekeler neden oluşur?

Bunun bir çok sebebi olabilir. En yaygın olanları; yaşlılık, dişleri boyayan maddelerin (kahve, çay, kola, sigara vb.) tüketimi, travmalar, eski protezler, kaplamalar, dolgulardır. Dişlerin oluşumu boyunca kullanılan antibiyotik (tetracycline) veya aşırı florit tüketimi de dişlerde renklenmelere yol açabilir.

Bu durum dişin yapısından ileri gelebileceği gibi diş etkenlerin boyaması ile, gelişim çağında alınan antibiyotik ya da florür nedeni ile, yaşlılıkla, dişe gelen bir darbe nedeni ile de olabilir.

Beyazlatma işlemi kimlere uygulanabilir?

Hemen hemen herkese! Ancak, tedavinin etkili olamayacağı bazı durumlar vardır. Dişhekiminiz tam bir ağız içi kontrol ve teşhisi ile dişlerin bu işlem için uygun olup olmadığını belirleyecektir. Dişleriniz sağlıklıysa daha beyaz ve doğal gülümseme için ideal bir çözümdür.

Beyazlatma işlemi zor ve zahmetli midir?     

Hayır! Ağız sağlığı teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde dişleriniz çok kısa bir sürede, güvenli ve etkin olarak beyazlatılabilmektedir.

Güvenli midir?

Evet! Yapılan araştırmalara göre, dişlerin beyazlatılması dişhekiminizin gözetimi altında yapılırsa son derece etkin ve güvenlidir. Dişler ve dişetleri hiçbir şekilde zarar görmez.

Uygulama süresi ne kadardır?

Genelde, ilk uygulamada beyazlama başlar. Ancak, ideal görüntüye ulaşmak için, uygulamanın 10 – 14 gün devam etmesi gerekir.

Dişler beyazladıktan sonra eski haline döner mi?

Dişler her zaman için eskisinden daha beyaz olacaktır. Ancak, hastaların alışkanlık ve ağız bakımına bağlı olarak yılda bir – iki kez pekiştirme tedavisi gerekebilir.

Özetle bu tedavinin başarılı olabilmesi için neler önemlidir?

  • Kullanılan ilacın markası ve içerği
  • Bu konuda deneyimli bir hekimin tedavisi altında olmanız
  • İlacın kullanılma şekli ve tedavi süresi

Tedavi sırasında nelere katlanmak zorunda kalacağım?

Eğer sigara içiyorsanız lastik kalıp ağzınızda iken sigara içmemeniz (ev ağartması için geçerli). Tedavi'nin bitmesi ile ortadan kalkacak hafif soğuk sıcak hassasiyeti.

Yanlış diyetler hasta ediyor

 

Her bahar olduğu gibi, bu bahar da bir "yeni diyet" furyası ortalığı kasıp kavuruyor.

 

Aslında bu yenilerin de eskilerden hiçbir farkı yok. Tek fark var: İddialar bu yıl daha da uçuk: Bir haftada dört-beş, hatta yedi kiloyu vermeyi garanti edenler bile var. Eğer, bu "diyet mucitleri"nin söylediklerine inanırsanız, bir haftada yedi, on haftada 70 kilo verir, kendinizi bile ortadan kaldırabilirsiniz!

 

Bu yılın başka bir yeniliği ise uzun bir süre Güneybatı ve Güneydoğu Amerika kıyılarında gezinen diyet mucitlerinin, tası tarağı toplayıp Kuzey’e kaymaları, New York’a geçmeleri... Bu yılki diyet palavrasının adı "New York Diyeti". Florida kökenli "South Beach Diyeti" veya Kaliforniya kökenli "Sonoma Diyeti" çoktan "out" oldu.

 

Diyetler yeni ama içerikler, yanlışlar hiç değişmemiş. Bilinen taktikler aynen korunuyor:

 

Diyet listesini mümkün olduğu kadar düşük kalorili tutacaksın, mümkünse 800 kalorinin üzerine çıkmayacaksın (birinci yanlış)

 

Protein tüketimini mümkün olduğu kadar artırıp, hafif bir ketoz durumu yaratacaksın (ikinci ve en önemli günah)

 

Listeyi yaparken, zor bulunan, pahalı ve farklı besinler kullanacaksın. Domates, salatalık kulvarından çıkıp avokado, bluberry yoluna sapacaksın (üçüncü saçmalık)

 

Diyet listelerine destek olacak aktivite planlarını yaparken, her zaman, her yerde ve herkesin kolayca yapabileceği egzersizleri yok sayacak (yürüyüş, hafif koşular, yüzme); yeni, farklı, pahalı ve ulaşılması zor egzersiz aktiviteleri (aikido, tai-chi) öğreneceksin (dördüncü ayıp)

 

Bu listeleri ve aktiviteleri anlatan bir kitap ve/veya CD çıkarıp satacaksın (beşinci uyanıklık)

 

Bu alanlardan kazandığın paralarla da yetinmeyecek, içinde ne olduğu belirsiz bitkisel karışımlar bulunan içecekleri veya tabletleri, bu saçma sapan diyetlerin ayrılmaz bir parçası gibi satmaya çalışacaksın (altıncı ticari kural)

 

Diyet mucitlerinin sizi bekleyen başka numaraları da var: Yosun hapları, zayıflama tozları, detoks şurupları, yağ eritici iğneler, bedene yapıştırılınca zayıflatıveren filaster-patch’ler (yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu günahlar)

 

HER BAHAR DİYETLE BAŞLAMASIN

Eğer kilo sorununuz olduğunu düşünüyorsanız (düşünmek yetmez, beden kitle indeksinizi ve bel çevrenizi ölçmek gerekir); bundan kurtulmak için baharın ilk günleri iyi bir başlangıçtır. Bedeninizi de doğa gibi kış uykusundan uyandırmak, ona yeniden sağlık ve form kazandırmak için bu aylar en uygun zamandır.

 

Bunu başarmak istiyorsanız; işe neyi, nerede, ne sıklıkta yanlış yaptığınızı sorgulayarak başlayın. Doğru ve samimi kararlar vermek, bu kararların arkasında durmayı becerebilmek, ama işi gereğinden çok abartıp kilolarla yapılan bir kavgaya çevirmemek gerek. Doğru bilgilerle, doğru ve sürekli desteklerle hareket etmelisiniz. Yoksa, her bahara diyetle başlayan bir "diyet bağımlısı"na dönüşebilirsiniz!

 

FAZLA KİLOLARIN DÖRT NEDENİ VAR

Fazla kilolu olmanın dört nedeni var: Aşırı kalori tüketmek, yeteri kadar hareket etmemek, yeme davranışlarını kontrol edememek (kontrolsüz gıda tüketmek) ve bedensel veya ruhsal bir sağlık sorunu nedeni ile vücuda yağ biriktirmek... Bazen de bu sebeplerden biri değil birkaçı, hatta hepsi birden sizi yağlanma sürecine sokabilir. Yapılması gereken şey, yanlışı veya yanlışları belirleyip, ortadan kaldırmaktır.

 

Tiroit bezi tembelliği nedeni ile veya kullandığı depresyon ilaçlarının yan etkisi sonucu kilo alan birine, tıbbi bir çözüm üretmek yerine onu sıkı bir diyetle günlerce aç bırakarak birkaç kilo verdirebilirsiniz. Ne var ki verdiği birkaç kiloyu, o dayanılması zor açlık kürlerini veya diyet kamplarını terk ettikten en geç birkaç hafta sonra fazlasıyla geri alacağından hiç kuşkunuz olmasın.

 

HIZLI KİLO KAYBI TEHLİKELİ

Bir kez daha hatırlatalım: Kilonuzu yönetmenizin çaresi asla "sadece diyet yapmak", saçma sapan kalori listelerini şuursuzca uygulamak değil. Doğru bir kilo yönetimi, hem fazla kalorileri törpülemeyi, hem tembellikten vazgeçmeyi, hem de (eğer varsa) yeme davranışı bozukluklarınızı düzeltip sağlık sorunlarınızı çözmekten geçiyor. Hiçbir bilimsel kilo yönetimi programı, ayda dört kilodan fazla kilo kaybını sağlıklı bulmuyor. Orta yaş ve sonrasında ise kilo kaybını ayda iki-üç kilo ile (morbid obezite sorunu haricinde) sınırlıyor.

 

Hızlı ve bilinçsiz kilo kaybının metabolizmanızı bozacağını, hormonal dengenizi sarsacağını, kemiklerinizi zayıflatıp saçlarınızı azaltacağını, damarlarınızı kolesterol kırıntıları ile dolduracağını ve sizi mutsuz, ümitsiz ve hırçın bir "müzmin diyetçi" yapacağını aklınızdan çıkarmayın.

 

Antidepresanları bırakırken dikkat edin

Uzun süredir antidepresan alıyorsanız, ilacınızı aniden kestiğinizde "anti-depresan bırakma sendromu" olarak bilinen bir tıbbi durumla karşılaşabilirsiniz. Bu durum kendini üzüntü hali, sinirlilik, baş ağrıları, yorgunluk, bulantı, kusma ve hatta ishal şeklinde gösterebilir. Bu nedenle doktorunuza danışmadan antidepresan kullanımını kesmemeniz gerekir. Doktorunuz, ilacınızı muhtemelen yavaş yavaş azaltarak kesecek, bu da beyninizin ilacın yokluğuna alışmasına yardım edecektir. Dr. Ece HATTAT

 

Besin seçimi neden önemli

Yaşamı tehdit eden en yaygın altı hastalık (kalp hastalıkları, kanser, felç, diyabet, kronik karaciğer hastalıkları ve siroz, aterosklerozis), insanların yiyip içtiklerinden etkilenir. Her ne kadar diğer faktörler (öncelikle genetik oluşum) hastalık riskinizi belirlese de sağlıklı bir diyet, bir hastalık gerçekleşmeden genetik eğilimi önleyebilir veya geciktirebilir. Daha sağlıklı ve uzun bir yaşam sürmek için, daha az kalori tüketmeli, daha az yemelidir. Ne kadar çok kalori tüketirseniz, ömrünüz o kadar kısalır.

 

Bahar buluşmalarına son

Geçen sene bu zamanlarda bir diyet programına başlamıştım. 4 ayda 8 kilo verdim. Ancak kış döneminde 6 kiloyu geri aldım, şu anda 85 kiloyum, yaşım 43... Bu sene artık tamamen bu işi halletmek istiyorum. Yeni bir program için nelere dikkat etmeliyim?

 

Zayıflama programlarının hemen hepsi işe yarayabilir. Yeter ki günlük yakacağınız kalori miktarını artırıp, aldığınız kalorileri azaltın ve ihtiyacınız olan motivasyonu sağlayabilen bir program benimseyin. Güvenli ve başarılı zayıflama programını seçerken bazı noktalara özellikle dikkat etmeniz gerekiyor.

 

Diyetiniz güvenli olmalı: Temel besin öğelerini (vitamin, mineral, protein, karbonhidrat ve yağ gibi) günlük önerilen dozlarda (RDA) mutlaka içermeli. Zayıflama diyetinde temel besinlerde değil, yalnızca kalori (enerji) miktarında azaltmaya gidilmeli...

 

Doktor kontrolleriniz yapıldı mı?: Diyet aslında beslenme alışkanlıklarınızın tedavi edilmesidir. Bunun yanı sıra kötü alışkanlıklarınızın vücudunuza verdiği hasarların belirlenmesi için diyete başlamadan önce doktor kontrolünü unutmayın!

 

Kaybettiklerinize dikkat: Yeterli ve dengeli bir beslenme planı ile uygun görülen kalori kısıtlamaları büyük oranda yağ kaybını sağlar. İlk haftalarda beklentileriniz yüksek olduğu için su kayıplarına aldanmayın. Haftada 3-4 kilo vermek mucize olsa gerek.

 

"Egzersiz şart" diyen programa güvenin: Sizi "yo-yo" diyetlerinden kurtaracak en önemli unsur, diyetle beraber yürüteceğiniz egzersiz programıdır. Başladığınız programda egzersiz danışmanı varlığını araştırın.

Damar sertliği riskinizi öğrenin

Damar sertliği riskinizi öğrenin

 

Damar sertliği sessizce ilerleyerek kalp krizi, felç, bacak kesilmesi, böbrek yetmezliği gibi ciddi sonuçlar yaratıyor. 20 dakika süren basit bir ultrason incelemesiyle bu hastalıklar ortaya çıkmadan damarlardaki riskler belirlenebiliyor. 

 

Damar sertliği nedir?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil:

Atardamarlarda yıllar içinde kolesterol, kireç ve

bazı kan elemanlarının birikmesiyle ortaya çıkan hastalığa damar sertliği diyoruz. Atardamarlar kalpten pompalanan temiz kanı alıp vücudun diğer organ ve dokularına götürmekle görevlidir. Hastalık sonucunda bu damarlar daralabilir veya tam tıkanabilir. Halk arasında damar kireçlenmesi adıyla da biliniyor. Günümüzde ilk sıradaki ölüm sebebidir.

 

Sebepleri neler?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Atardamarların 3 tabakası var. Bazı faktörlerin etkisiyle en içteki tabaka zamanla bozulur. Bozulan bölgeye kandaki kolesterol, kalsiyum gibi bazı maddeler birikmeye başlar. Bunun sonucunda damar daralır veya tamamen tıkanır.

Bu da, o damardan kan geçişinin azalması ya da hiç kan geçmemesi anlamına geliyor. Batı toplumlarında tüm ölümlerin neredeyse yüzde 50'si damar sertliği sonucu gelişiyor. Bu oran vücuttaki her türlü kansere bağlı ölümlerin toplamının 2 katından fazlası demektir. Ayrıca birçok hastada da çok önemli sakatlıklara neden oluyor.

 

Damar sertliği tek bir hastalık mı?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil:

 

Damar sertliği vücuttaki atardamarları tutan bir hastalıktır. Birden fazla damarın tutulması çok yaygın görülür. Damar sertliğini kalp, beyin, böbrek ve bacak damarları hastalığı diye 4 gruba ayırabiliriz.

 

Neden ortaya çıkıyor?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil:

 

Hastalığın ortaya çıkışını tek bir nedene bağlamak mümkün değil. Genetik yatkınlıktan bahsedilse de bunun nasıl damar sertliğine yol açtığı maalesef tam olarak bilinmiyor. Büyük ihtimalle tam bilinmeyen

bazı genetik etkenler, risk faktörlerinin de etkisiyle damar sertliğinin oluşumuna katkıda bulunuyor.

 

Bu risk faktörleri neler?

 

İleri yaş (50 yaşın üzeri)

Cinsiyet faktörü (erkek olmak)

Kalıtım (ailede damar sertliği)

Yüksek tansiyon

Şeker hastalığı

Sigara içilmesi

Yüksek kan kolesterol seviyesi

Yüksek kan 'homosistin' seviyesi

Damar sertliği

 

belirti verir mi?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Kalp damarlarını tutarsa kalp ağrısına, kalp krizine; boyun damarlarını tutarsa geçici veya kalıcı inmeye (felç) yol açar. Böbrek damarlarını tutarsa tedavisi zor yüksek tansiyona veya böbrek yetmezliğine; karın veya göğüs içi büyük damarı tutarsa balonlaşma (aort anevrizması) ve patlamaya neden olur. Damar sertliği bacak damarlarını tutarsa yürürken ağrı, yara, kangren ve ileri evrede bacak kesilmesi ile sonuçlanabilir. Belirtiler ortaya çıkmadan önce tanı konulabilirse birtakım etkin tedavilerle inme, böbrek yetmezliği, anevrizma ve bacak sorunları önlenebilir. Amaç risk grubundaki hastaları saptayarak koruma altına almak.

 

Ne sıklıkla görülür?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Türkiye'de henüz güvenilir bir rakam yok, ancak hastalığın sık görüldüğü bir gerçek. Özellikle uzun yıllar sigara içen ve 50 yaşın üzerindeki erkeklerde ortaya çıkma riski fazla. 20 yıl çalıştığım İsveç rakamlarını baz alarak cevap vereyim isterseniz.

 

Yaklaşık 9 milyon insanın yaşadığı İsveç'te kayıt altında olmayan hiçbir bilgi yok, bu nedenle çok doğru oranlar vermek mümkün. İsveç'te her yıl  1000 kişiden 6'sı ani kalp krizi geçiriyor.

 

Ayrıca 1000 kişiden 7'sinde henüz şikayet vermemiş kalp damarı sertliği bulunuyor. Dolayısıyla İsveç'te kalp damarı sertliğinin sıklığı 1000 kişide 13'tür. İşin korkutucu yanı, bu hastaların en az yüzde 30'unun diğer damarlarında da hastalık var. Yine İsveç'te her yıl 1000 kişiden 3-4'ü inme geçiriyor. Bu hastaların yüzde 25'inde inme nedeni, boyun damarlarında olan damar sertliğine bağlı aşırı darlıktır. Aort anevrizmasının oranı boyun damarlarındaki sıklığa yakındır. Böbrek damarlarında darlık ise 60 yaşın üzerindeki insanların yüzde 6-7'sinde görülüyor. Bacak damarlarındaki darlık ve tıkanıklıklar, 55 ile 74 yaş gurubunda yüzde 15 oranında ortaya çıkıyor.

Ev kazalarının en önemli 10 tanesi

1- İlaçlar: Özellikle çocuklara ilginç gelen küçük şekerlemelere benzeyen kalp ilaçları geri dönüşü olmayan zehirlenmelere yol açabilir. Aspirin, flor ve demir tabletleriyle olan zehirlenmeler de ciddi sorunlara neden olabilir. Hayvanlar için kullanılan parazit ilaçları ile bitkiler için kullanılan organik fosfor bileşenleri, yaşamı tehdit eden zehirlenmelere yol açabilir.

2- Boğulmalar: Ortada bırakılan yarı dolu bir temizlik kovasında bile çocuklar birkaç saniye içinde boğulabilir. Bu nedenle havuz, su kovası, küvet gibi tehlikeli noktalara dikkat edilmeli. Doğalgaz zehirlenmeleriyle boğulmalar da dikkate alınmalı.

3- Düşme ve Çarpmalar: Çarpılan veya kafanın vurulduğu yerin kütlesel gücü yüksek değilse ciddi bir sorun yaratmaz. Ancak kolon, kiriş ve seramik gibi kitlesi yoğun yerlerdeki özellikle kafa çarpmalarında kısa ve uzun sürede ortaya çıkabilecek ciddi komplikasyonlar görülebilir.

4- Yanıklar: Çocuklu evlerde kural olarak ocağın uzak alanları kullanılmalı. Kaynar su, süt ve çay yanıkları en sık görülen kazalardan.

5- Kimyasal yemek borusu yanıkları: Deterjan ve lavabo açıcılar ağza alındıktan sonra geri dönüşü olmayan yanıklara neden olur; çocuk kurtulsa bile ömür boyu yapay bir yemek borusuyla beslenmek zorunda kalabilir.

6- Yürüteç: En sık rastlanan ev kazalarından! Hem çocuğun yürümesini geciktirmesi hem de ciddi kazalara yol açması nedeniyle yürüteç önerilmez.

7- Trafik kazalarında çocuklar: Her yaştaki çocuk, arabada seyahat ederken oturacağı araba koltuğu mutlaka sabitlenmeli ve kemerle bağlanmalı. Çocuğun oturduğu koltuk, hava yastığından uzakta olmalı. Çocuk kesinlikle önce oturtulmamalı.

8- Vücutta yabancı cisim: Daha çok, yabancı cismin buruna sokulması, nefes borusuna kaçması şeklinde olur. 4 yaşından önce sakız ve fındık-fıstık gibi yiyeceklerin ezilmeden çocuklara verilmesi tehlikeli.

9- Kesici delici aletlerle yaralanma: Bıçak, çakı, iğne ve cam kırıkları en sık rastlanan yaralanma nedenleri. Bunların erişilemeyecek şekilde saklanması ve temizlenmeleri gerekir.

10- Merdiven ve balkon kazaları: Özellikle yazın yanlışlıkla açık bırakılan balkon ve sokak kapıları, düşme sonucu ciddi sakatlıklara ve ölüml

HIZLI ZAYIFLAMANIN ZARARLARI

BEYİN

        Karbonhidrat diyeti beynin fonksiyonlarını düzenleyen özellikle hafıza kapasitesini artıran serotonin maddesini etkiler. Hafıza kaybı ve çeşitli beyin bozuklukları başlar. Zeka kaybı başlar ve beynini hızlı ve doğru karar verme fonksiyonu bozulur.

KALP

        Kısa sürede kilo vermek kalp hastalıklarına yol açar. Tansiyon yükselir ve kalp hastalıkları başlar. Süratli kilo kaybı sırasında yağ kaybıyla birlikte kaslarda zayıflar. Diyet kesildiğinde mide ve karın bölgesi süratle yağ toplar. Şok diyetlerden sonra alınan kiloları kaybetmek çok zordur.

ADALELER

        Protein eksikliği adele zayıflığına yol açar. Özellikle sabahları kahvaltıyı kesmek adeleleri etkiler.

CİLT

        Şok diyet B vitamini öncelikli olmak üzere tüm vitaminlerin ve minerallerin kaybolmasına yol açar. Cilt kurur ve dökülür.

KAN

        Kanda demir azalması nedeniyle çeşitli kan hastalıkları başlar. Anemi ve hemoglobin bozuklukları görülür. Çabuk yorulma, kırgınlık, halsizlik görülür.

SAFRA KESESİ

        Diyet safra kesesi faaliyetini etkiler. Çalışmayan safra kesesi taş üretmeye başlar.

KEMİK

        Süt, yoğurt ve peynirin az tüketilmesinden dolayı ortaya çıkan  kalsiyum eksikliği kemik erimesine yol açar Kemiklerin kırılması kolaylaşır, kırıkların iyileşme süresi ise uzar.

ENERJİ

        Metabolizma bozuklukları lahana diyeti, greyfurt diyeti gibi sebze meyva diyeti sonucu ortaya çıkar.Sadece meyva ve sebze ile beslenenlerde (et ve  balık yemeyenlerde) metabolizma bozuklukları ortaya çıkar, tüketilen her türlü besin kilo yapar