| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Şifalı bitkiler , ürünler

29 "okul" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"okul" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Zeytinyağının mucize yararları

Zeytinyağının mucize yararları  

 

 Akdeniz mutfağının vazgeçilmezi, tam bir antioksidan deposu olan zeytinyağının yararları saymakla bitmiyor. İşte zeytinyağının sağlıklı ilan edilmesinin 5 nedeni:

 

* Kanser riskini azaltır:

İçerdiği 'polyphenols', bitkisel antioksidan ile hücreleri kanserden korur. Tekil doymamış yağ oranı kansere karşı etkilidir.

 

* Kalbi korur:

Kalbiniz için zeytinyağından daha iyi hiçbir şey yoktur. İyi kolesterolü yükseltir (HDL), kötü kolesterolü (LDL) düşürür, kandaki yağ oranını dengeler, itihabı ve diğer kalp hastalıklarına neden olan sağlık sorunlarını önler.

 

* Kan basıncını düşürür:

İçerdiği etkili antioksidanlar damarları güçlendirir ve genişletir.

 

* Kilo vermenizi sağlar:

Kendine has lezzeti ve doymuş yağ oranının düşük olması kilo vermeye yardımcıdır.

 

* Baş ağrısını azaltır:

Eğildiğinizde başınıza doğru saplanan bir ağrınız varsa; salata ve sebzelere düzenli ekleyeceğiniz zeytinyağı sayesinde hem bu ağrıdan hem de mide sorunlarından kurtulabilirsiniz.

KEÇİ BOYNUZU - HARNUP

KEÇİ BOYNUZU - HARNUP

Latince Adı:            Ceratonia siliqua

Almanca:                Johannisbrot

İngilizce:                Carob, St.Johnsbred

 

Anadoluda bazı yörelerde harnup olarakta bilinir. Yeryüzünün en eski bitkilerinden olup anavatanı olarak Güney Anadolu, Suriyr, Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Fas, Tunus, Cezayir, İsrail ve Libya olup memleketimizde, Antalya, Mersin, Silifke, Datça dolaylarında yaklaşık 1500 km2 lik sahil şeridinde doğal olarak yetişmektedir. Keçiboynuzu, yetişmeye başladığı ilk 15 yıl meyve vermeyen bir bitkidir. Meyveleri ilk başlarda yeşil olup, olgunlaştıkça kahverengileşen ve tam olgunlaşınca parlak kahverengi renk alır.

Keçiboynuzunun en büyük özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidirki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir.  Bir çok insan tanıdım, alerjik nefes darlığı çeken; Bu insanlar yılın belli mevsimlerinde kortizon tedavisinden başka çare bulamıyanlardı. Öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatıyorlardı. Keçiboynuzunu önerdiğim bu insanların çoğu daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıklarını anlatıyorlardı. Çocuklarda, keçiboynuzu (harnup) reçetesini uygularken dikkat edeceğiniz en önemli nokta, günde bir defa sadece sabah kahvaltısı arasında tüketilmesidir. Öğle veya akşam uygulanmaması gerekir. Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenlerde bu kürden olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir. Harnupda bulunan bazı etkin maddeler aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Tablo: Keçiboynuzunda bulunan bazı etkin maddeler

Alpha-aminopimelic acid

concanavalin

Beta-D- glucolgallin

Myo-inositol

Beta-D-...galloylglucose

Pentosane

Capronic acid

Primverose

Catechin-tannin

Tannin

Ceratose

Tocopherol

Chiro-inositol

Xylose

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan bir maddedir ki, bu özelliklerinden bazıları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Tablo: Gallic asitin etkin özellikleri

Analgesic

Ağrı kesici

Antiallergenic

Alerjiye karşı

Antiasthmatic

Astıma karşı

Antibacterial

Bakteri yok edici

Antibronchitic

Bronşite karşı

Anticancer

Kansere karşı

Antihepatotoxic

Karaciğeri toksinden arındırıcı

Antioksidant

Serbest radikalleri yok edici

Immunostimulant

Bağışıklık sistemini güçlendirici

Antiviral

Mikroplara karşı

antiseptic

antiseptik

cancer-preventive

kansere karşı koruyucu

antinitrosaminic

nitrozamin yok edici

bronchodilator

Bronş genişletici

antipolio

çocuk felcine karşı

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi gallik asit çok yönlü bir maddedir. Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.

 Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkan. Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır. Sigara içenler keçiboynuzu kürüne başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.

Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir. Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu, bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır. Keçiboynuzunun bu koruyucu özelliği tabiat ananın insanlara olan bir lütfudur. Değerli okuyucu, bir insanın kendi kendine (sağlığı açısından) verebileceği en büyük zarar; sigara içmesidir. Eğer sigara içiyorsanız, keçiboynuzunun uygulama 2 de belirtilen kürünü yapmakta büyük faydalar vardır. Unutmayınız ki, sigara içmek sadece akciğer kanserine yakalanma riskini artırmıyor, genel olarak insan sağlığını olumsuz etkileyen zararlı bir alışkanlıktır. 

Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir. Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır. Burada da belirtmekte tekrar fayda görüyorum bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir. İşte keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır. Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur.

Keçiboynuzu aynı zamanda sperm sayısını artıran özelliğe de sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında çok büyük fayda vardır. Kısaca, sperm sayısı az olanlar için ideal bir bitkisel çözümdür. Sperm sayısının normal değeri 40 milyon dur. Sperm sayıları bu değerin altında olduğu için çocuk sahibi olamayan erkekler için biçilmiş kaftan. Keçiboynuzu kürünü kullananlar sperm sayılarının nasıl artış gösterdiğini hayretle göreceklerdir.

İktidarsızlığa karşı adeta mucize çözüm keçiboynuzudur. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri keçiboynuzu kürü, iktidarsızlığa karşı mükemmel bir çözümdür. Herhangi bir yan tesir olmayan bu uygulama iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için mükemmel bir yardımcıdır. İktidarsızlığa karşı eczanelerde satılan, 2000 yılının bu konudaki en büyük buluşlarından biri sayılan viagraâ (sildenafil citrate) ile mukayese kabul edilemiyecek özellikleri vardır. Viagra’nın bir çok yan tesiri vardır. Özellikle kalp rahatsızlığı olanların kullanmaması gereken bir ilaçtır.

Keçiboynuzu kürünün viagra’dan üstün tarafları:

·        Keçiboynuzunun herhangi bir yan tesiri yoktur.

·        Hem besleyici hem de besin değeri olan keçiboynuzudur

·        Astım, alerjik astım, alerjik nefes darlığı, akciğer kanserini önleyici,

·        Akciğer ödemini yok edici ve sperm sayısını artırıcı ve balgam söktürücü  olarak  olumlu özellikleri vardır. Viagra’da bu özellikler yoktur.

Keçiboynuzu kürü erkeklerin iktidarsızlığına karşı bir gecelik çözümler yerine, tedavi edici ve de kalıcı çözüm getirmektedir. Keçiboynuzu kürü uygulanmaya başladıktan 4-5 gün sonra etkisini göstermeye ve cinsel hayatı dengelemeye başlar. Eğer uzun zamandan beri iktidarsızlık çekiliyor ise bir haftadan itibaren etkisini göstermeye başlar.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla uygulayabilecekleri bir kürdür. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir desdekleyicidir.

Tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum, bitkisel kür uygulamalarını size önerildiği şekilde uygulayınız. Daha çabuk sonuç alırım diye kesinlikle abartarak kullanmayınız. Kitapta belirtilen tüm uygulamaları size önerildiği şekilde hazırlayınız ve uygulayınız. Uygulama sürelerine ve miktarlarına kesin olarak uyunuz. Tabiat ana bir denge, nizam ve kural üzerine kuruludur vede belirli kurallara göre çalışmaktadır. İnsanda, tabiat ananın bir parçası olduğuna göre, insan vücududa aynı şekilde belirli dengeler çerçevesinde çalışmaktadır. Allah yüce kitabında: “Ben bu alemi süs olsun diye yaratmadım, onu bir nizam, düzen, kural ve denge üzerine yarattım” buyurmaktadır. İşte, günümüzde bilim adamları ekolojik dengeden, biyolojik dengeden vede daha bir çok dengelerden bahsetmekteler ve bu dengelerin bozulması durumunda dünyamızı nedenli büyük felaketlerin beklediğini vurgulamaktadırlar. Örneğin, demir. Demir, insan vücudu için hayati önem taşıyan bir maddedir. Demirin eksikliğide, fazlalığıda insan vücudu için zararlıdır.

Bazı insanlar vitaminlerin çok faydalı olduklarına inandıklarından dolayı vitamin haplarını fazla fazla kullanırlar. Çünki, fazlasının insan vücuduna zarar vermediğini zannederler. Unutmayınızki, vitaminlerin eksikliği sağlığımız açısından hayati önem taşırlarken, fazlasıda vücudumuza zarar verirler. Aynı şekilde size önerilen bitkileride belirtildikleri şekilde kullanmak gerekir. Fazla kullanarak daha çabuk sağlığıma kavuşurum diye düşünmek yanlıştır.

Sarımsağın Faydaları

 

Latince adı 'Allium Sativum' olan sarımsak, yüzyıllardan beri bütün dünyada hem sofraların vazgeçilmez bir yiyeceği olarak, hem de çeşitli hastalıklar için şifa amacıyla kullanılıyor. Anavatanı Hindistan olan ve mutfağımızdan eksik etmediğimiz sarımsağın tarihi, insanlık kadar eski.

 

SARIMSAĞIN TARİHİ

Arkeolojik kayıtlardan, tarihin ilk çağlarında Sümerler'in, sarımsağı bildikleri ve ilaç olarak kullandıkları anlaşılırken, eski Mısırlılar'ın da sarımsağı yedikleri ve ilaç olarak kullandıkları belirtiliyor. Tarihi kayıtlardan, Gizek Piramidi'ni yaptıran Firavun Keops'un (IV. Hanedan) inşaat sırasında işçilere bol miktarda yedirdiği sarımısağın, İsrail oğulları tarafından Mısır'dan Filistin'e getirildiği, oradan Anadolu ve İyonya'ya yayıldığı biliniyor. Haçlı seferleri sırasında ilk defa Fransa'ya getirilen ve bu şekilde Avrupa'nın öğrendiği sarımsak, bugün dünyanın her tarafında yetiştiriliyor.

 

SARIMSAK VİTAMİN DEPOSU

Sarımsağın bileşiminde şekerler, vitaminler (A, B, C), kükürtlü bir uçucu yağ ve içerisinde bol olarak allil sülfür bulunuyor. Sarımsağın özel kokusu ve tadı bundan ileri geliyor. Sarımsağın ihtiva ettiği yağ olan 'Oleum allicine', 1944 senesinde J. Cavallito ve J. Bailey adlı iki bilim adamı tarafından keşfedilmiş. Bu yağın 1 miligramı, 15 OE penisilinin aktivitesine eşit kıymetli bir deva.

 

SALGIN HASTALIKLARA KARŞI KALKAN

Uzmanlar, sarımsağın, salgın hastalıkların yayılmasını engelleyen en önemli faktör olduğunu belirtiyor. Mikroplarla iç içe yaşayan, kontrolsüz yiyecekleri tüketen, kanalizasyonların yollara aktığı gecekondu mahallelerinde yaşan insanların salgın hastalıklarla karşılaşmamasının en büyük sebebi, sarımsak olarak gösteriliyor. Yalnızca mikrobik hastalıklardan insanları koruyan sarımsak, Avrupa'da en önemli ölüm sebebi olarak bilinen kanser ve damar hastalıklarına karşı da insanları koruyor. Bugün dünyada en fazla sarımsak yenen ülke olan Bulgaristan'da kanser ve damar sertliğinden ölenleri sayısı, Avrupa'ya nazaran 6-7 misli düşük. Ayrıca İsveçli çocuklar, çocuk felcine karşı da koruduğu anlaşılan sarımsağı yiyerek okula gidiyorlar.

 

SARIMSAĞIN FAYDALARI

Uzmanların tespitlerine göre, sarımsağın insan sağlığı açısından en önemli faydaları şöyle: Ölümlere sebep olan atardamar kireçlenmesine iyi geliyor. Yara ve çıbanları iyileştiriyor. Krampları yok ediyor. Akciğeri, karaciğeri, safra kesesini ve kalbi kuvvetlendiriyor. Bağırsak kurtlarını ve diğer parazitleri öldürüyor. Mide ve bağırsakları dezenfekte ediyor. Zararlı bakterileri yok ediyor. İştahı açıyor. Nezleyi yok ediyor. Nefes borusu rahatsızlıklarına, bronşite çok iyi geliyor. Veremlilere sarımsak yemeleri tavsiye ediliyor. Tansiyonu düşürüyor. Ateşi düşürüyor. Bağırsak gazlarını ortadan kaldırıyor. Grip mikrobunu öldürerek vücudu bu hastalığa karşı koruyor. İdrar yollarında taş oluşumunu engelliyor. Kalp adalelerini güçlendiriyor. Kalbi besleyen kroner damarları genişletiyor. Cinsel gücü arttırıyor. İdrar söktürüyor. Vücudu sivrisinek ve haşerelerden koruyor. Safra salgısının salınımını arttırıyor. Kabızlığı önlüyor. Saç dökülmesini yavaşlatıyor. Sesi güzelleştiriyor.

 

 

Ahmet İslamoğlu

Yemek Yeme Adabı

Yiyecek ve içeceklerin helal olması lazımdır.
Yemekten önce ve sonra eller yıkanmalıdır.
Yemeğe besmele ile başlanmalı ve yemeği bitirince de elhamdülillah denmelidir.
Yemek kendi önünde ve sağ elle yenmelidir.
Lokma küçük alınmalı ve iyice çiğnenmelidir.
Lokma ağızda iken konuşulmamalıdır.
Bir lokma yutulmadıkça diğeri alınmamalıdır.
Yemeği soğutmak için yemeğin içine üflenmemelidir.
Su içerken, bardağın içine nefes verilmemelidir.
Başkalarını tiksindirecek söz ve davranışlardan kaçınmalıdır.
Yemek israfı edilmemeli, yenilebilecek kadar yemeği tabağa koymalı ve onu bitirmelidir.
Toplu
yemek yenirken, herkes yemeği bitirmeden sofradan kalkılmamalıdır.
Yemeğe önce büyükler başlamalıdır.
Sokaklarda
yemek yenmemelidir.

Yemek yeme eylemi, insanların en önemli gereksinmelerinden olup beslenme ve hayatın devamı amacıyla gerçekleştirilmesi zorunlu bir eylemdir.

İlk çağlarda insanların çiğ yiyeceklerle beslendikleri zamanlarda yemek yeme eylemi çoğu zaman yardımcı araç ? gereç ve mekanlar gerektirmeden gerçekleşmekteydi. Daha sonraları aile yaşantısının gelişmesi yönünde aile bağlarının ortaya çıkması nedeniyle belirli bir gelişim göstermiş ve ateşin de bulunmasıyla pişirerek yeme alışkanlığı toplu halde yemek yeme eylemini ortaya çıkarmıştır. Bu sosyal gelişim sonucunda, insanların doğal gereksinmeleri yanında çalışma saatlerine de bağlı olarak belirli sürelerde giderilmeye başlanmıştır. Bu gelişme yemek yeme eylemini toplu bir eylem haline getirmiş ve aile bireyleri bu etkinliği belirli saatlerde toplu halde gerçekleştirme alışkanlığını elde etmişlerdir. Genellikle bu eylem bir günde sabah, öğle ve akşam olmak üzere 3 kez gerçekleştirilmektedir.

Kontta
yemek yeme eylemi için yemek hazırlama alanını genişletme ve aynı zamanda ev işlerini kolaylaştırma işlemi, konut içinde aynı bir yemek yeme alanı düzenlenmesini gerektirmiştir. Bu gereksinimin eşlerin her ikisinin de çalışması nedeniyle daha da önem kazanarak günümüzde de biçimlenerek gelişimini sürdürmektedir. Ailenin bir araya geldiği aynı zamanda sosyal ilişkilerin gerçekleştirildiği mekan ve alanların biri de konutun yemek yeme alanıdır. Bu bölüm yemek yeme eylemlerinin yanı sıra bireylerin çeşitli iş, günlük konuşma, ilgi alanlarına göre boş vakitlerini değerlendirme uğraşları için kullandıkları bir yerdir. Ayrı bir çocuk odası olmadığı zamanlarda büyüklüğüne bağlı olarak oyun alanı olarak da kullanılabilir.

Tek aile evlerinden genellikle geniş alanların varlığı aile bireylerinin bireysel uğraşlarını da gerçekleştirmesine olanak vermektedir. Ancak çok katı sosyal konutlarda alan darlığı yüzünden
yemek yeme alanı yemek yeme dışında diğer gereksinmelerinin de karşılandığı bir yerdir. Bu amaçla kullanılması özellikle yaşama mekanlarından kopmamasına sağladığı için genellikle yaşama mekanı içinde olması istenmektedir.

 

Ahmet İslamoğlu

KALP HASTALIKLARI İÇİN ŞİFALI BİTKİLER

 

 Asma vücut yağlanmasına, kalp ve böbrek rahatsızlıklarına karşı çok etkilidir.

 

Acı marul çiçekleri toplanır, bol şekerle iyice karıştırılır, güneşte kurutulur. Elde edilen bu lezzetli ilaç kalp hastalıklarına iyi gelir ve kalbi kuvvetlendirir. Bu ilçtan günde 1-2 kahve kaşığı alınabilir.

 

Anason tohumlarını çiğnemek kalp çarpıntısını giderir.

 

Cevizde ki yağın yapılan araştırmaların kolestrolü yükseltmeyip düşürdüğünü ortaya çıkardığından, kalp krizini önlemek için günde üç ceviz yemenin yaralı olduğu anlaşılmıştır.

 

Erik, Erkeç otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Fındık (günde bir avuç) tüketilmesi enfarktüsü önler. Haşhaş tohumları kalp hastalarına iyi etki eder.

 

Karnabahar kalp rahatsızlıklarına karşı etkilidir.

 

Kedi otu kalp atışlarını düzenleyicidir.

 

Kekik kalp çarpıntısını önler.

 

Kereviz, üzüm, soğan, nar kalp yorgunluğuna iyi gelir.

 

Limon, melek otu kalbi kuvvetlendirir.

 

Lahanada bulunan potasyum vücudun suyunu alarak kalp ve dolaşımı rahatlatır. Vücudun zehirini atmasını sağlar.

 

Marul sinirsel kalp çarpıntılarına iyi gelir.

 

Sarımsak kandaki kolestrolü dengelediği için kalp krizi riskini azaltır.

Evlilik meme kanseri riskini azaltıyor

 

Evlenmenin ve çocuk yapmanın, çocuğu emzirmenin meme kanserinde koruyucu rolü bulunuyor.

 

Samsun Meme Derneği Başkanı Prof. Dr. Necati Özen, her 8 ila 12 kadından birinde meme kanseri riskinin görüldüğünü belirterek, “Evlenmenin ve çocuk yapmanın, çocuğu emzirmenin meme kanserinde koruyucu rolü var. Evlenmek meme kanseri riskini azaltıyor” dedi.

Samsun Meme Derneği ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği '1'inci Karadeniz Meme Günleri’ toplantısı bugün Büyük Samsun Oteli’nde başladı. 2 gün sürecek taplantıya Türkiye’nin bu konuyla ilgilenen 20 merkezinden 63 konuşmacı ve yaklaşık 300 kişi katıldı.

Meme kanserinin risk faktörleri, tanısındaki yenilikler ve güncel tedavilerinin değerlendirildiği toplantıda konuşan Samsun Meme Derneği Başkanı ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necati Özen, kadın olmanın meme kanseri riskinin görülmesinde birinci faktör olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Meme dokusunun aktif ve erkeklere göre bol miktarda olması bunun dışında erken adet görme ve geç menopoza girme meme kanseri riskini artırıyor. Ailede meme kanserli bireylerin olması ve bu kişilere yakınlık derecesi de meme kanseri riskini artırıyor.”

'İki kadeh alkol riski artırıyor'

Prof. Dr. Necati Özen, günde iki kadehten fazla alkol tüketiminin de meme kanseri riskini artırdığına dikkat çekerek, “Bu konuda istatistik çalışmaları var. Her gün iki kadehten fazla alkol tüketen kadınlarda daha az veya hiç tüketmeyen kadınlara göre kanser riski yüksek” diye konuştu.

Meme kanseri nedeniyle ameliyat ya da tedavi olmuş hastaların diğer memesinde de yine kanser açısından riskli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Necati Özen, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunları çevre faktörleri gibi bir takım etkenlerle artırmak mümkün. Meme kanseri çağımızın hastalığı. Bu kadar büyük riski olan hastalığın öldürücü boyuttan çıkarılarak tanınıp tedavi edilmesi tek amacımız. Kendi kendini muayene çok önemli.

Kanserin 45 yaş üzerindeki kadınlarda görülme riski de yüksek. Bu nedenle 45 yaşından sonra kadınlarımıza düzenli olarak yılda bir kez mamografi çektirmelerini tavsiye ediyoruz. Bir kadında meme kanserinin bir hücrden bir santimetre çapa ulaşması için 3 ila 5 yıl geçmesi gerekiyor. Bu bir santimetrelik çap dönemi de 45 yaşından sonra karşımıza çıkıyor.”

'Erkeklerde de meme kanseri görülüyor’

Türkiye’de meme kanseri riski açısından dünya haritasına bakıldığında orta riske sahip konumda olduğunu belirten Prof. Dr. Necati Özen, İskandinav ülkelerinde daha sık görülen bir hastalık olduğunu, bunun da çevresel ve genetik faktörler ile beslenme alışkanlıklarından kaynaklandığını vurguladı.

Erkeklerde de meme kanserinin görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Özen, erkeklerdeki meme dokusunun az olduğu için tanısının da erken konabileceğini söyledi. Prof. Dr. Özen, erkeklerin ayda bir kez duş alırken vücutlarını kontrol etmeleri gerektiğini kaydetti. Her 100 kadın meme kanserine karşı bir erkekte bu hastalığın görüldüğünü belirten Prof. Dr. Özen, Türkiye’de meme kanserinin daha sık görüldüğü bölgeler açısından sağlıklı bir haritanın olmadığını da sözlerine ekledi.

Damar Sertliği; Tansiyonu düşür, riskten kurtul

 

Kalp krizi, inme gibi sonuçları olan damar sertliğinden korunmanın en önemli yollarından biri tansiyonu düşürmek. 14/9 üzeri tansiyon mutlaka tedavi edilmeli. Çünkü tansiyondaki her 20 mm civarındaki artış ölüm riskini 2 kat artırıyor.

 

Damar sertliğinden korunma yöntemleri neler?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Korunma yöntemleri 2'ye ayrılır. 1- Hastalık belirtisi ve bulgusu ortaya çıkmadan alınacak tedbirler (birincil korunma). 2- Hastalık belirtisi ve bulgusu ortaya çıktıktan sonra kullanılan önlemler (ikincil korunma). Hastalık belirtisiyle bulgusu birbirinden farklı şeyler. Damar sertliğinin belirtileri şunlar: Kalbe bağlı göğüs ağrısı (anjina), kalp krizi, geçici veya kalıcı inme, tedavisi zor yüksek tansiyon, kan tahlili ile tespit edilebilecek erken böbrek yetmezliği, bacaklarda ağrı, yara veya kangren. Henüz hastalık belirtisi görülmeden tarama sonucu ortaya çıkan bulgular ise şöyle sıralanabilir:

 

Damar ultrasonunun gösterdiği erken değişiklikler, EKG bulguları, özel tip tomografi ile kalp damarlarında görünen kireçlenme veya ayak kan basıncının normale göre düşük olması.

 

Hastalığa yakalanmamak  için ne yapmamız gerekiyor?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Sigara içmemek, egzersiz yapmak, fazla kiloları vermek ve Akdeniz tipi diyetle beslenmek hastalığı önler. Hareketlilik hem damar sertliğinden korur, hem de yakalananlarda hastalığın ilerlemesini yavaşlatır. Yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve kolesterolün erken tanı ve tedavisi korunma açısından çok önemlidir.

 

Ayrıca bu önlemler hastalığın belirtileri ortaya çıkanlarda da son derece önemli. Genetik yatkınlık olsa bile bu önlemler ya hastalığın çok geç çıkmasına ya da çıksa bile daha iyi seyretmesine yardımcı olur.

 

Yüksek tansiyon hakkında neler söyleyeceksiniz?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Kalpten pompalanan kanın organlara ulaşması için kan basıncının yeterli seviyede olması gerekir. Fakat kan basıncı gereğinden fazla olursa bu sefer kalbin işi artar. Çünkü kalp yüksek olan basıncı yenip kanı iletebilmek için daha fazla kuvvetle çalışmak zorunda kalır. Uzun zaman sonra da kalp yorularak yetmezliğe girebilir ve kanı artık yeterli şekilde pompalayamaz.

 

Yüksek basınç ayrıca çevredeki dokulara da direkt zarar verir. Son yıllarda yapılan çalışmalar, yüksek tansiyonun, kalp damarları hastalığı ve inmenin ortaya çıkmasında kesin etkili olduğunu gösteriyor. Buna göre kan basıncındaki her 20 mm civarındaki artış, kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümleri iki kat artırıyor. Demek ki kan basıncı 14'ten 16'ya çıkarsa ölüm riski 2 kat fazlalaşıyor.

 

14/9 üzeri tansiyon mutlaka tedavi gerektirir. Yüksek tansiyon tanısı için farklı aralıklarla birden fazla ölçüm yapılması şart. Diyetle alınan tuz (sodyum) kan basıncını etkiler.

 

Aşırı sodyum alımı, vücutta su birikimine ve tansiyonun yükselmesine neden olur. Bu konu tartışmalı olmasına rağmen halen birçok ülkede sağlık kuruluşları günlük tuz alımının kısıtlanmasını öneriyor. Tuz kısıtlamasıyla beraber sebze ve meyve tüketiminin artırılması ve yağ miktarının azaltılması gerekiyor. Diyetle tansiyonun olması gereken seviyelere getirilmediği hastalarda mutlaka ilaç tedavisine geçilmeli. Aksi taktirde yüksek tansiyon hem pıhtı hem de kanama sonucu oluşabilecek inmeye neden olur.

 

Sigarayı hemen bırakmak mı lazım?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Sigaranın en fazla zarar verdiği sistem damarlardır, diyebiliriz. Sigara içilmesi tüm damar sertliği  tiplerini kötü şekilde etkiler. Fakat en büyük zararlı etkisini kalp ve beyin dışındaki çevre damarlar üzerinde gösterir. Sigara içmek yağ ve pıhtılaşma metabolizmasını kötü şekilde etkiler. Damar iç tabakasının fonksiyonunu bozar. Sigaranın bırakılması ile risk yaşlı hastalarda bile hızla düşmeye başlar. 1 yıl sonra bu risk yüzde 50'ye kadar düşer. 3 yıl sonra da damar sertliği riski  sigara içmemiş olanlarla aynı seviyeye iner. Dolayısıyla sigarayı hemen bırakmak lazım.

 

Akdeniz tipi diyet nedir?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Akdeniz diyeti yüksek oranlarda sebze, meyve, az miktarda et ve tavuk, rafine edilmemiş doğal tahıllar, bol balık, fındık, ceviz gibi sert kabuklu kuruyemişler, doymuş yağ oranı az olan bitkisel yağları içeriyor. Birçok bilimsel çalışma bu diyetin damar sertliğinden ölüm oranını  belirli bir şekilde azalttığını açıkça gösteriyor.

 

Şişmanlığa karşı önlem  almak da önemli mi?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Evet. Aşırı şişmanlık İngiltere'de son  20 yıl içinde 3 kat arttı. Bu ülkede kadınların yüzde 21'i ve erkelerin de yüzde 17'si  aşırı şişman. Bel çevresi kalınlığının  erkeklerde 102, kadınlarda 88 santimin

üzerine çıkması damar sertliği için risk faktörü.

 

Peki kolesterol kontrolü?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil:

Kolesterol hücrelerin yaşamı için gerekli olan yağ benzeri bir madde. Kanda  taşınması için özel taşıyıcı maddelere ihtiyaç var. LDL kolesterol (kötü kolesterol) kanda en fazla oranda bulunan taşıyıcıdır. Kandaki seviyesi artınca damarın iç tabakasında birikmeye başlar ve darlıklara neden olur. Kandaki kolesterolün az bir kısmı HDL kolesterol (iyi kolesterol) tarafından taşınır. İyi kolesterolün kandaki seviyesinin düşük olması damar sertliği riskini arttırır. Sigara, yüksek kalorili beslenme, yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve hareketsizlik LDL seviyelerini artırır. Kandaki istenilen

kolesterol seviyeleri şöyle:

 

Total kolesterol 200 mg/dl'den düşük, LDL 100 mg/dl'den düşük ve HDL 40 mg/dl'den yüksek olmalı. Kolesterolü yüksek olanlarda, eğer damar sertliği yoksa, diyetle kolesterol seviyeleri düşürülebilir. Ama damar sertliği tespit

edilenlerde ne olursa olsun mutlaka ilaç tedavisi başlatılmalı ve ilaç hayat boyu kullanılmalı.

 

Mutlaka egzersiz yapmalı mı?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Haftada en az 5 defa, 30 dakikalık, orta tempolu yürüyüş gerekiyor. Araştırmalara göre, zayıf ama hareketsizlerin damar sertliğine yakalanma riski, aşırı kilolu ama hareketli olanlara göre daha fazla.

 

Hastalık belirtileri olanlarda hastalığın ilerlemesi nasıl durdurulur?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil: Yukarıda bahsedilen önlemlerin dışında her  hastaya damarları koruyucu ilaç tedavisi

başlatılmalı. Bu tedavi, kanın pıhtılaşmasını engelleyen ilaçlar, kolesterol seviyesi normal  olsa da kolesterol düşürücü ilaçların birlikte kullanılmasını kapsıyor. Bu ikili tedavi hayat boyu kullanılmalı. Diğer risk faktörlerinden yüksek tansiyon, erken veya gelişmiş şeker hastalığı, yüksek kolesterol, yüksek homosistinin tedavi hedefleri yerine getirilmeli. Belirtileri olan hastalarda damarların tutulma yerleri, darlık dereceleri ve ne tip bulgu verdikleri girişimsel tedavi seçimini etkiler. Birçok hastada risk faktörlerinin kaldırılması ve koruyucu ilaç tedavisi yeterli olur.

 

Peki bunlar yeterli olmazsa?

Doç. Dr. Sadettin Karacagil:

Gerekli vakalarda ya balon yöntemleriyle ya da açık cerrahi ile tıkanan damar bölgelerinin tedavileri yapılır. Ameliyatın gerekli olup olmadığına karar vermek çok uzun yıllar damar cerrahi tecrübesi gerektirir. Önemle üzerinde durulması gereken nokta şu: Tecrübe vebilgi gereksiz, büyük ameliyatlara engel olur.

Bıldırcın yumurtasının yararları

Tavuk yumurtasına nazaran 5 kat daha fazla fosfor, 8 kat demir, 9 kat protein içeren bıldırcın yumurtasının süt ve balla karıştırıldığında astım, öksürük ve alerjiye çok iyi geldiği bildirildi.

Anadolu Üniversitesi Sağlık Kulubü'nün internet sitesinde yer alan makalade, öksürük rahatsızlığı yaşayan bir doktor başından geçen ilginç olayları anlattı. Operatör Doktor Aytekin Ertuğrul, 6 ay boyunca yaşadığı öksürük rahatsızlığı için uzmanlara gittiğini, ilaç kullandığını ve iyileşemediğini anlattı. Bir arkadaşının tavsiyesi ile bıldırcın yumurtasını sütle birlikte kullanarak içtiğini anlatan Ertuğrul, bunun çok faydasını gördüğünü söyledi.

Doktor Aytekin Ertuğrul, Avrupa'da astım, öksürük ve alerji gibi rahatsızlıkların bıldırcın yumurtası yardımı ile tedavi edildiğini öne sürerek, "Gramajca 5 bıldırcın yumurtası, bir tavuk yumurtasına tekabül etmektedir. Bıldırcın yumurtası 5 kat fazla fosfor, 8 kat fazla demir, 6 kat fazla B1, 15 kat fazla B2 vitamini, 9 kat fazla protein ihtiva ediyor. Güç ve zindelik vermesi, solunum, alerjik astım sorunları için tabii bir antibiyotik olması, lezzeti, salataların, mezelerin süsü, çocuklar için eğlenceli bir vitamin hapı olması ürünün en bilinen özellikleridir. Tavuk yumurtası ile yapılan her şey ve pişirme biçimi bıldırcın yumurtası ile aynen yapılabilir" dedi.
Aytekin Ertuğrul, bıldırcın yumurtasının nasıl kullanılacağını da şöyle anlattı:

"Bir adet bıldırcın yumurtasını bir bardağın içine kırıyorsunuz. Bir kaşık balla karıştırıyorsunuz. Çalkalıyorsunuz. Bir bardak süte tamamlıyorsunuz. Süt oda sıcaklığında veya buzdolabından çıkarıldıktan 10 dakika sonra içilecek. 15 gün süreyle sabahları aç karnına bu kürü yapıyorsunuz. Öksürük kalmıyor, alerjik şikayet kalmıyor. Siz de iyileşme sevincini yaşıyorsunuz. İdame dozu (tedavisi) olarak ayda 5-10 adet yumurta içmeye devam. En az 3 ay."

DİŞ BEYAZLATMA (BLEACHING)

 

Modern toplumlarda bireyler dişlerini görünümünü önemserler, hatta dişlerdeki şekil ve renk bozuklukları kişide psikolojik rahatsızlıklara kadar varan problemlere sebep olabilir. Diş hekimliğinde estetik ve restoratif maddelerin gelişmesiyle pek çok renk, şekil, konum bozuklukları kolaylıkla çözümlenebilmektedir. Renklenmiş dişlerin beyazlatılması (bleaching), diğer restoratif metotlara kıyasla daha ucuz, pratik ve zararsızdır.

Beyazlatma (bleaching) işlemi nedir ve nasıl yapılır?

Beyazlatma dişlerin yapısında (mine ve dentin tabakasında) oluşan renklenmeleri giderme işlemidir. Şu anda bilinen iki değişik beyazlatma yöntemi vardır. Bunlardan ilki hastanın kendi başına uygulayabileceği bir yöntemdir, aşamaları şöyledir:

  • Hekimin ağızdan ölçü alıp, dişlerinizin üzerine takabileceğiniz ince lastik kalıpları hazırlatması,
  • Hastanın kendisi için hazırlanmış özel kalıbın içerisine ilaç yerleştirerek bu kalıbı beyazlatılacak dişlerin üstüne günde en az 6 - 8 saat takması (tercihen uykuda),
  • Tedavinin ortalama 1 - 4 hafta içinde sonlandırılması.

İkinci yöntem ise klinikte bir hekim tarafından yapılan beyazlatmadır ki aşağıdaki şekilde uygulanır:

  • Ağartıcı ilaç bu işlem hakkında deneyimi olan bir hekim tarafından diş üzerine yerleştirilir.
  • İlgili dişin üzerine beyaz renkli ışık kaynağı belli bir süre tutulur.
  • İşlem bittiğinde sonuç hemen gözlenir.

Her iki yöntemde etkin olmasına rağmen tercih, renklenmenin derecesine, tedavinin ne kadar çabuk sonlandırılmak istendiğine ve hekimin görüşüne bağlıdır.

Dişlerde istenmeyen lekeler neden oluşur?

Bunun bir çok sebebi olabilir. En yaygın olanları; yaşlılık, dişleri boyayan maddelerin (kahve, çay, kola, sigara vb.) tüketimi, travmalar, eski protezler, kaplamalar, dolgulardır. Dişlerin oluşumu boyunca kullanılan antibiyotik (tetracycline) veya aşırı florit tüketimi de dişlerde renklenmelere yol açabilir.

Bu durum dişin yapısından ileri gelebileceği gibi diş etkenlerin boyaması ile, gelişim çağında alınan antibiyotik ya da florür nedeni ile, yaşlılıkla, dişe gelen bir darbe nedeni ile de olabilir.

Beyazlatma işlemi kimlere uygulanabilir?

Hemen hemen herkese! Ancak, tedavinin etkili olamayacağı bazı durumlar vardır. Dişhekiminiz tam bir ağız içi kontrol ve teşhisi ile dişlerin bu işlem için uygun olup olmadığını belirleyecektir. Dişleriniz sağlıklıysa daha beyaz ve doğal gülümseme için ideal bir çözümdür.

Beyazlatma işlemi zor ve zahmetli midir?     

Hayır! Ağız sağlığı teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde dişleriniz çok kısa bir sürede, güvenli ve etkin olarak beyazlatılabilmektedir.

Güvenli midir?

Evet! Yapılan araştırmalara göre, dişlerin beyazlatılması dişhekiminizin gözetimi altında yapılırsa son derece etkin ve güvenlidir. Dişler ve dişetleri hiçbir şekilde zarar görmez.

Uygulama süresi ne kadardır?

Genelde, ilk uygulamada beyazlama başlar. Ancak, ideal görüntüye ulaşmak için, uygulamanın 10 – 14 gün devam etmesi gerekir.

Dişler beyazladıktan sonra eski haline döner mi?

Dişler her zaman için eskisinden daha beyaz olacaktır. Ancak, hastaların alışkanlık ve ağız bakımına bağlı olarak yılda bir – iki kez pekiştirme tedavisi gerekebilir.

Özetle bu tedavinin başarılı olabilmesi için neler önemlidir?

  • Kullanılan ilacın markası ve içerği
  • Bu konuda deneyimli bir hekimin tedavisi altında olmanız
  • İlacın kullanılma şekli ve tedavi süresi

Tedavi sırasında nelere katlanmak zorunda kalacağım?

Eğer sigara içiyorsanız lastik kalıp ağzınızda iken sigara içmemeniz (ev ağartması için geçerli). Tedavi'nin bitmesi ile ortadan kalkacak hafif soğuk sıcak hassasiyeti.

Koku hafızayı güçlendiriyor

 

Science Dergisi’nin haberine göre hafızanızı güçlendirmek istiyorsanız, bir gül koklayın. Almanya’daki Lübeck Üniversitesi bilim adamlarından Jan Born ve ekibi, uykunun hafızaya nasıl etki ettiğini bulmak için, deneklere bilgisayardan çift objeler ve kartlar gösterdiler.

Denekler sonra iki gruba ayrıldı ve birinci grup gül kokusu, ikinci grup ise hiçbir şey koklatılmadan uyutuldu. Deneklere uyku sırasında da koku koklatan uzmanlar, uyku sırasında beynin verdiği reaksiyonları MRI cihazıyla ölçtüler.

Deneye katılanların yüzde 97.2’si, bir gün sonra uyumadan önce kendilerine gösterilen kartların yerlerini hatırladılar. Gül kokusunu koklamadan uyuyanlarda ise bu oran yüzde 86’da kaldı. MRI taramalarında da uyku sırasında koku koklatılan deneklerin beyinlerinin hippocampus bölümünde aktivite tespit edildi.