| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Şifalı bitkiler , ürünler

13 "kol" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"kol" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

KEÇİ BOYNUZU - HARNUP

KEÇİ BOYNUZU - HARNUP

Latince Adı:            Ceratonia siliqua

Almanca:                Johannisbrot

İngilizce:                Carob, St.Johnsbred

 

Anadoluda bazı yörelerde harnup olarakta bilinir. Yeryüzünün en eski bitkilerinden olup anavatanı olarak Güney Anadolu, Suriyr, Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Fas, Tunus, Cezayir, İsrail ve Libya olup memleketimizde, Antalya, Mersin, Silifke, Datça dolaylarında yaklaşık 1500 km2 lik sahil şeridinde doğal olarak yetişmektedir. Keçiboynuzu, yetişmeye başladığı ilk 15 yıl meyve vermeyen bir bitkidir. Meyveleri ilk başlarda yeşil olup, olgunlaştıkça kahverengileşen ve tam olgunlaşınca parlak kahverengi renk alır.

Keçiboynuzunun en büyük özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidirki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir.  Bir çok insan tanıdım, alerjik nefes darlığı çeken; Bu insanlar yılın belli mevsimlerinde kortizon tedavisinden başka çare bulamıyanlardı. Öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatıyorlardı. Keçiboynuzunu önerdiğim bu insanların çoğu daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıklarını anlatıyorlardı. Çocuklarda, keçiboynuzu (harnup) reçetesini uygularken dikkat edeceğiniz en önemli nokta, günde bir defa sadece sabah kahvaltısı arasında tüketilmesidir. Öğle veya akşam uygulanmaması gerekir. Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenlerde bu kürden olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir. Harnupda bulunan bazı etkin maddeler aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Tablo: Keçiboynuzunda bulunan bazı etkin maddeler

Alpha-aminopimelic acid

concanavalin

Beta-D- glucolgallin

Myo-inositol

Beta-D-...galloylglucose

Pentosane

Capronic acid

Primverose

Catechin-tannin

Tannin

Ceratose

Tocopherol

Chiro-inositol

Xylose

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan bir maddedir ki, bu özelliklerinden bazıları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Tablo: Gallic asitin etkin özellikleri

Analgesic

Ağrı kesici

Antiallergenic

Alerjiye karşı

Antiasthmatic

Astıma karşı

Antibacterial

Bakteri yok edici

Antibronchitic

Bronşite karşı

Anticancer

Kansere karşı

Antihepatotoxic

Karaciğeri toksinden arındırıcı

Antioksidant

Serbest radikalleri yok edici

Immunostimulant

Bağışıklık sistemini güçlendirici

Antiviral

Mikroplara karşı

antiseptic

antiseptik

cancer-preventive

kansere karşı koruyucu

antinitrosaminic

nitrozamin yok edici

bronchodilator

Bronş genişletici

antipolio

çocuk felcine karşı

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi gallik asit çok yönlü bir maddedir. Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.

 Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkan. Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır. Sigara içenler keçiboynuzu kürüne başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.

Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir. Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu, bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır. Keçiboynuzunun bu koruyucu özelliği tabiat ananın insanlara olan bir lütfudur. Değerli okuyucu, bir insanın kendi kendine (sağlığı açısından) verebileceği en büyük zarar; sigara içmesidir. Eğer sigara içiyorsanız, keçiboynuzunun uygulama 2 de belirtilen kürünü yapmakta büyük faydalar vardır. Unutmayınız ki, sigara içmek sadece akciğer kanserine yakalanma riskini artırmıyor, genel olarak insan sağlığını olumsuz etkileyen zararlı bir alışkanlıktır. 

Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir. Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır. Burada da belirtmekte tekrar fayda görüyorum bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir. İşte keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır. Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur.

Keçiboynuzu aynı zamanda sperm sayısını artıran özelliğe de sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında çok büyük fayda vardır. Kısaca, sperm sayısı az olanlar için ideal bir bitkisel çözümdür. Sperm sayısının normal değeri 40 milyon dur. Sperm sayıları bu değerin altında olduğu için çocuk sahibi olamayan erkekler için biçilmiş kaftan. Keçiboynuzu kürünü kullananlar sperm sayılarının nasıl artış gösterdiğini hayretle göreceklerdir.

İktidarsızlığa karşı adeta mucize çözüm keçiboynuzudur. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri keçiboynuzu kürü, iktidarsızlığa karşı mükemmel bir çözümdür. Herhangi bir yan tesir olmayan bu uygulama iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için mükemmel bir yardımcıdır. İktidarsızlığa karşı eczanelerde satılan, 2000 yılının bu konudaki en büyük buluşlarından biri sayılan viagraâ (sildenafil citrate) ile mukayese kabul edilemiyecek özellikleri vardır. Viagra’nın bir çok yan tesiri vardır. Özellikle kalp rahatsızlığı olanların kullanmaması gereken bir ilaçtır.

Keçiboynuzu kürünün viagra’dan üstün tarafları:

·        Keçiboynuzunun herhangi bir yan tesiri yoktur.

·        Hem besleyici hem de besin değeri olan keçiboynuzudur

·        Astım, alerjik astım, alerjik nefes darlığı, akciğer kanserini önleyici,

·        Akciğer ödemini yok edici ve sperm sayısını artırıcı ve balgam söktürücü  olarak  olumlu özellikleri vardır. Viagra’da bu özellikler yoktur.

Keçiboynuzu kürü erkeklerin iktidarsızlığına karşı bir gecelik çözümler yerine, tedavi edici ve de kalıcı çözüm getirmektedir. Keçiboynuzu kürü uygulanmaya başladıktan 4-5 gün sonra etkisini göstermeye ve cinsel hayatı dengelemeye başlar. Eğer uzun zamandan beri iktidarsızlık çekiliyor ise bir haftadan itibaren etkisini göstermeye başlar.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla uygulayabilecekleri bir kürdür. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir desdekleyicidir.

Tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum, bitkisel kür uygulamalarını size önerildiği şekilde uygulayınız. Daha çabuk sonuç alırım diye kesinlikle abartarak kullanmayınız. Kitapta belirtilen tüm uygulamaları size önerildiği şekilde hazırlayınız ve uygulayınız. Uygulama sürelerine ve miktarlarına kesin olarak uyunuz. Tabiat ana bir denge, nizam ve kural üzerine kuruludur vede belirli kurallara göre çalışmaktadır. İnsanda, tabiat ananın bir parçası olduğuna göre, insan vücududa aynı şekilde belirli dengeler çerçevesinde çalışmaktadır. Allah yüce kitabında: “Ben bu alemi süs olsun diye yaratmadım, onu bir nizam, düzen, kural ve denge üzerine yarattım” buyurmaktadır. İşte, günümüzde bilim adamları ekolojik dengeden, biyolojik dengeden vede daha bir çok dengelerden bahsetmekteler ve bu dengelerin bozulması durumunda dünyamızı nedenli büyük felaketlerin beklediğini vurgulamaktadırlar. Örneğin, demir. Demir, insan vücudu için hayati önem taşıyan bir maddedir. Demirin eksikliğide, fazlalığıda insan vücudu için zararlıdır.

Bazı insanlar vitaminlerin çok faydalı olduklarına inandıklarından dolayı vitamin haplarını fazla fazla kullanırlar. Çünki, fazlasının insan vücuduna zarar vermediğini zannederler. Unutmayınızki, vitaminlerin eksikliği sağlığımız açısından hayati önem taşırlarken, fazlasıda vücudumuza zarar verirler. Aynı şekilde size önerilen bitkileride belirtildikleri şekilde kullanmak gerekir. Fazla kullanarak daha çabuk sağlığıma kavuşurum diye düşünmek yanlıştır.

Çocuklarda Çinko Eksikliği

Çinko eksikliği, çocukta iştahsızlık,ishal ve kilo kaybına yol açıyor.

Çinko eksikliğinin çocuklarda iştahsızlık, ishal ve kilo kaybına neden olduğu bildirildi.
Konuya ilişkin bilgi veren Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, çinkonun, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, davranış ve öğrenme performansının artması ve çocuklarda büyüme ve gelişim için çok önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye'de toprakların çinko açısından fakir olmasının ve dengesiz beslenmenin çinko eksikliğine sebebiyet verebildiğini ve çinko eksikliğinin demirden sonra en sık görülen mineral eksikliği olduğunu ifade eden Kılınç, şöyle konuştu:

"Çinko en çok çocukluk çağında ihtiyaç duyulan bir mineral. Çinko eksikliği, özellikle bağışıklık sistemini, bağırsakları ve cildi etkiliyor. Bu eksiklik çocuklarda iştahsızlık, ishal ve kilo kaybına neden oluyor. Bağışıklık sistemi etkilenen çocuklar sık sık enfeksiyon geçiriyor. Çinko eksikliği olan çocukların hastalıklara yakalanma riski artıyor. Bu çocuklarda ayrıca büyüme geriliği de görülebiliyor."

Ek Besinlere Geçiş Döneminde Dengeli Beslenme Gerekli
Kılınç, bebeklerde çinko eksikliğinin özellikle ek besinlere geçiş döneminde gözlendiğini, bu dönemde sütten ek besinlere geçişte geç kalınması ya da çocuğa tek çeşit ek besin verilmesinin olumsuz sonuçlar doğurabildiğini ifade etti.

Kılınç, "Çinko eksikliğinin önüne geçmek için çocukların, özellikle ek besinlere geçiş döneminde dengeli beslenmesi gerekir" dedi.

Kılınç, ailelerin ek besinlere geçiş dönemi ve hangi ek besinleri hangi oranda bebeğine vermesi gerektiği konusunda bir doktora başvurabileceğini belirterek, çinko eksikliği bulunan kişilere dengeli beslenme önerisinde bulunduklarını ve çinko içeren hap ve damla verdiklerini ifade etti.

Kılınç, ergenlik döneminde diyet yapan gençlerde de çinko eksikliği görüldüğünü ve diyet yapanların da bu konuda dikkatli olması ve bir uzmandan destek istemesi gerektiğini kaydetti.

Bıldırcın yumurtasının yararları

Tavuk yumurtasına nazaran 5 kat daha fazla fosfor, 8 kat demir, 9 kat protein içeren bıldırcın yumurtasının süt ve balla karıştırıldığında astım, öksürük ve alerjiye çok iyi geldiği bildirildi.

Anadolu Üniversitesi Sağlık Kulubü'nün internet sitesinde yer alan makalade, öksürük rahatsızlığı yaşayan bir doktor başından geçen ilginç olayları anlattı. Operatör Doktor Aytekin Ertuğrul, 6 ay boyunca yaşadığı öksürük rahatsızlığı için uzmanlara gittiğini, ilaç kullandığını ve iyileşemediğini anlattı. Bir arkadaşının tavsiyesi ile bıldırcın yumurtasını sütle birlikte kullanarak içtiğini anlatan Ertuğrul, bunun çok faydasını gördüğünü söyledi.

Doktor Aytekin Ertuğrul, Avrupa'da astım, öksürük ve alerji gibi rahatsızlıkların bıldırcın yumurtası yardımı ile tedavi edildiğini öne sürerek, "Gramajca 5 bıldırcın yumurtası, bir tavuk yumurtasına tekabül etmektedir. Bıldırcın yumurtası 5 kat fazla fosfor, 8 kat fazla demir, 6 kat fazla B1, 15 kat fazla B2 vitamini, 9 kat fazla protein ihtiva ediyor. Güç ve zindelik vermesi, solunum, alerjik astım sorunları için tabii bir antibiyotik olması, lezzeti, salataların, mezelerin süsü, çocuklar için eğlenceli bir vitamin hapı olması ürünün en bilinen özellikleridir. Tavuk yumurtası ile yapılan her şey ve pişirme biçimi bıldırcın yumurtası ile aynen yapılabilir" dedi.
Aytekin Ertuğrul, bıldırcın yumurtasının nasıl kullanılacağını da şöyle anlattı:

"Bir adet bıldırcın yumurtasını bir bardağın içine kırıyorsunuz. Bir kaşık balla karıştırıyorsunuz. Çalkalıyorsunuz. Bir bardak süte tamamlıyorsunuz. Süt oda sıcaklığında veya buzdolabından çıkarıldıktan 10 dakika sonra içilecek. 15 gün süreyle sabahları aç karnına bu kürü yapıyorsunuz. Öksürük kalmıyor, alerjik şikayet kalmıyor. Siz de iyileşme sevincini yaşıyorsunuz. İdame dozu (tedavisi) olarak ayda 5-10 adet yumurta içmeye devam. En az 3 ay."

Terlemeye son

Yaz, güneş, deniz hepsi güzel de şu ter kokusu olmasa... Düşünsene, arkadaşlarınla buluşmuşsun, çok şıksın ama sen hariç herkes burnunu tıkıyor, ne fena değil mi? O halde ter kokusuyla vedalaşmak şart. Hem de en kısa sürede!

Neden terlersin?


Dereceler 28’i göstermeye başladığında koltuk altların başta olmak üzere vücudunun her yeri nemlenir. Sinir bozucu ama bir o kadar da gerekli bir durum bu aslında. Çünkü vücut ısın 37 derecenin üzerine çıktığında baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi gibi sorunlar yaşayabilirsin. Biraz daha yükseldiğinde ise “sıcak çarpması” na maruz kalabilirsin. İşte bu nedenle cildindeki minik dereceler harekete geçer. Kırmızı alarm verildiğinde ter bezleri çalışmaya başlar.
Terin vücudu soğutması bazı kimyasal reaksiyonlara bağlı. Terlemeyle atılan sıvı, cilt yüzeyini soğutmaya başlar. Sıvı soğudukça cilt de soğur. Böylece kan, kılcal damarlar yoluyla cildin en alt tabakasına ulaşır ve kendini soğutur. Soğumuş kan, hızla kalbe ve beyine pompalanarak vücudun soğumasını sağlar. Biraz karmaşık gibi görünse de son derece mantıklı öyle değil mi?

İnce giysiler giy


Bu mekanizmanın sağlıklı olarak işleyebilmesi için, iki temel kural var. Birincisi ince giyinmen. Terin vücudu soğutabilmesi için, bir an önce havayla temas ederek soğuması gerektiğinden ince ve pamuklu giysiler giymekte fayda var. Naylon ve kalın giysilerin ise bunu başarabilmesi mümkün değil. Çünkü hızla kuruyan ve kalın giysiler içinde hapsolan ter bir süre sonra  kokmaya başlıyor.

Bol su iç

İkinci temel kural ise bol su içmen Çünkü sıvıyla birlikte birçok değerli mineral atılmış oluyor. Eğer bu mineraller tekrar geri almazsan, enerji açığı ortaya çıkabilir ve tansiyon düşmesi, baş ağrısı gibi rahatsızlıklar yaşayabilirsin. Ancak içeceğin sıvının sıcaklığı çok önemli. Sıcak içecekler daha fazla terlemene yol açarken, çok soğuk içecekler de kan dolaşımını zorlayabilir.

Kokmayı önlemek için...


Her ne kadar terlemeye ihtiyacımız olsa da ter kokusu kötü bir şey! Normal şartlarda ter, kokusuzdur. Ancak vücudun bazı bölgelerinde, özellikle koltukaltında bulunan koku bezleri, terlemeyle birlikte bir koku salgılar. Bu koku da rahatsız edici değil. Hatta cinsel uyarıcılığı bile var. Ne var ki bu koku, cilt yüzeyindeki bakterilerle birleştiğinde sonuç tam bir felaket oluyor. Bunu önlemek aslında çok da zor değil. Özellikle ter kokusuna karşı üretilen yığınla kozmetik ürünü varken... Ama hepsinden önemlisi her gün düzenli olarak duş almak. Buna imkanın yoksa, en azından koltukaltı bölgeni sabunlu suyla yıkayabilirsin. Bu arada giysilerini de her gün değiştirmeyi unutma! Özellikle tişörtünü yazın sıcak günlerinde asla iki gün üst üste giymemelisin. Gelelim parfüm ve deodorant konusuna... Bir kere bunların hiçbirini terin üzerine sıkma! Aksi taktirde parfümünün kokusu terle karışacak ve çok daha kötü bir kokuya neden olacaktır. Bunun dışında anti-presparant  denilen ter önleyici sticklerden de yararlanabilirsin. Böylece aşırı terini kontrol altına almış olursun.

Stresli günlerde beslenme

Akut stres ile karşılaşan insanlarda adrenalin salgısı artar. Kalp atış hızında artma, ağız kuruması gibi belirtiler ortaya çıkar. Çok sık karşılaşmamak koşuluyla insan strese karşı koyabilir.

Sık tekrarlayan streslerde ise başa çıkamayacağımız birikimler ortaya çıkar. Araştırmalar, kronik stresin vücut direncini kırdığını ve hastalıklara zemin hazırladığını gösteriyor.

Stres sadece kalp veya sindirim sistemine zarar vermez. Bellek kaybı, bağışıklık sisteminin zayıflaması, şişmanlık gibi sonuçlara da yol açar. Yani insanları kısa süre içinde öldürmeyen stres faktörleri, uzun vadede birikim sonucu er veya geç ölümcül hastalıklara zemin hazırlar.
Gereksiz yere nabız hızının artması, kan basıncının yükselmesi, dolaşımdaki yağ ve glikozun metabolize edilememesi sonunda yağların damarlarda plakalar halinde birikmesi felçlere, kalp krizlerine ve şeker hastalığına davetiye çıkartır.

Stresin garip bir etkisi de vücut şeklini değiştirmesidir. Stres anında yağlar enerji sağlamak için yer değiştirirken genellikle karaciğer çevresinde birikir. Araştırmalar, göbekte biriken yağların kortizon benzeri hormonlara duyarlı olduğunu göstermiştir. Streste aşırı salgılanan bu hormon grubu, göbek çevresinde yağlanmaya neden olur. Merkezi şişmanlama da denen bu durum ile kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişkiye de dikkat çekilmiştir. Ayrıca mide ve bağırsakların iç duvarlarına daha az kan gittiği için ise ülser riski artmaktadır.

Sağlıklı ve dengeli bir beslenme, düzenli ve yeterli derecede alınan uyku, hayata pozitif bakabilme, stresi ve zor günleri geride bırakmak için dikkat edilmesi gereken unsurlardan sadece birkaçıdır.

Özellikle bu dönemlerde beslenmenizde B grubu vitaminleri açısından zengin besinlerin tüketimine özen göstermelisiniz. B vitaminleri, karbonhidrat metabolizması, enerji üretimi ve vücuttaki metabolizma işlemlerinin desteklenmesinde temeldir. Zihin yorgunluğu ve aşırı streste, bağışıklık sistemini güçlendirmede, cilt sağlığında beslenme desteği olarak kullanılabilecek bir vitamin grubudur. Tahıllar, kuru baklagiller, süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, balık, karaciğer B vitamininin en iyi kaynakları arasındadır.

Magnezyum sinirleri ve kasları rahatlatır

Magnezyum, sinirlerin ve kasların rahatlamasını sağlamada etkili bir mineraldir. Antistres mineral olarak da bilinir. Özellikle diüretik kullananlarda, alkoliklerde ve yoğun egzersiz yapanlarda magnezyum gereksinimi artar. Badem, brokoli, kabak, fasulye, et, süt, balık, yumurta, çikolata, kuru baklagiller ve tam tahıllar magnezyumun en iyi kaynaklarıdır.

Sağlıklı ve dengeli bir beslenme günlük stresi azaltır anlamına gelmez ama iyi beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde, hastalığa yenilmemesinde ve bağışıklık sistemimizi güçlü kılmada önemli bir yardımcıdır. Özellikle C vitamini, çinko minerali ve A vitamini hastalıklara karşı direncimizin artmasını, bağışıklık sistemimizin güçlü kalmasını sağlar. En basitinden güne güzel bir kahvaltıyla başlamak bile o gününüzü enerjik geçirmemizde ilk adım olacaktır.

PİRİNÇ

Pirinç buğdaygiller familyasındandır ve özellikle sıcak bölgelerde yetiştirilir. Kullanım alanı geniştir, lezzetiyle de beslenmede önemli bir yer kaplar. İçeriğinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve fosfor minerallerinin yanı sıra E, B1 ve B2 vitaminleri bulunur. 100 gram "kuru" pirinçte 357 kcal, 100 gram "haşlanmış" pirinçte ise 125 kcal enerji vardır. Pirinç, mide ve bağırsak hastalıklarında çok faydalıdır, özellikle de ishali kesmekte önemli bir rol oynar. Bu özelliği yapısında bulunan yüksek potasyum sayesindedir. Karmaşık karbonhidrat ve düşük orandaki yağ içeriği ile kolesterolü yüksek kişilerce tüketilebilmektedir. Ayrıca yüksek tansiyonu ve fazla üre miktarını da düşürür.

BİOTİN

Suda çözünen ve B grubu vitaminlerinden biridir. B7 vitamini veya vitamin H olarak isimlendirilir. Cilt, saç ve dolaşım sisteminin sağlığı için gerekli olmasının yanı sıra yağ ve proteinlerin yakılması için de gerekli olan bir vitamindir. Birçok enzimin yapısına girerek gıdaların vücuda yararlı hale getirilmesini sağlar. Kan şekerini düşürür. Balık, yumurta, süt, bezelye, domates, marul, peynir ve lahanada bulunur.

Yeni araştırmalar yeni sonuçlar

Üzüm çekirdeği önemli bir antioksidan. Üzüm çekirdeği ekstresi, E ve C vitaminlerinden yaklaşık 50 kat daha fazla antioksidan özellik gösterir.

Çinkodan sağlık desteği

İştah azlığında, koku ve tat alma duyularında artışta, cilt yaralarımızın iyileşme sürecinde ve saç sağlığımızda vücudumuz çinkodan da destek almaktadır.

Ayran kansere karşı bir koruyucu

Her mevsimin vazgeçilmez içeceği olan ayran, içerdiği yoğurt bakterilerinin antikanserojen etkisiyle kansere karşı koruyucudur. Bununla birlikte kolesterol miktarının azalmasını ve toksik maddelerin etkisizleştirilmesini de sağlar.

Kabızlığı önlemek için kivi yiyin

Kivide bir portakaldaki C vitamininin iki katı bulunur. Potasyum bakımından da zengin olan kivi sindirimi de kolaylaştırır. Kivi ile sütün birlikte tüketimi kabızlığı önlemede etkili bir yöntemdir.

Yemek Yerken Nelere Dikkat Etmeli?

1-Çok Fazla Yemekten Kaçının
Yarı sindirilmiş besinler, bedende çürüyen kütleler oluşturur kan dolaşımını zehirler ve sonuçta tüm sistemi zayıflatır. Açlık hissiniz tam giderilmeden yemeyi bırakın, şeker ve diğer besleyiciler kan dolaşımına geçip, beyni etkiler etkilemez “tok” hissedeceksiniz.

2- Yemek Yerken Huzurlu Olun
Ne yediğiniz kadar nasıl yediğinizde oldukça önemlidir. Acele, yorgun, rahatsız, mutsuz ya da üzgün bir ruh hali ile yemek yerseniz besininiz düzenli biçimde sindirilmeyecek ve tüm besleyici değeri kaybedilecektir. Zihin hayal kırıklığı içinde olduğu zaman tüm beden de aynı durumda olacaktır. İnsanların kızgınlık durumlarında çekilen mide ve karın bölgesi fotoğraflarında, midenin, şişkin, kabarık, katı, kırmızı renkli olduğu, hiç bir esnekliği ve doğal mide hareketlerinin de olmadığı görülmektedir. Zihin ve beden bu durumda sağlıklı bir sindirim gerçekleştiremeyecektir. Psikolojik olarak kendinizi kötü hissettiğiniz durumlarda yemek yemeniz besinleri düzensiz sindirmenizin yanı sıra sindirilememiş besinlerin bedeninizde çok zararlı asitler ve toksinler de üretmesine neden olacaktır. Bu nedenle mümkün olduğu kadar sakin bir durumda, huzurlu ve mutlu bir ortamda yemeye çalışın.

3- Bir Öğünde Çok Değişik Türde Besin Almayın
Çok değişik türdeki besinler sindirim sistemini zorlar ve zayıflatır. Bu nedenle bir öğünde dört çeşitten fazla besin almamaya özen gösterin. Yemeklerinizi mümkün olduğunca basitleştirin ve özellikle baharatlı yemeklerden uzak durmaya çalışın.

4- Yiyeceklerinizi Tam Olarak Çiğneyin
Özellikle pirinç, ekmek, makarna gibi sindirimi ağızda başlayan besinlerin tükürükle karışması gerektiğinden iyice çiğnenmelidir. Tükürük yeterince alkalindir, bu nedenle besinle yeterince karıştırıldığında asidik besinlerin hastalıklı etkilerini nötrleştirmeye yardımcı olur.

5-Yemek Yerken Oturuşunuza Dikkat Edin
Sırtınız dik olarak oturursanız enerji omurganızdan kolayca akar ve sindirim organlarına hiç bir basınç yapmaz. Aslında sindirim için en iyi pozisyon bağdaş kurarak oturmaktır. Ayaktayken yemekten ve birşey içmekten kaçınınız.

6-Yemekten Sonra Bir Süre Dinlenin ve Sağ Burun Deliğini Açık Tutun
Yemek yedikten sonra yorucu fiziksel ve zihinsel faaliyetlerden kaçının. Yemek sırasında bedenin tüm enerjisi, bedenin kan sindirim organları için gereklidir. Kanı fiziksel işler için kaslara veya yoğun düşünceyi sağlamak için beyne göndermek kişinin fiziksel ve zihinsel yeterliliğini azaltır, aynı zamanda sindirimi de engeller.
Bedende omuriliğin çevresinde halkalar çizerek geçen ve her bir burun deliğinde son bulan iki büyük enerji kanalı vardır. Soluk ağırlıkla sol burun deliğinden aktığı zaman, beden sakin, duyarlı durumda kalır. Ruhsal enerji bedende dolaşır ve zihin de bilincin daha duyarlı durumuna yükselir. Bu durum derin düşünce ya da meditasyon için çok uygundur.
Soluk, ağırlıklı olarak sağ burun deliğinden aktığı zaman, beden daha fazla ısıtılmış, zihinle beden fiziksel faaliyet için hazır hale gelmiştir. Bedenin sindirim için ısıya ihtiyacı olacağından, sağ burun deliği yemek sırasında ve yemekten sonra sürekli olarak açık olmalıdır. Yemek sırasında sağ burun deliği kapalı ve sol burun deliği açıksa kuru ve ağır besinler yememek daha iyidir. Çünkü bunları sindirmek daha güç olacaktır. Yemekten sonra soluğun sağ delikten akmasına dikkat ediniz, solunuza doğru yatmak da tavsiye edilebilir, bu sayede sağ burun deliği kendiliğinden açılacaktır.

7-Öğünler Arasında Yemekten Sakının
Besinlerin midenizi terketmesi ve sindirim özsularının tekrar birikip sonraki öğüne hazırlanması yaklaşık olarak dört saat alır. Gün boyunca sürekli ve düzenli olarak yiyorsanız, mide özsuyu yeterli sindirim gücünü taşımayacak ve zayıflayan mide özsuyu besinleri kolayca sindirilmeyecektir. Günde dört öğünden fazla yemeyiniz.

8-Yatmadan Önce Geç Saatlerde Yemeyin
Yatmadan önce yapılacak bir yürüyüş sindirime yardımcı olacak, sizi gevşetecektir. Geceleri uyumakta güçlük çekiyorsanız, bir bardak ılık süt için.

9-Hergün Bol Su İçin
Su, bedeni zehirlerden ve atık maddelerden temizler, saflaştırır. Sağlıklı bir kişi günde 3-4 litre su veya başka içeceklerden içmelidir. Hasta insanlar-özellikle deri hastalığı olanlar- günde 4 veya 5 litre su içmelidir. Çok su içemeyen bir insansanız hergün aldığınız su miktarını artırın. Yemek sırasında ise fazla su içmeyin, aksi taktirde sindirim salgıları seyrelir ve sindirim yavaşlar. İçtiğiniz suya biraz limon ve tuz katabilirsiniz.

10-Çok Sıcak ve Çok Soğuk Yemeyin
Çok sıcak besinler bedeni fazla ısıtır. Ayrıca sınırlı bir ısı aralığında çalışabilen sindirim enzimlerinin çalışmalarını engeller. Aynı zamanda sindirim sisteminin içini kaplayan mukus zarını da bozabilir.
Yemeğinizi yemeden önce biraz soğutun. Öte yandan, çok soğuk besinler ve serinleticiler de bağırsak kanalını büzüştürür, sindirimi çok zorlaştırır. Ayrıca boğazınıza da zarar verici etki yapabilir. Soğuk yiyecekler nazik soluk borularını büzüştürebilir ve onları daha duyarlı hale getirebilir. Çok soğuk içecekler içmenin yarattığı şok astım krizi veya başka herhangi bir alerjik reaksiyona sebep olabilir.

11- Bol Temiz Hava Alın ve Egzersiz Yapın
Bedenin sindirim organlarını kuvvetlendirmesi, uyarması ve sindirimi kolaylaştırması için egzersiz yapmaya ihtiyaç vardır. Bedeniniz uyuşuk ve tembel bir durumdaysa sindirim faaliyetiniz ve tüm sağlık durumunuz rahatsız olacaktır. Çünkü sindirim ateşi bol miktarda oksijen “yakıt”ını gerektirir. Kabızlığın en iyi tedavi şekli her gün bol egzersiz yapmak, en azından hergün açık havada yürüyüşe çıkmaktır.

12-Her Yemekten Önce “Yarım Banyo” Alın
Beden yemek sırasında ve yemekten sonra çok miktarda ısı üretir, bu nedenle yemekten önce serinletilmesi gerekir. Her öğün yemekten önce “yarım banyo” almalısınız.

Dr. Ender Saraç'tan beslenme önerileri

Florya Corner Sağlık kulübü tarafından düzenlenen söyleşiye katılan Sağlıklı beslenme ve yaşam uzmanı Dr. Ender Saraç; spor yapan kişiler için çok önemli pratik bilgiler verdi.

Dr. Ender Saraç, düzenli spor yapmanın mutluluk hormonunu arttırdığını ve spor yapan insanların hayata daha büyük bir şevkle sarıldıklarını söyledi. Saraç, sadece spor yapmanın sağlık açısından yeterli olmayacağını doğru beslenmenin de çok önemli olduğuna dikkat çekti.

Saraç; balık ve tavuğun, kırmızı ete göre çok daha fazla tüketilmesini tavsiye ettiğini ve haftada 3 günden fazla kırmızı et tüketen kadınların; bu hayvanların suni beslenmelerinden ve daha kaslı olmaları için verilen testesteron sebebiyle bol miktarda erkeklik hormonu bilmeden aldıklarının altını çizdi.

Ender Saraç; balık ve tavuğun daha çok tüketilmesini tavsiye ederken özellikle yüksek kollestrol barındıran derilerinin yenmemesi gerektiğini vurguladı. Saraç konuşmasına şöyle devam etti:

“Küçük balıkları kılçıklarıyla beraber yemeğe özen gösterelim. Balığın kılçığında kalsiyum ve iyot var. Ayrıca balığın yağında yer alan Omega 3 vitamini de vücuda çok yararlı. Hamsi’de yüksek miktarda Omega 3 var. Tabi balık tüketirken kızartma yapmamaya dikkat edelim.

Ben kırmızı etin hiç tüketilmemesi gerektiğini söylemiyorum. Vücudun demir ihtiyacını kırmızı et sağlar. Ama yine de haftada 1 -2 kezi geçmemeli. Eti ızgara olarak büftek,bonfile ve köfte olarak tüketebilirsiniz. İşlenmiş hali olan sucuk, sosis ve salamdan olabildiğince uzak duralım.

Yoğun spor aktivitesinde bulunan kişilere de 3 yumurtanın beyazı ve 1 sarısı ile, yağsız peynirle yapılacak menemeni tavsiye ediyorum. İçine bol miktarda maydanoz ve biber de koyabilirsiniz.

Spor yapanlar bol miktarda B ve C vitamini de tüketmeyi ihmal etmesinler. Bu vitaminleri işlenmemiş tahıldan, yumurtanın sarısından, kividen, turunçgillerden ve tüm yeşil çiğ bitkilerden alabilirler.

Özellikle tereyağ ve kabuklu deniz hayvanları kesinlikle tüketmeyelim. Unutmayalım ki dedelerimizden dinlediğimiz tereyağ kullanımına dönük sözler günümüz şartları ile çelişiyor. Çünkü tereyağ; eskiden gürültü, stres, çevre kirliliği olmadan doğal bir hayatta tüketiliyordu. Günümüzde ise bambaşka bir hayat var.”

Cilt Bakımı

Yüz ve boyun dış etkenlerden çok fazla etkilenir. Yüzümüzün cilt yapısı elimizin cilt yapısına benzer. Fakat yüzümüzün cildinin elimizin cildine göre başka sorunları da vardır. Siyah noktalar, sivilceler, yağlanmalar veya kurumalar, kırışıklık gibi. Bunlar cildin gerçek ve en büyük düşmanıdır.

Herkes normal bir cilde sahip olmak ister. Fakat cilt ister normal, ister yağlı, ister kuru olsun asıl önemli olan cilt bakımını bilmek ve cildimizi korumaktır. Cilt bakımı için aşağıdaki doğal ve bitkisel karışımları uygulayabilirsiniz.

Sabah Bakımı

İlk olarak sabah kalktığınızda su ve sabunla cildinizi iyice yıkayın ve yumuşak bir havlu ile kurulayın. Bir süre sonra yani cilt kuruduktan sonra tonikle temizleyin. Yüzünüzü temizlediğiniz pamuğa baktığınızda çok şaşıracaksınız. Az önce cildinizi sabunla temizlememiş gibi pamuk kirlenir. Çünkü sabun toniğin ulaşabildiği kadar cildin derinine ulaşıp oradaki kirleri temizleyemez. Cildinizi temizledikten sonra mutlaka cildinize uygun bir nemlendirici krem sürün fakat cildiniz kuru dahi olsa kreminiz çok yağlı olmasın. Sabah yaptığınız bu basit cilt bakımı cildinizi ve boynunuzu gün boyu dış etkenlerden korur ve cildinize güzellik kazandırır.

Akşam Bakımı

Akşam bakımı da sabah bakımına benzer. Özellikle makyajlıysanız yüzünüzü ve boynunuzu önce sabunla yıkayın, daha sonra tonik veya losyon, bunlar yoksa süt ile iyice silerek temizleyin. Yüzünüzde fondöten veya pudra artığı bırakmayın. Daha sonra cildinize sabah kullandığınızdan biraz daha yağlı bir nemlendirici krem sürün. Kreminizi cildinizin yapısına göre seçmeye özen gösterin. Evet hepsi bu. Basit, ekonomik ve gerçekten faydalı.

Kadife gibi bir cilt için

Cildinize uyguladığınız sabah ve akşam bakımının yanında haftada bir kez uygulayabileceğiniz bazı doğal maskeler yardımıyla da cilt bakımı yapabilirsiniz.

1 adet yumurtanın beyazını iyice çırparak kabartın. İçine bir komposto kaşığı bal ile birkaç damla bademyağı ilave edin. Bu karışımı krema haline gelinceye kadar çırpın (eğer cildiniz kuru ise badem yağını birkaç damla daha fazla katabilirsiniz). Hazırladığınız kremi sabahları yüzünüze sürüp 1-2 saat bekleyin ve daha sonra yüzünüzü ılık suyla silin (haftada bir kez uygulayabilirsiniz).

1 tane muzu soyup iyice ezin ve bunu yüzünüze sürüp 15 dakika bekletin. Daha sonra yüzünüzü su ile yıkayın ve yumuşak bir havli ile kurulayın ve nemlendirici krem sürün (haftada bir kez uygulayabilirsiniz).

Cilde Parlaklık Vermek İçin

1 kaşık bal ile 1 yumurtanın akını iyice çırpıp yüzünüze sürün. 15 dakika bekledikten sonra avuç içlerinizi 4-5 kere yüzünüze bastırıp çekin. Daha sonra yüzünüzü soğuk su ile yıkayın.

Aynı miktarlarda avokado yağı, buğday yağı, saf zeytinyağı ve 2 yemek kaşığı balı iyice karıştırıp cildinize sürün. 10-15 dakika bekledikten sonra cildinizi ılık su ile yıkayın.

Cildinizdeki gözenekleri sıkılaştırmak için

2-3 yemek kaşığı killi toprak ile 2 tane havucun suyunu karıştırıp yüzünüze sürün. 1 saat bekledikten sonra yüzünüzü soğuk su ile yıkayın.

1 litre maden suyuna 1 tutam lavanta çiçeği, 1 tutam ısırgan yaprağı, 1 tutam kırlangıç otu atıp 2 gün bekletin. Sonra bu su ile yüzünüzü silin. 30 dakika bekledikten sonra ılık su ile yüzünüzü yıkayın.

saglikguzellikrehberi

Göz Bakımı

Kadınların çoğu cilt bakımına verdiği önemi göz kapaklarının bakımına vermezler. Oysa kırışmış, tazeliğini yitirmiş bir göz kapağı yaşınız genç olsa bile sizi olduğunuzdan çok daha yaşlı gösterir.

Göz kapağının cildi çok daha incedir. Bu yüzden göz kapağınızın temizliğinde yağlı krem kullanmak yerine tonik kullanın ve daha sonra gül suyuna batırılmış pamukla gözlerinize 10 dakika kompres yapın. Makyajınızı yaparken de temizlerken de gözlerinizi yıpratmayın.

Göz Çevresi Kırışıkları İçin

Bir kaşık yaş maya, 1 çay kaşığı süt, 1 çay kaşığı elma suyu ve 1 çay kaşığı balı iyice karıştırıp göz çevrenize parmak uçlarınızla yedirerek yayın. 20 dakika bekledikten sonra cildinizi ılık suyla yıkayın. (Haftada bir kez uygulayabilirsiniz)

Göz Banyosu

Ihlamur Banyosu: Gözlerinizi kapatacak kadar temiz bir bez veya tülbenti sıcak ıhlamur suyunda bir süre bekletip sıkın ve gözlerinizin üstüne koyup loş ışıklı bir odada sırtüstü uzanın. Soğuyuncaya kadar gözlerinizin üstünde bekletin. Daha sonra yumuşak bir havlu ile silin.

Gölge Banyosu: Ellerinizi birbirine sürterek iyice ısıtın. Gözlerinizi kapayın ve ellerinizi gözlerinizin üzerine koyup 30 saniye bekleyin. Daha sonra ellerinizi gözlerinizden çekin. Gözlerinizi açmadan 30 saniye daha bekleyip gözlerinizi açın bu hareketi 5 kez tekrarlayın.

Sokak Dondurması Yemeyin!

Sıcak yaz günlerinin gelmesiyle birlikte dondurma mevsimi de başladı. Büyük küçük herkesin vazgeçilmez lezzeti olan dondurmanın yol açabliceği tehlikeler konusunda Sağlık Bakanlığı uyardı: Güvenilir olmayan yerler ve sokak satıcılarından alınan dondurmaların insan sağlığını tehdit ediyor...
Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, sıcak yaz günlerinin gelişiyle birlikte başta dondurma olmak üzere buzlu gıdaların tüketiminin arttığı belirtilerek, sağlıksız koşullarda üretilen ve satılan dondurmalarda bakterilerin kolaylıkla üreyebildiği, bu nedenle özellikle açıkta satılan dondurma ve buzlu içecekler tüketilirken dikkatli olunması gerektiği bildirildi.
Güvenilir olmayan yerler ve sokak satıcılarından alınan dondurmaların, insan sağlığını tehdit ettiği vurgulanan açıklamada, “Süt, mikroorganizmaların üremesi için çok iyi bir ortamdır. Bu nedenle dondurmanın pastörize sütten yapılması ve hijyenik koşullarda üretilmesi çok önemli? izinsiz üretilen veya son kullanma tarihi geçmiş ürünler asla satın alınmamalı. Ayrıca bu tür gıdaların servis edildiği soğutucuların yeterli soğuklukta ve çalışıyor durumda olması da göz ardı edilmemeli. Sağlıksız ve hijyenik şartlardan uzak dondurma ve buzlu ürünlerin tüketimi hastalıklara davetiye çıkarıyor” denildi.
Açıklamada, sağlık ve hijyen kurallarına uygun üretilen ve satılan dondurmaların, protein ve karbonhidratın yanı sıra A, B, C, D, E vitaminleri ile kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineralleri içerdiği kaydedilerek, bu nedenle uygun ortamlarda üretilen ve satılan dondurmaların besleyici değeri yüksek gıda grubunda yer aldığı ifade edildi.
Açıklamada dondurma üretiminde, sütün yanı sıra şeker, çikolata, kakao, fındık, fıstık, karamel, glikoz şurubu, çeşitli meyve ve kıvam vericiler ile bitkisel yağ, doğal ve doğala özdeş aromaların da yer aldığı belirtilerek, bu katkı maddelerinin, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından izin verilen Türk Gıda Kodeksine uygun olması gerektiğine işaret edildi.